20 Aralık 2013 Cuma

Kategoriler ve İbn Sina el-Mekulât Kategoriler

((KategorilerIe iIgiIi önbiIgi vermesi açısından bir makaIeye atıf yapıp İbn Sina KategoriIerindeki temeI kavramIara geçmeyi düşünüyorum. Aşırı kısa ve kopuk ama öncesindekini anIayınca ve buradaki özet yeterIi oIur sanırım.))

Medhalde zati ve arazi hakkında konuşan İbn Sina Kategoriler'de cevher araz dan bahsediyor.
(10 kategori var 1. si cevher 9'u araz)

Semih Atiş, 'Kategoriler' Hakkında Dört Metin -Rıza Tevfik, İsmail Fennî Ertuğrul, Ali Sedad ve Sırrı Giridî-, Kutadgu Bilig Felsefe-Bilim Araştırmaları Dergisi, s. 5, Mart 2004, İstanbul. 

 
Giriş [[aynen aIdım]]

"Mesele kategorilerin varlık, düşünce (=akıl veya duyu) ve dil'den hangisine ait olduğu ile ilgiliydi ve alâka gösterilen başlıca cihet, en başta marifet nazariyesi olmak üzere çeşitli sahaları kapsamaktaydı. Mesela Empirizm-Rasyonalizm tartışmaları bu kabildendir
Kategoriler bahsi ... öne sürülen yaklaşımların varlık alanını bütünüyle tüketip tüketemeyeceği sorununa (hasr davasına) da yol açmıştı. Bir diğer sorun ise 'Kategorilerin mahiyeti meselesidir ki bu çetin mesele de 'küllîler' tartışmasını doğurmakla kalmamış, aynı zamanda -bilhassa Batı'da- Realizm, Nominalizm, Konseptualizm gibi belli başlı üç akım tarafından doğal sonuçlarına değin götürülmesine yol açmıştır.
Kategoriler meselesi bir yönüyle de tasnif-i ulum ile alakalıdır; zira birbirinden farklı varlık tasavvurlarının yine birbirinden farklı bilgi tasavvurları tevlid edeceği gayet tabii idi. Nitekim böyle de olmuştur [Nitekim ilimler tasnifinin (Tasnif-i ulum veya Tekasim-i ulum bahsinin) metafiziğin füruâtından addolunması bu sebepledir.]''

İbn Sina Kategoriler kitabının aslında Metafizikte incelenmesi gerektiği; ama Aristo mantığın başında incelediği için kendisinin de mantığın başında almak zorunda kaldığı, ama Kategorileri mantığın başında incelemenin çeşitli yanlış anlaşılmalara yol açabileceğine dair öngörülerde bulunuyor.

Semih Atiş'in bu makalesinde ele aldığı dört metinden Rıza Tevfik'in metni en geniş kapsamlı ve anlaşılmaya en müsait metin; diğerleri özet mahiyetinde, konuyu dağınık olarak bilen kişilerde toparlayıcı etki yapacak şekilde yazılmış. 

Rıza Tevfik'in metni ise kategorileri hiç bilmeyen bir kişiye anlatır gibi anlatmış ve kavramın tarihi gelişimini de ele almış harika bir metin.

Metinlerdeki Kategori tanımları 


[[Tırnak işaretsiz kuIIandığım yerIer de asıI metinde aynen geçiyor]]

İ. Fennî Ertuğrul

Categoria Mahmul
yani bir mevzuya isnad olunan sıfat demektir
Maksad mahmulün suret-i isnadıdır.
Aristo, bu suret-i isnadiyye'yi yani bunları teşkil eyleyen muhtelif nisbetleri 10 nev'e tefrik ederek bunlara Mekulat-ı Aşere tesmiye etmiştir.

Her cümle ve kelamda iki had vardır [taraf?]
mevzu mahmul

Kant Aristo'nun listesinin usul ve kaide dairesinde yapılmamış addeder ve hükümler hakkında ale'l-usul [metod!!] diğer bir liste yapmıştır.

aslında 4 tane kategori var ama her birinde 3 er tane olmak üzere toplam 12

Keyfiyet=== icab, selb, tahdid
Kemmiyet=== Vahdet, kesret, külliyet ((imtidad matematik))
Nisbet=== Cevher sebebiyet müşareket ((Mekulat-ı kuvaiyye dynamiques))
Cihet=== Hakikat, imkan vücub ((Mekulat-ı kuvaiyye dynamiques))
(Cihât-ı hüküm (modalites) 3'tür Zaruret imkan imtina. Kant imtina yerine hakikat'i ikame ediyor.)


Ali Sedad


Malumatın mekulat-ı aşereye taksimi
Hakayıkın tertib-i tabiisine muvafık mıdır

Port Royal mantıkçıların bu taksimin bir emr-i itibarîden ibaret olduğu düşünüyor..

Mütekellimûn malumatın 10 kategoriye hasrını caiz görmüyorlar.
Çünkü bazı umur-ı itibariyye bunlardan hariç kalmış
ve Bazıları da aslında umur-ı itibariyyeden ibaret olmakla hakayıktan addolunmuş.

[umur-ı itibariyye, hakayık]

Hükema ile mütekellimun arasındaki fark

Hukema cevheri cisim ve mücerredât olmak üzere ikiye ayırıyor
Mütekellimûn ise mücerredât-ı reddederek cisimleri cüz-la-yetecezzâdan mürekkeb addediyorlar. Bu yüzden Mütekellimûn'da
cevher; cisim ve cevher-i ferdden oluşur şeklinde taksim edilebilir. 

Rıza Tevfik


Mekulat yunancasının tam tercümesi [kavl=söz'den] söylenen söz demek.

[Rıza Tevfik'in hakkında yazılan yazılarda Yunanca bildiğinden pek bahsedilmiyor. Ama Yunanca cümle olarak alıntı yapıp anlamı da şu oluyor diye cümlede kullanıyor. Bir şekilde Yunanca ile ilgilendiği anlaşılıyor.]
[Rıza Tevfik'in açıklamalarından mekule'nin sınıf demek olduğu anlaşılıyor. Zaten yüksek cinsler de bu anlama geliyor.]

Halk lisanında mekule muhakkirane kullanılıyor [[yöntem oIarak bundan bahsetmesi harika]]
Mesela 'hacer şecer [taş, ağaç] mekulesinden', 'serseri mekulesinden' deriz ama 'efendi, kibâr [sosyete] mekulesinden' demeyiz.

[Mekule'nin mekulât ın tekili olduğu açık.]

Istılahta mekulât
Bizce tasavvuru mümkün olan en büyük, en vasi sınıfları gösterir birtakım kelimâttır. Onların heyet-i mecmuası, malumatımızın en basit, fakat en geniş kadrosunu (cadre) teşkil eder.
Mesela tek tek ağaçlar biliriz erik ağacı, ceviz ağacı, çınar ağacı vs. Bunların cümlesini bir kadro dahiline alıp da bir sınıf teşkil edersek ağaç mekulesi deriz. Bu suretle maden mekulesinden ve hayvan mekulesinden o sınıfı temyiz etmiş oluruz.
Burada dahî kalmayıp kadromuzu genişletebiliriz.
ağaç maden ve hayvan arasında bir 'vasf-ı müşterek' bulabilirsek yalnız onu esas tutarak o üç muhtelif sınıfı birleştip daha geniş bir sınıf teşkil edebiliriz; faraza maddiyat mekulesi.

Bu muamele-i zihniyyenin istikra'dan [[Tümevarım]] ibaret olduğu zahirdir. [[Burhan'da İbn Sina cins ten türe gidecek bir nevi TümdengeIim]] Zira cüziyâttan külliyâta irtika suretiyle hareket ettiğimiz aşikardır. Bunda da tecrid (abstraction) ve ta'mim (generalistion) başlıca şartlardır. Her ferdin (individu) hüviyet-i şahsiyesini teşkil eden keyfiyet-i hususiye'yi (proprietes particulieres) ayırıp atmadıkça yani tecrid etmedikçe efrâd-ı mütenevvia arasında ir vasf-ı müşterek olan keyfiyeti bulamaz yani birçok vücuh ile birbirlerinden farklı olan şeylerin -esasi bir vechile- müteşâbih olduklarına hükmedemeyiz. Müşabehet keyfiyetini esas tutup tamim-i hüküm edemezsek bir mekul-i küllî'ye peyveste olamayız. 

((Ecnâs-ı âliye'ye irtika edebilmek için zihn-i beşerin ne suretle hareket edebildiğini herkes bilir. İbtida-yı emirde ale'l-infirâd idrak ve telakki edebildiğimiz mevcudât-ı muhtelife arasında müşâbehetler (ressemblence) görmeye başlıyoruz; sonra bir vasf-ı müşterek teşkil eden o müşabehetleri esas ittihaz ederek birçok efradı bir kadro içine alıyoruz ve bir sınıf (classe) vücuda getiriyoruz. Bilahare bu sınıflar arasında dahi münasebetler ve müşabehetler keşfedip bu sefer hepsinden daha geniş bir sınıf teşkil ediyoruz. ve böylece birçok sınıfları yekdiğerine irca (rediuire) ede ede -gittikçe daha büyük- kadrolar içine derc (integrer) etmiş oluyoruz. Bu muamelenin nihayetinde vasıl olduğumuz ecnâs-ı âliye (genres suprêmes=summa general) işte feylesofların mekulat dediği en vasi kadrolardır.))

Anlaşılıyor ki yaptığımız yalnız tasniften (classification) başka bir şey değildir.
Tasnif mantıkta tarif (definition) için esastır. Ulum-ı tabiiyyede (sciences naturales) dahi malumatımızı zabt u rabta almak için labüdd bir şarttır.

[Dipnottaki bir kitap (Friedrich Adolf) Trendelenburg (1872) yalnız Kategoriler bahsi için bir tarih-i felsefe yazmış. Yazarın burayı epeyce kullandığını düşündürüyor bu dipnot. Almanca öğrenip teyid etmek iyi olurdu.]
[[Trendelenburg A., Historische Beitrage zur Philosophie. Vol I. Geschicte der Kategorienlehre. Berlin 1846.]]

(Hindlerde bütün mevcudatın erkân-ı asliyesi cevahir-i maddiyyedir bu cevahirin birtakım arazları da vardır. Alemde olan her şey bu altı sınıfın kadrosu dahilindedir ilim ve hikmetin zübdesi de budur.
1. dravja cevher. 9'dur: toprak, su, ziya, hava, esir (ether), zaman, mekan, ruh, manas (hiss-i samimi sens intime)
cevahir-i mezkûre bilcümle efâl ve keyfiyâtın mahallidir.
2. guna keyfiyet ve sıfat 24 tür 9 u keyfiyât-ı makule nevini teşkil eder: akıl, zevk, elem, arzu, nefret, iradet, rezilet, fazilet.
3. karma yani fiil dir (action) 5'tir.
4. samanja yani hasais-i müşterekedir -Mantık manasıyla- fârıka-i cinsiyet ve neviyet demektir.
5. Viceshna yani farktır Mantıkta hassa dediğimiz keyfiyettir.
6. Samanaya izafet)

(Yunan-ı Kadim'de Mekulat
Platon'da idealar (a'yân-ı sâbite, mâhiyât) "hakayıı eşyâ" olmak üzere telakki edilir ve yalnız onların mevcudiyet-i müstakillesine inanılır.
İdealar "Mahiyât-ı eşyâ-yı maddiyyenin en güzel ve en mükemmel nümunlarıdır" diye iddia etmiş ve bunlara enmûzec-i evvel (prototype) demiştir
Bu numûnelere kadar çıkabilmek için mevcûdât-ı münferide ve eşyâ-yı mütenevviadan tecrid-i fikr ü nazar etmek ve kesretten vahdete, cüzden külle doğru gitmek şart idi. Platon zihnin bu i'tilâ-yı mantıkîsine (dialectique) diyor ki kendi usulüdür (methode)

Anlaşılıyor ki bu filozofun idealar dediği mahiyât, zaten birtakım ecnâs-ı âliye nunûnelerinden başka birşeyler değildir. ...
Platon nazarında ecnâs-ı mezkure 5'tir:
on= vücûd=l'etre,
tafton=ayniyet=l'identite,
eteron=gayriyet=l'altruite,
kinesis=hareket=le mouvement,
sitatis=sükun=le repos

"Mevcudâtın cümlesine haml ü isnâd olunabilen keyfiyât-ı umumiyye"

Aristo'da farklı yerlerde farklı anlamlarda kullanılmış
mekulat lisanın eşkâl-i umumiyyesidir
mekulat eşyanın en umumi ve en vasi taksimat ve tasnifatına verdiğimiz umumi isimlerdir
mekulat mevcûdât-ı hakikiyyenin bize arzettiği suver-i umumiyye'ye tahsis ettiğimiz tabirât-ı külliyyedir.
kendisi de tam teemmül etmemiş anlaşıldığı kadarıyla [Rıza Tevfik]
Açık bir anlam
mekulat varlığın en umumi görünüşleridir, kendi tatavvurât-ı umumiyyesinin ecnâs-ı âliyesidir.



İbn Sina Kategoriler (Özetin özetinin özeti)


يوجد في موضوع أو لا يوجد  =Mevcûd fî
يقال على موضوع أو لا يقال =mekûl alâ

şeyler
1. bir konuda bulunmaksızın  لافي CEVHERLER
bir konu üzerine yüklem olurlar على  TÜMEL
(tümel cevherler)
2. tikel arazlar لاعلى في 
3. tümel arazlar على في
4. tikel cevher لافي لاعلى


Tekil lafızlarla delalet edilebilen bütün tekil anlamlar şu on şeyden hâlî kalamaz.
-1. cevher
-9 araz.
Mevcud bu 10 kategoride tek anlamla söylenir ama söyleme 3 şekilde olur
-mevzuda mütevati
-mevzuda müttefik
-mevzuda müşekkek



-cevherler fî yoluyla arazların mevzuları alâ yoluyla küllîlerin mevzularıdır.

-şeyler varlıkta ve sübutta zihinde meydana gelmiş bir mefhumda ortaktır (98. prf)

-varlık cins değil

-vücud mahiyete zihinde veya dış dünyada eklenebilir

-10 kategori dışında kategori yok ama cins var.


-nitelik göreliliğe dahil mi tartışması
nitelik bi-z'zat (hakiki) göreli değil

şey 2 kategoriye 2 yönden dahil olabilir
bizzat
bilaraz

(cevher nitelik nicelik ve görelilik kategorileri tartışılıyor Aristo sonrasında 4'e indirilmiş kategori sayısının aslında 10 olduğunu ispatlanmaya çalışılıyor. Rıza Tevfik İbn Sina'da MekuIat'ın asIında 4 oIduğunu söyIüyor. Başka bir görüş de Cevher nicelik nitelik görelilik [bu 4 e indirgeniyor 10 kategori] dışında -fiil infial kategorisinin dahil olduğu- hareket kategorisi olduğu şeklinde [böyIece 5 kategori oIuyor cevher niceIik niteIik göreIiIik ve hareket].)

Mütekabiller
1. mahiyeti mukabiline kıyasla söylenen .baba oğul
2. mahiyeti başkasına kıyasla söylenmeyen.
  a. ya taraflardan birinden ötekine döndürülmeksizin konunun aynıyla yer değiştirmesi . hareket sükun
  b. ya da tersi lkaralığın yokluğu beyazlığın gerektirmiyor.
(zıt ve göreli aynı değil)

önce sonra, mahiyeti başkasına kıyasla söylenmez
zaman
doğa
mertebe
şeref

oluş bozuluş
büyüme solma
istihale intikal dönüşüm yer değiştirme

Farabi Kategoriler Kitabı - Kitabu Kategoryas ey el-Mekulat


[[[Sadece başIıkIar]]

10 en yüksek cinslerin=kategorilerin başlıkları

el-Kavl fi'l-cevher
el-Kavl fi'l-kemm
el-Kavl fi'l-keyfiyye
el-Kavl fi'l-idafe ve'l-mudaf
el-Kavl fi mekuleti metâ
el-Kavl fi mekuleti eyne
el-Kavl fi'l-vad'
el-Kavl fi mekuleti lehu
el-Kavl fi mekuleti en yenfaile
el-Kavl fi mekuleti en yef'ale

burdan sonraki başlıklar levahiku'l-mekulat'tan. [Kendileri kategori olmayıp kategorilerin anlaşılmasında bilinmesi gerekenler]
Levahikul mekulat;
el-mahmul ale'l-mecra't-tabii
el-mahmul ale gayri'l-mecra't-tabii
[bu ilk iki levahik in açıklaması yeni bir başlık altında değil 'el-kavl fi mekuleti en yef'ale içinde yapılıyor.]

el-Kavl fi ma'na ma huve bizzat ve ma huve bil araz.

el-Kavl fi'l-mütekabilat

el-Kavl fi'l-mütelazime

el-Kavl fi ma'na'l-mütekaddem ve'l-müteahhar

el-Kavl fi ma'na 'mean'


[[AyrıntıIardaki tartışmaIar anIaşıIabiIir geneI oIarak meseIa zaman bakımından mertebe bakımından önceIik in ne oIduğu koIayca anIaşıIabiIir. Değişim in aItı türü de oIuş bozuIuş büyüme soIma istihaIe intikaI farkIarı da anIaşıIabiIir. Kem Keyfe İzafet zaman mekan Ia iIgiIi temeI tartışmaIar da var ama KategoriIerin mantığını vermesi açısından bu kadarı şimdiIik yeterIi]]

el-Medhal İbn Sina

Medhal 

Şeylerin mahiyetleri kimi zaman
şeylerin dış dünyadaki varlıklarında olur -a'yânu'l-eşyâ-
tasavvurda olur
min haysu hiye olur

felsefe şeyleri bu bakımlardan inceler diyenler mantığı felsefenin bir parçası saymazlar.

Ama mantık şeylerin bu açılardan incelenmesine yararı olması bakımından felsefenin aletidir.

Bilinmeyenin kazanılması
Bilinmeyeni kazandıran şey: bilinen

Bir şey iki yönden bilinir
sadece tasavvur edilmesi
ve tasdik edilmesi [zihindeki bu suret, şeylerle örtüşür]

ve iki yönden bilinmez..

......................
 [[MedhaI Özetin özetinin özeti Aradaki yer parantezIerini çıkarın kendi içinde bütün bir metin]]

Şeylerin mahiyetleri
Kimi zaman şeylerin dış dünyadaki varliklarinda olur
Tasavvurda olur
İncelenirken bu ikisi bakımından incelenir ayrıca min haysu hiye olmaları bakımından da incelenir

(2. Fasıl dan)
Ama felsefenin görevini şeyleri bu üçü bakımından incelemek olarak görenler mantığı felsefenin bir parçası saymazlar ama mantık -yine bunlara göre- şeyler bu üçü bakımından incelenirken felsefeye yararı olması bakımından felsefenin aletidir
(4. Fasıl dan)
Mantık sanatı bu şeylerin tekillerini dış dünyada tasavvurda min haysu huve olmaları bakımından incelemez
Aksine bu bu şeylerin tekillerini bu Anlamlara ilişen yüklemler konular, tümeller tikeller vb olmak bakımından inceler
Lafızları incelemek de bu zorunluluktan kaynaklanan bir durumdur
Yani lafızları anlamlara delalet etmesi bakımından inelemek mantığın konusu değil
(5. Fasıl dan)
Lafızlar meselesinde mantıkçıyı ilgilendiren tümel lafızların bilgisidir (tikeller felsefi yetkinlik vermez)
Tümelin tümelliği yüklendiği tikellere bir nispetinin olmasıyla gerçekleşir
(Bu nispet ya varlıkla ya düşünülebilmeyle olur)
(Buadaki yükleme de ya mutavaat ya da iştikak yoluyla olur burada inceleyeceğimiz mutavaat yoluyla yüklenenler)
tikele mutavaat yoluyla yüklenen tümelin kısımları
(5 tümel)
(8. Fasıl dan 59. 60. Prf lar)
Tekil tümel lafzın 5 kısma ayrılması
Tekil tümel lafız
Ya zati dir
   Mahiyete delalet edendir
      Mahiyete genel olarak delalet edendir CİNS
      Mahiyete özel olarak delalet edendir TÜR
   Mahiete delalet etmeyendir (varlığa -çeviride- :inniyyet -arapça metinde- delalet eden) FASIL
Ya arazidir
   Yüklendiği doğaya özgü HASSA
   Hem yüklenene hem başkasına özgü. ARAZ-ı AMM
[[Rıza tevfik mahiyetIere PIaton un ideaIarı diyor Hoca derste mücerred mahiyetIer dedi PIaton unkiIere, Min haysu hiye oIması bakımından=mutIak mahiyetIer den farkIı oIarak MedhaI den yoIa çıkarsak İdeaIar tasavvurda oIan mahiyetIere denk geIiyor!!?]]

18 Mart 2013 Pazartesi

Küçük Kıyas Kitabı / Kitabu Kıyasi's-Sağir - Farabi 4



[[bağlantı yerlerini atlayarak yazdım. Farabi nin yüklemli kıyasların basit olanları hakkındaki açıklamalarından önce kıyasla ilg. genel bilgi mahiyetindeki uzun notu buraya alıyorum Hepsi Farabi nin eserinden çıkıyor ama semboller başka bir kitaptan -yazarını bilmyorum kitabın adı mantık-. Karşıtlar karesi gibi. burayı karşıtlar karesi ile beraber düşünün]]

Bir kıyasın sonucunun öznesi küçük terim, sonucun yüklemi büyük terimdir. Kıyastaki ilk iki öncülün her ikisinde de geçip sonuçta geçmeyen ise orta terimdir. Yukarıdaki kıyası dikkate alırsak; sonuç her cisim zamanda olur’un öznesi olan cisim kıyasın küçük terimi, yüklemi olan zamanda olur kıyasın büyük terimi ilk iki öncülün her ikisinde de geçen mürekkeb kelimesi orta terimdir ve sonuçta bulunmaz. Büyük terimin–zamanda olur-  geçtiği önermeye büyük öncül, küçük terimin -cisim-  geçtiği önermeye küçük öncül denir.
Önermenin niceliğine ve niteliğine göre verilen A, E, I, O sembolleri gibi büyük orta küçük terimlere de P M S sembolleri verilmiş. M yi Medium’dan, S’yi Small’dan, P’yi de Pax’tan hatırlayabiliriz. [Pax Romana vardı sanki büyük roma imparatorluğu ideali diye biliyorum ama…]

.1. Orta terim büyük öncülde özne, küçük öncülde yüklem ise I. Şekilden kıyaslardır.
M P büyük terim olan P –sonucun yüklemine bakarak buluyoruz- nin bulunduğu büyük öncülde özne orta terim P.
S M küçük terim olan S’nin –sonucun öznesine bakarak buluyoruz- bulunduğu küçük öncülde orta terim yüklem.
S P kıyasın sonucu sonuç. Öznesi küçük terim. Sonucu büyük terim.

Birinci şekilden kıyaslar mükemmel kıyaslardır ve diğerleri bunlara irca edilir.


.2. Orta terim her iki öncülde de yüklem ise II. Şekilden kıyaslardır.
P M – büyük öncül’ün yüklemi M
S M – küçük öncül’ün yüklemi de M
S P – sonuç öznesi her zaman küçük terim yüklemi büyük terim.

.3. Orta terim her iki öncülde de özne ise III. Şekilden kıyaslardır.
M P
M S
S P
.4. Orta terim küçük öncülde özne büçük öncülde yüklem ise IV. Şekilden kıyaslardır.
P M
M S
S P
Birinci ve dördüncü şekilden kıyaslar çok karıştırılır. Çünkü Türkçe’de önce büyük öncül yazılmasına rağmen Arapça’da –Farabi’de de- önce küçük öncül yazılır. Biz direkt sonuca bakıp ayırt edebiliriz.
Her şeklin kendine özgü darbları vardır ve bu darblar nicelik ve niteliklerine göre değişir sadece. Bunu ayırmak için de A, E, I, O’dan yararlanılır yine.
Mesela 1. Şeklin darbları 4’ü kuvvetli A A A, E A E, A I I, E I O 2 si kuvvetsiz A A I, E A O, kıyas yapıyor. Yukarıdakilerle birleştirirsek;
Birinci şeklin birinci darbı şu şekilde yazılabilir.
MaP  -
SaM
SaP

Biz böyle bir kıyas yazımı gördüğümüzde önce yapmamız gereken kaçıncı şekle ve darba ait olduğunu belirlemek. Biz zaten S’nin küçük terim, M’nin orta terim, P’nin büyük terim olduğunu biliyoruz. A, E, I, O’dan bu örnekte geçen A’nın tümel olumlu –bütün … dır- olduğunu da biliyoruz. Önermenin şekil ve darbını belirlemek için orta terimin yerine bakarız. Büyük öncülde özne küçük öncülde yüklem olduğunu gördüğümüzde 1. Şekil olduğunu anlayabiliriz zaten. Cümle haline getirebilir veya böyle bir kıyas gördüğümüzde sembolik olarak ifade edebiliriz. Farabi’nin her cisim zamanda olur sonucunu çıkardığı örneğin 1. Şeklin birinci darbı olduğunu da fark ederiz. O yüzden Farabi’nin yazdığı örneklerin hepsini yazmadan 4 şekil ve darblarını gösterip Farabi’nin verdiği örneklerin sırayla hangileri olduğunu belirtirsek zeki okur devamını anlar bence.



Şekil. Kategorik-yüklemli kıyasların basit olanları
[şekil küçük oluyor. sıralamada Farabi 1. şeklin ilk 4 babını aynı sırayla, 2. şeklin k 4 babını aynı sırayla, 3 şekli ise 12, 11, 14, 13, 9, 10 sırasıyla yazıyor.]
[[şekli aldığım kitabın ilk sayfasını kopyalamamışım. ama adı mantık-klasik mantık î]]

Bu darblar içinde anlamlı olanlarını Aristo 15 taneye indirmiştir. Bir kıyas 256 şekilde kurulabilir çünkü. Farabi’nin Küçük Kıyas Kitabı’nda saydığı kıyaslar ise sadece ilk üç şekle ait olan kıyaslardır. İlk şeklin dört darbı en mükemmel darblar olup doğruluk kontrolü yaparken diğer darplar bu darplara irca edilir. O yüzden burada sadece Farabi’nin ilk dört darbının örneğini vereceğiz.


İlk şeklin 4 darbı Latince olup bir karşılığı olmayan BARBARA, CELARENT, DARII, FERIO ile kolaylaştırılmaya çalışılmış. [Bizim okulda bir öğrenci MARMARA DARISI CESARET VERİYOR olarak kısaltmış. Bütün cümle olması açısından bence de uygun.] Ferio darbından bir örnek ver dediğimizde birinci şeklin 4. Darbı olduğunu bilip E I O dan nitelik ve niceliklerini alıp hiçbir.. değildir, bazı .. dır. Öyleyse bazı.. değildir. Cümlelerinin içini birinci şekle göre –orta terim büyük öncülde özne küçük öncülde yüklem- doldururuz.
Örnek. Herhangi doğrudur veya yanlıştır diyebileceğimiz bir sonucu alırız. İnsan salaktır. FERIO darbına sokarız. O tikel olumsuzdu. Bazı insanlar salak değildir. Yüklemden büyük öncülün salak küçük öncülün insan olduğunu çıkarırız. 1. Şekildeki yerlerine koyarız. Hiçbir … salak değildir. Bazı insanlar… dır. Öyleyse bazı insanlar salak değildir. Oraya da bir orta terim koyarız. Orta terime  düşünen dersek;
Hiçbir düşünen salak değildir. Bazı insanlar düşünendir. Öyleyse bazı insanlar salak  değildir.
Bu tamamen mekanik bir düşünme şekline yol açabilir ama yine de alışkanlık haline gelebilirse bir düşünme şekli ortaya çıkabilir. Cümle yapılarının ve sıralarının insanların düşünme şeklini açıkladığını söyleyen kişiye göre de bu yapıyı kullanan kişinin düşünce tarzını biliriz. Çıkaracağı sonucu da önceden tahmin edebiliriz.]]]


.2. Birinci şeklin ikinci darbı örnek.
Her cisim mürekkebtir. [A]
Hiçbir mürekkeb ezeli değildir. [E]
Hiçbir cisim ezeli değildir. [E]
Farabi’nin verdiği sırayla yazdığımızda A A A [1. Darb] da üçü de olumlu genel olduğu için küçük öncülü öne yazdığı anlaşılmadı ilk bakışta. Ama burada darblardan birinin CELARENT/CESARET olduğunu bildiğimiz için fark edebiliriz.

.3. Birinci şeklin üçüncü darbı.
Herhangi bir varlık mürekkebtir. [I]
Her mürekkeb zamanda olmuştur. [A]
Herhangi bir varlık zamanda olmuştur. [I]
Yine küçük öncülün önce yazılması. DARII/DARISI darbı.

.4. Hiçbir mürekkeb ezeli değildir. [E]
Herhangi bir varlık mürekkebtir. [I]
O halde herhangi bir varlık ezeli değildir. [O]
Burada küçük öncülü önceye yazmamış, niye? FERIO/VERİYOR darbı.
Neyse şekle bakarak ve varlık=küçük terim, zamanda olmak=büyük terim, mürekkeb=orta terim olarak alırsanız bütün örnekleri kendiniz bulabilirsiniz.
Farabi’nin hangilerini hangi sırayla yazdığı da şekildeki darbların yanında yazıyor. ]]]

Mantıki kıyaslardan -Hulf, şartlı- sonra Farabi, tümevarım, kelamın yöntemi kıyas gaib ale'ş-şâhid=görüneni görünmeyene geçirmek, fıkhi kıyas ve türlerinden ve bunların değerlerinden bahsediyor..
hangi durumlarda faydalı ve zararlı olur kullanılabilir vs..

MANTIKTA 'KARŞITLAR KARESİ' 3

Karşıtlar karesini 'okumak' klasik mantıkta çok önemli.. açık yazmaya çalıştım.. örneklerin her biri her bir olasılığı-durumu gösteriyor. 3 aynı önermenin  nicelik nitelik değişmesi sırasındaki 4 farklı durumu..

el-Fusûlu'l-Hamse - Farabi 2


“Mantık Sanatına Başlamak İsteyen Bir Kimsenin Bilgi Edinmek Zorunda Bulunduğu Bütün Hususlara Dair Olan Bölümler” 


[[Türkçe çevirisi Mübahat Türker Küyel, Farabi'nin Bazı Mantık Eserleri içinde..]]

2. başlık metnin içeriğini daha iyi açıklıyor. El-Fusulu’l-Hamse ise bu bilinmesi gereken şeyleri beş başlık altında inceliyor.

Kısaca özetlersek;

1. Fasıl

İlk bilinmesi gereken menkul isimler; yani halkın kullandığı bir ismin belli bir bilim dalına “nakledilerek” o bilim dalında özel bir anlama gelebilmesi. –terimler diyebiliriz- örn. Nahivcinin ref, nasb, cer e halkın kullanımından başka bir anlam vermesi. Nahivci kullandığında bu kavramı halkın kullandığı anlamda mı yoksa gramerde kullanılan anlamda mı kullandığını bilir.

2. Fasıl 

Öğrenilen şeyler [malumat?]
A. Fikir istinbat reviyye ve istidlal yoluyla bilinmeyenler
1. Makbulat: Kendisine rıza gösterilmiş bir veya birçok kimseden kabul edilmiştirler.
2. Meşhurat: bütün insanlar, insanların çoğu, insanlardan bilgin-akıllı –örn doktorlar- olanların hepsi, bilgin olanların çoğu arasında yaygın olup uygulamasına hiç kimsenin karşı koymadığı birtakım hareketlerdir.
Örn. Ana babaya itaat vaciptir.
3. Mahsusat: beş duyuyla algılanan şeyler.
Örn. Şu oturan Zeyd’dir.
4. Makulat –ilk makuller-: ruhumuzda bilgilerini sanki başlangıçtan beri yaratılmış olarak bulduğumuz ve ilk bakışta bizde nasıl ve nereden meydana geldiklerini bilmeden haklarındaki kesin bilgiyi ve hiçbir zaman olduklarından başka türlü olmalarının caiz ve mümkün olmadığını yaratılıştan bildiğimiz şeylerdir.
Örn. Her üç tek sayıdır.
B. Fikir reviyye istinbat yoluyla bilinenler: yukarıdaki 4 sınıf dışındakileri kıyas ve istinbat yoluyla biliriz.

3. Fasıl

Bir bir şeyde, bir şey yanında, bir şey için, bir şeyle beraber, bir şeyden dolayı
A. Ya zat itibariyle var olur.
Zat itibariyleyse bir şey o şeyin cevherinde bulunur.
Örn. Boğazlanma sonucu ölüm.
10’un içinde 5’in bulunması.
1. Devamlı olur. 10’un 5’lerin varlığına tabi olması.
2. Ekseriyetle olur. Yaşlanınca saçların ağarması.
B. Ya da araz itibariyle var olur.
Örn. Yıldırım çarpası sonucu ölme: ölümün tabiatinde yıldırım yanında var olmak yoktur. Ama yıldırımın tabiatinde bu vardır.

Dördüncü Fasıl

Bir şey bir şeyden
1. Zamanı bakımından önce gelebilir.
a. Geçmişte
i. Şimdiye yakın
ii. Şimdiden uzak
b. Gelecekte
i. Şimdiye yakın
ii. Şimdiden uzak
2. Tabiati bakımından önce gelebilir.
Diğer şey varolduğunda var olur ama ortadan kalkmasıyla ortadan kalkmaz.
Kendisi var olduğu vakit öteki var olmak zorunda değil ama ortadan kalktığında diğeri de ortadan kalkar.
Örn. 1 2’den tabiati bakımından öncedir.
2 olmadan da bir olur 2 olduğunda 1 olmak zorundadır.
Canlı insandan tabiati bakımından öncedir.
Canlı olmadan insan olamaz. Canlı olduğunda insan varolmak zorunda değil. Ama insan olduğunda canlı olmak zounda.
[tabiat bakımından öncelik cins in tür e önceliği gibi.
Örnekleri açarsak;
2 2 tane 1’dir.
İnsan düşünen canlıdır.
3. Sırası bakımından önce gelebilir: mekanda veya sırası olan başka bir şeyde önce gelen, belirli bir başlangıç noktasına en yakın olan. Söz veya kitabın başı.
4. Şerefi bakımından önce gelebilir: hikmet ilmi rakstan hakim rakkastan üstün.
5. Yetkinliği bakımından önce gelebilir: 2 hekimden doktorlukta daha üstün olanı.
6. Sebebi olması bakımından önce gelebilir.
Sadece sebep=> güneş doğması-gündüz olması
Sebep+zaman=> duvarcı-duvar

NOT: Bir tek şeyin bütün bu bakımlardan veya bunların çoğu bakımından önce gelmiş olması imkansız değildir.  Örn. Yaşça küçük hekimin tıpta yaşça büyük hekimden daha yetkin olması.


Beşinci Fasıl

[Burası bir anlamda et-Tavtia’nın son bölümündeki mantık özetine benziyor.]
Bir manaya delalet eden sözler arasında
1. Müfret olanlar vardır.
a. İsim: [MANA] tek başına ve kendiliğinden anlaşılan bir manaya –zatı yapısı ve şekli itibariyle zamanına delalet etmeksizin- delalet eden müfret sözdür. İsmin özelliği zatı bakımından muhbir anh=Mübteda olmaktır. İsimler haber olmaz. Örn. Zeydun [yûcedu] insanun[-en]=Zeyd insandır cümlesindeki insânun haber değildir çünkü insânun ile Zeyd arasında gizli olan ‘bağ fiil, varlık bildiren fiil’ vardır. İnsanun’un haber olabilmesi için huve insanun=o insandır  kâne insânen=insan oldu şeklinde kullanılması gerekir.
b. Kelime: [MANA+ZAMAN] tek başına ve kendiliğinden anlaşılan bir manaya zatı yapısı ve şekli itibariyle zamanına delalet ederek delalet eden müfret sözdür. Fiilin özelliği zatı bakımından haber olmaktır.

Kelimeler [Fiiler]
i. Varlık bildiren fiiller: Türkçe’de ‘dır’ a -imek fiiline karşılık gelen ‘kâne, yekûnu, vecede, yûcedu, emsâ, asbaha vb. fiillerdir.
Bunlara varlık fiilleri denme nedeni bir şeyin bir diğer şey hakkında var olduğunu göstermek, haber ile muhbir anh’ın ‘bağ’ına delalet etmek için kullanılmalarıdır. Bu sadece haber ve muhbir anh’ın ikisi de isim olduklarında ve üç zamana delalet etmeleri istendiğinde böyle kullanılır.
Örn. Zeydun yûcedu âlimen=Zeyd alimdir.
Zeydun kâne fasîhan=Zeyd güzel konuşandır.
Bazen de haberin kendisi olarak kullanılır.
Örn. Zeydun kâne=Zeyd vardır. Mahluktur. P
Zeydun vecede= Zeyd mevcuttur. [vecede, mevcûd]
NOT: Araplar varlık bildiren fiillerin şimdiki zamanını gizleyerek kullanagelmişlerdir.
ii. Varlık bildirmeyen fiiller
c. Edat: bir mana ifade eden şeye [İSİM, KELİME] bitiştirilen ektir. Genelde haber ve muhbir anh ın bir parçasıdır.
NOT: mantıkçılar HABER’e=mahmul, MUHBİR ANH’e=mevzu derler.
NOT: dün, bugün, yarın gibi bir zamanın anlamına delalet eden ama zamanın zamanına delalet etmeyen [sadece MANA=isim] isimleri kelime sananlar olmuştur. Oysa bunların zamana delaleti yürüme’nin zamana delaleti gibi arazîdir.
2. Mürekkeb olanlar vardır. –isim fiil harfin üçü veya ikisinden mürekkebtir.
a. Terkibi haberlerin terkibi olanlar vardır. Örn. Zeydun insanun=Zeyd insandır. Mantıkçılar buna EL-KAVLU’L-CÂZİM, KAZİYYE, HÜKÜM derler.
b. Terkibi şart istisna ve takyidin terkibi gibi olanlar vardır. Örn. Sadîku Zeydin=Zeyd’in arkadaşı, el-insânu’l-ebyad=beyaz insan.. Teşkili bu şekilde olup bir isimle –TÜR- delalet edilen manayı bu mananın kaim olduğu şeylerle –FASIL+CİNS- anlatana HADD, bu mananın kaim olduğu şeylerle anlatmayana RESM denir. [et-Tavtia’nın sonu ile karşılaştır]
Mürekkeb  lafızlar ayrıca
1. Bütünün manası cüz’ün manasına delalet etmeyen: Abdullah sözü tek bir şahsa işaret etmek için kullanıldığında.
2. Bütünün manası cüz’ün manasına delalet eden: Abdullah sözü Allah’ın kulu anlamına delalet etmek için kullanıldığında. Mantıkçılar buna KAVL der.
Olarak da ayrılır.

Farabi - et-Tavtia fi'l-Mantık / Mantığa Başlangıç 1


Farabi’nin bu küçük eseri Mantık sanatı genel olarak nedir ne yapar maksadı.. hakkında okuyucuyu bilgilendirmek için yazılmış. Her şeyiyle bir ‘giriş’ ‘özet’ olarak nitelenebilir.


Eserine “Maksadımız.. düşünceyi hatadan koruyan.. mantık sanatını incelemek” (s. 27) diyerek başlayan Farabi, genel olarak kullandığı “yaşanılan ortamın dil ve örneklerini kullanmak” ilkesi gereğince dilbilgisinin ne olduğunu bilip mantığın ne olduğunu bilmeyen döneminin insanlarına hitaben “Dil bilgisi sanatının dil yanındaki yeri ne ise Mantık Sanatının da akıl yanındaki yeri odur.” (s. 27) açıklamasını yapıyor.

Farabi’nin yaşanılan ortamın dil ve örneklerini kullanmak ilkesi-yöntemi? Küçük Kıyas Kitabı’nın başında yer alan açıklamalardan çıkarılabilir.
“Bizim maksadımız bu kanunları açıklamak olduğuna göre onları ifade etmekte zamanımızın düşünürleri arasında kullanılan misalleri kullandık.” (s. 97)
“Aristoteles’i örnek almak, onun ifade ve misallerini oldukları gibi kullanmakta değildir… Onun bu hareketle gütmüş olduğu gayeyi örnek alıştır… Onun maksadı insanlara bu kanunları onlarca en çok bilindiğinde oybirliği edilen şeylerle öğretmektir.” (s. 97)
Burada geçen ‘kanun’ mantıktaki  Tavtia metnini esas aldığımızda, mantıktaki 8 kitaba işaret ediyor.. (aşağıya bk.)

Buna göre dilbilgisi dilin mantık aklın ölçüsüdür. [Aruz gibi]  Dilbilgisi dildeki söyleyişlerdeki hatadan dili korur, Mantık makullerdeki hatadan aklı korur. –makuller=akledilenler-
Bundan sonra Mantığın nerede, hangi sanatlarda kullanıldığını göstermek için sanatları sınıflandırır ve açıklar. Buna göre;
Sanatlar

1. Kıyasla yapılanlar   2. Kıyasla yapılmayanlar   olmak üzere ikiye ayrılır. 

1. Kıyasla yapılan sanatlar –Mantık bunların kanunlarını koyar-
a. Burhan: felsefi söz söylemedir. Doğrunun –yakin- öğretilmesi ve haklarında kesin bilgi hasıl olan şeyleri bildirmesi istenir. [Farabi’nin Şeraitu’l-yakin ve Burhan’ı. Mübahat Türker Küyel çevirdi.]
b. Cedel: tartışmalı söz seylemedir. Söyleyenin meşhurata:bilinen ve yaygın şeylere dayanarak üstün gelmesi beklenir.
c. Safsata: aldatıcı hikmet sanatı da denir. Sözde yaygın olan şeylere dayanarak zandan ibaret bir üstünlükle üstün gelmesi beklenir.
d. Hitabet: kesin  bilgiye ulaşmaksızın kendisinde bir nevi huzur hasıl eden şele dinlenen inandırılmak istenir.
e. Şiir: bir şeyin sözle anlatılıp hayalde canlanması istenir. Temsil sanatında hayvan türlerinin hareketlerle anlatılmaya çalışılması gibidir. Şiirin diğer kıyasî sanatlarla ilişkisi temsilin diğer amelî sanatlarla ilişkisi gibidir.
2. Kıyasla yapılmayan sanatlar (Ameli sanatlar)
a. Hekimlik
b. Çiftçilik
c. Doğramacılık
d. Temsil.. vs..
Kıyas ya başkasına söz söylemekte
Veya bir kimsenin kendisi için herhangi bir şeyi sonuç olarak çıkarmasında kullanılır.


Kıyasla yapılan sanatlar altındaki 5 sanatta kıyas her ikisi için de kullanılır.
Bu 5 sanatın dışındaki şeylerde kıyas sadece başkasına söz söylemekte kullanılır.

Mantık sanatı kıyasla yapılan sanatların her birine özel kanunlar vermekten ibarettir. 5 sanatın her birini açıklayan özel bölümler dışında hepsinin ortak olduğu 3 kitapla birlikte toplam sekiz bölümdür.

Kıyasla yapılan 5 sanatın ortak olduğu kitaplar: 

1. Kategoriler [el-Mantık inde’l-Farabi/Refik el-Acem içinde bulunuyor. Nihat Keklik de çevirmiş?!]
2. Önerme [ibare, Peri Hermeneias –Farabi’nin bu eseri de Mübahat Türker Küyel tarafından çevrildi.]
3. Kıyas [Mübahat Türker in çevirdiği Kıyasu’s-Sagir’i birazdan özetlemeye çalışacam inş.]
Kıyasla yapılan 5 sanatın her birine kanunlarını veren 5 kitap: -Bu alanlarda yazıldığı iddia edilen eserlerin gerçekten öyle olup olmadığını kontrol eden kitaplardır.
4. Burhan
5. Cedel
6. Safsata
7. Hatabe
8. Şiir [?!]

“Mantık sanatı kıyasın kullanıldığı sanatların her birine onların tamamlandıkları özel kanunlar vermekten ibarettir.” (s. 28)


Farabi bundan sonra felsefeyi kısımlarına ayırır ve mantık sanatının dilbilgisinden farkını ortaya koyar. Bunu yaparken de kısa bir mantık özeti yapmış olur.

Felsefe 4 kısımdır:
1. Matematik:
a. Sayı
b. Geometri
c. Yıldızlar ilmi
d. Müzik ilmi

–Kindi’nin bu dördünü bilmeden felsefe yapılamayacağını, filozof olunamayacağını söylediğini hatırlayalım. Buradan da filozofu bilim adamı olarak kullandığını çıkarabiliriz. İlhan hoca da değiniyor derslerde buna-

2. Tabiat: Cisimler ve cisimlerde insan iradesi karışmadan bulunan her şey hakkında araştırma ile ilgilidir.

3. İlahiyat/Metafizik: cisim olmayan ve cisimde bulunmayan şey hakkında dier öteki ilimlerin ait olduğu şeylerin en uzak sebepleri hakkında araştırmadır.

4. Şehirlere ait ilim/ el-İlmü’l-Medenî [Farabi’nin Fusulu’l-Medeni’si ve Medinetü’l-Fazıla’sını hatırlayalım.]: saadet ve şehir ahalisini saadete ulaştıran şeyler hakkındaki şeylerin araştırılmasıdır. Bu ilme ‘insanla ilgili olan felsefe’ ‘amelî felsefe’ de denir.

Mantık felsefenin bölümlerinde kullanıldığında onunla ilmî ve amelî bütün sanatların ait olduğu şeylerde kesin bilgi hasıl olur.

[[[[[Burada yukarıda söylediği “mantık sadece kıyasla yapılan sanatlara kurallar koymak için kullanılır” sözünü ‘mantık hem kıyasla yapılan sanatlarda hem amelî sanatlarda kullanılır’ olarak genişletiyor mu??]]]]

“Bilinmesi istenen herhangi bir şey hakkında Mantık Sanatı olmadan doğrunun tayin edilmesi için bir yol yoktur.” (s.29)

Farabi burada mantık sanatının bilinebilen şeylerin hangi kısmına karşılık geldiğini anlatmak için etimolojik olarak mantık kavramını inceliyor. Buna göre;

Mantık ‘nutk’ kökünden geliyor. Nutk’un 3 anlamı var. [[Tenbih bölümüne de bk.]]
- Natıka kuvveti olarak da bilinen [akıl?], insanın makulleri idrak edebileceği kuvvete delalet eder.
Bu kuvvetle ilimler ve sanatlar elde edilir ve hareketlerin güzel ve çirkini ayırt edilir.
- İnsan nefsinde anlayış yolu ile hasıl olan makuller.
Bunlara içten konuşma denir. [düşünceler?!]
- İçerde bulunan şeyi dil ile söylemektir. Dıştan konuşma denir. [Mantığın dil bilgisi ile bağlantı ve çatışması da nutkun bu anlamıyla ilgilidir. Dilbilgisi taraftarları-nahivciler mantığın Yunanca’nın grameri olduğunu söylerken bunu kastediyorlardı.]

Mantık natıka kuvvetine iç konuşma ve dış konuşmanın bütün dillerde müşterek olan kanunlarını verince –ki bir millete özel olan dıştan konuşma’nın kanunlarını dilbilgisi verir- natıka kuvveti mantık yoluyla doğru yola çevrilir ve hatadan korunmuş olur.

Farabi mantıkçı olsa da grameri tamamen olumsuzlayan bir tavır içinde değil. Tenbih ala Sebili’s-Saade’nin sonunda gramerin giriş konularının mantığın girişine de konulması gerektiğini söylüyordu.

Burada da baştaki gramer mantık benzetmesini yaptığı yere dönerek mantık ile gramer birbirine benzese de ayrıldıkları noktalar var diyor. Ayrımı yaparken de mantığın bütün dillerin kurallarını verdiğini ama dilbilgisinin belli bir milletin diline özgü kuralları verdiğini söylüyor.

Sonra mantıkçılar ile nahivciler arasındaki farkı söylerken;
Nahivcilerin ‘sıfat’ dedikleri şeyin mantıkçıların ‘mahmul’ü –yüklem- nahivcilerin ‘mevsuf’ dedikleri şeyin mantıkçıların ‘mevzu’su –özne=konu- olduğunu belirtiyor.

Sonrasında gramer ile mantık kavramlarını karşılaştırmalı olarak kullanarak mantık bölümlemesi yapıyor. Burada yaptığı özet mantığın kavram ve tanım bahsi. Diğer bir deyişle 5 tümel ile hadd ve resim. Mantıktaki 5 tümel gramerdeki basit yüklemlere, hadd ve resim ise gramerdeki mürekkeb yüklemlere karşılık geliyor.
İnsan düşünen canlıdır cümlesinin

I. Mahmul
1. Basit: müfred lafızlarla –tek bir kelimeyle- delalet edilmiş yüklem. Örn. İnsan, hayvan, natık, beyaz, siyah.
a. İki şeyin birbirine benzediği -yuşâbih- örneğin Ahmet ile Ayşe insan olmakta canlı olmakta birbirine benzer.
i. Cevherde: mâ-huve’nin –o nedir- cevabında kullanılmadan önceki –çünkü tanım oluyor o nedirin cevabı ve mürekkeb yüklemler içinde: o[Ahmet] nedir, o insandır. O canlıdır- el-mahmûl min tariki mâ-huve=mâ-huve –o nedir- yoluyla olan yüklem. Yani örnekteki insan, canlı.
- Daha genel olanı –örnekteki Ahmet’e canlı denmesi CİNS
- Daha özel olanı –örnekte Ahmet’e insan denilmesi TÜR
ii. Halde: ARAZ örn. Beyaz. Birden fazla birbirine benzeyen beyaz şeyin hallerindeki ayrım.
b. İki şeyin birbirinden ayrıldığı –yubâyin-
i. Cevherde: FASIL, örn. insan ile hayvanı cevherde birbirinden ayıran düşünme.
ii. Halde: HASSA, insan ile hayvanı halde birbirinden ayıran gülme.
2. Mürekkeb: Basit yüklemlerdeki 5 tümelden teşekkül eder.
Örn.
Zeyd konuşan bir canlıdır. Fasıl+cins’ten mürekkeb : bu mürekkeb yüklem yüklem olmakta herhangi bir türe eşit olursa o bu türün HADD’i olur.

Zeyd gülen bir canlıdır. Hassa+cins’ten mürekkeb.
Zeyd mahir bir hekimdir. Araz+araz’tan mürekkeb.
Zeyd beyaz bir insandır. Araz+cins’ten mürekkeb.
Bu üç mürekkeb yüklem yüklem olarak herhangi bir türe eşit olursa o bu türün RESM’i olur.

Resim ne o şeyin özüne ne de o şeyin kıyamını sağlayan şeye delalet eder.
Ama hadd o şeyin –tür- özüne ve o şeyin kaim olduğu her şeye delalet eder.

[[[[mevzu mahmul
külli    külli -  İnsan canlıdır. el-İnsanu hayvânun.
cüzi    cüzi  - Zeyd şu oturandır. Zeydun huve hâzâ'l-kaim.
külli    cüzi  -
cüzi    külli  -  Zeyd insandır. Zeydun huve'l-insan.]]]]]


26 Ocak 2013 Cumartesi

Tenbih alâ Sebili's-Saade Mutluluk Yoluna Yöneltme FARABİ

İyi ya bizzat kendisi için istenir [MUTLULUK]
     ya bazen bizzat kendisi için bazen başka bir şeye [zenginlik vs.] araç olsun diye istenir [İLİM, RİYASET]
     ya da sadece araç olsun diye tercih edilir. 

Bizzat kendisi için tercih edilen iyi en kamil iyidir. Kemal aşağıya indikçe azalıyor. 

Mutluluk en kamil-yetkin iyi olduğuna göre mutluluğa götüren yolları bilmek gerek. 

İnsan 3 şeyden dolayı övülür veya kınanılır: 

AKIL: TEMYİZ  
NEFİS: ARAZLARI= merhamet, cesaret, cimrilik... 
BEDEN: FİİLLERİ= oturmak, kalkmak, koklamak, görmek...

Bu fiillerin nefsin arazlarının ve temyizin iyisi ve kötüsü vardır. İnsan iyilerini iradi olarak [keyfe-nasıl], her yaptığında [nerede] ve her zamanda  [metâ-nezaman], sadece iyinin kendisi için [limâzâ-niçin] yaptığı zaman MUTLULUKa ulaşır. İnsan kötüyü iradi olarak, her yer ve zamanda, sadece kendisi için yaptığı zaman ŞEKAVETe ulaşır. [mutluluk şekavet]

İnsanı mutluluğa veya şekavete ulaştıran şeyler HEY'ET-durum lardır. İnsanlar her insanda doğuştan bulunan KUVVE-güç ün -hem cimrilik hem cömertliği aynı derecede kapsar ama birine yatkın- alışkanlık haline getirilmesiyle veya zıddının ortaya çıkarılmasıyla oluşan kendisinden iyi veya kötü fiillerin çıktığı heyet meydana getirirler. [kuvve-heyet]

[Fusulu'l-Medeni başlığında da vardı. Burada da uzun uzun anlatılıyor Erdemli orta teorisi adı veriliyor kısaca. Yapılması gereken iki zıt uçtaki -ifrat, tefrit- ahlaki davranışların erdemlileri olan ortalarını bulmaya çalışmak. Bunun için ifratsa tefriti tefritse ifratı [cimrilik tefrit israf ifrat cömertlik orta] sık sık yapılarak ortayı bulması bekleniyor. Terazi gibi. Sağlaması yapılırken de ifrat ve tefritteki davranışı yaparken  kolaylık olup olmadığını bakılıyor. Çünkü insan kötü fiili yaparken haz alır, iyiyi yaptığında kendisine zarar geleceğini düşündüğü için zorlanır -doğru söylerse servetini kaybedecek-. Haz aldığı şey ve zarar görmediği şey de kendisine kolay gelir. Yani insan kendi davranışlarına bakarak da orta'yı bulur. Kontrol edeceği şey haz ve zarar olur yine.]

Heyetler 2 ye ayrılır 

1. Temyizin-ayırdetmenin
a iyisine ulaştıran heyet: KUVVETÜ'Z-ZİHN
b kötüsüne ulaştıran heyet: DA'FU'Z-ZİHN... ZAAFU'Z-ZİHN

2. Nefse arız olan şeyler ile fiilerin
a iyisine ulaştıran heyet: İYİ AHLAK
b kötüsüne ulaştıran heyet: KÖTÜ AHLAK

Haz ile bağlantılı olarak insanın bilinmesi mümkün olan şeyler

bilinmek             bilinmek+yapılmak [ki yapılmak kemalidir ve anlam ifade eder]

Sanatlar da iki tür

1. bize sadece bilinecek olan şeylerin bilgisini sağlayan [Tanrının varlığı.]

2. bize bilinmesi ve yapılması mümkün şeylerin bilgisini ve onu yapma kuvvetini verir.
a. insanın şehirlerde yaptığı: doktorluk denizcilik ticaret.
b. insanın en iyi hayat tarzının hangisi olduğunu araştırmaya onlarla iyilikleri bilmeye yönelmesine iyi işleri ve iyi fiili seçmesine ve onları yapma gücünü kazanmasına vasıta olan sanat.

Beşeri amaçlı olan şeyler.
haz veren
faydalı olan = sanatlardaki 2a
iyi olandır. =sanatlardaki 2b.

yani sanatlar içinde haz veren yok. sadece faydalı ve iyi olan var.

öyleyse 2 çeşit sanat var.

1. amacı iyiyi elde etmek olan= felsefe beşeri hikmet.
2. amacı faydalıyı elde etmek olan= bunlara hikmet denmez. benzetilerek ancak bu isimle adlandırılır.

İyi olan 

bilgi                          bilgi+fiil [eylem] olduğuna göre.

Amacı iyi olan felsefe de

Nazari                     Ameli felsefe olarak 2 ye ayrılır.
a. matematik           a. ahlak sanatı.
[aritmetik,               b. siyaset ilmi.
geometri,
perspektif]
b. fizik
c. metafizik

ÖYLEYSE:
Felsefe iyiye ulaştırır
En kamil iyi mutluluktur.
öyleyse felsefe mutluluğa da ulaştırır. [çünkü seviye olarak mutluluk iyi nin altında]

Mutluluğa ulaştıran felsefeyse Felsefe iyi temyiz ile meydana geliyorsa iyi temyizi elde eden heyet kuvvetu'z-zihn ise kuvvetu'z-zihni ortaya çıkaran şeyi bulmak gerek. 

Kuvvetu'z-zihn [bilinmesi istenilen şeyde doğruyu kavrama gücü]
yanlışı doğrudan şüpheliyi doğrudan doğruya benzeyeni doğrudan kesin olarak ayrıştırmamızı sağlayan bir güce sahip olursak elde edilir. bu da Mantık sanatıdır.

Mantık gramer karşılaştırması burada beklenilen bir bölüm. Mantığı ilk olarak alıyor Farabi ama 'raconuna göre' mantık öğrenmek istiyorsak da mantığa başta gramer ile ilgili meseleleri de koyarız diyor. -Kavram ortaya çıkarmak için olarak algıladım ben, yanlış olabilir- Yani mantığın başındaki grameri mutluluğa ulaştıran ilk adım olarak alabiliriz. -Ama Farabi ilkin ısrarla mantık olduğunu da vurguluyor.- Buna göre mutluluk aşamaları yukarıya doğru şöyledir denebilir.

Gramer.... Mantık sanatı.... Kuvvetu'z-zihn.... İyi-temyiz... Felsefe.... Mutluluk.... İyi 

[Gramer mantık karşılaştırması sırasında nutk kelimesinin köküne iniyor Farabi.. sadece dikkate değer bilgi olduğu için aktarıyorum.

Akıl a. insanın bir şeyi zihniyle kavraması
       b. insanın kavramasının meydana gelmesine vasıta olan şey
olarak anlaşılır.

Nutk a. konuşma, dil ile ifade etme [çoğunluğa göre]
         b. insanın kavramasınını meyda gelmesine vasıta olan şey [aklın 2. tanımı] [kudemaya göre insan natıktır dendiğinde.]
         c. hem a hem b deki anlamları [kudemaya ve Farabi'ye göre genelde]

[nutka yetkinlik kazandırmak için olana mantık sanatı derler. ]]


20 Ocak 2013 Pazar

Farabi ve Okulu - Ian Richard Netton

 Elis'ten Ankara 2005'te çıkan kitap üç bölümden oluşuyor.
1. Farabicilik Çağı
2. Farabi'nin epistemolojisi
3. Farabi Okulundaki diğerlerinin epistemolojisi.
Yazar tarafından 1992'de yazılmış.

1. bölümde Farabi ve okulundaki filozofların hayat hikayeleri anlatılıyor ve döneme ait bir genel taslak çıkarılıyor. "Şiilik, Farabicilik çağı derin istikrarsızlık ve değişim çağı, saray kültürü" ilk bölümün anahtar kelimeleri.. [Şimdilik ileriye atıyorum.]

Yazarın Farabicilik Çağı dediği zaman dilimi 870'te Farabi'nin doğumuyla başlıyor; Farabici ekolden olarak yer verdiği son filozof Ebu Hayyan et-Tevhidi'nin yaklaşık 1023'te ölümüyle sona eriyor. (870-1023)

Farabi, Yahya b. Adi, Sicistani, Amiri, Ebu Hayyan et-Tevhidi beşlisi..



Sonuç kısmında Boer'e yaptığı gönderme kitabı yazma nedenini açıklıyor gibi. "Farabi'nin kendisini izleyen büyük bir öğrenci kitlesi yoktu." Yazar buna karşı çıkıyor ve bu dört kişinin aslında Farabi'nin öğrencileri ve devamı olduğunu ispat etmeye çalışıyor. -daha da asılda Aristo, Platon ve Yeni-Platonculuk'un devamı olduklarını göstererek-

Yazar Farabi ve okulundaki filozoflara Aristo, Platon Yeni Platonculuk etkisini o kadar vurguluyor ki -felsefi literatüre dini literatürle karıştığı zamanki metinlerde bile Yunan etkisinin aranması ve öne çıkarılması- başka türlü de düşünülebilirdi tepkisini veriyor insan. Ki yazar da bunu farketmiş.

 "filozoflar üzerindeki Yunan etkisinin üzerinde bu kadar çok ısrar etmiş olmamız, bunun onların düşüncelerinin yegane boyutu olduğunu düşünmemize yol açıp bizi yanıltmamalıdır. Bu yüzden bu kitap, İslam felsefesine salt Yunan düşüncesinin bir sentezi gözüyle bakan ve İslam'ın kendisinin oynadığı verimli rolü inkar eden eski 'oryantalist' paradigmayı reddeder." (s. 133)

Yazar bu "oryantalist paradigma" içinde bulunduğundan, aşmaya çalışsa da eserinde bunun etkisi görülüyor. Yazarın Platoncu Yeni platoncu, Aristocu görüşleri karşılaştırması, okurda da aynı etkiyi bırakıyor. Yani filozofa ait metni okuduğunda onun kimden etkilendiğini anlıyor.

Kitabın kronolojik olarak ilerlemesi düşünce gelişimini de farkettiriyor. Başta Felsefe ve Din aynı sonuca çıkan aynı seviyede iki ayrı kaynak -Farabi, Yahya b. Adi-. ilerleyen dönemlerde durum din lehine değişiyor -Amiri'de daha belirgin olmakla Sicistani ve Amiri- Yazar bunu "kurtuluş epistemolojisi" olarak tanımlıyor. ve Edebiyat. Yazarın hayranlıkla bahsettiği Tevhidi'nin Zevk ve Muhabbet kitabı.. (felsefi bir Binbir Gece Masalları olarak tanımlıyor ya da aktarıyor yazar.. Saray toplantılarındaki felsefi tartışmaların anlatıldığı bir eser olmak bakımından önemli) ancak yazar epistemolojinin "kurtuluşa erişmeci boyutunu kaybetti"ğini gözlem olarak aktarıyor.

Buradan benim çok önemsediğim bir sonuç çıkıyor..
Eğer bu anlatım -kitapta kalan yer; edebiyat bölümünden- devam ettirilse felsefenin şiir ve edebiyat içinde nasıl devam ettiği ortaya konulabilir.. (Ahmet Muhittin'e ve Hilmi Yavuz'a ve Zeynep Hoca'ya atfen)

Farabi'nin hayatı konusundaki açıklamalarda mit ile gerçek birbirine karışmış.. Bu konudaki örneklerden biri Amiri'nin "modern sahte filozoflardan biri" dediği Farabi'nin bildiği dil sayısı.. Eserlerinden karşılaştırma yapabilecek kadar yabancı dil bildiği anlaşılan Farabi'nin bu özelliği abartılarak aktarılmış.

Farabi'nin ölümüyle ilgili bir rivayet de gerçek mit karışımının iyi bir örneği. Buna göre birçok yerde eceliyle öldüğü aktarılan Farabi'nin ölümü haydutlar tarafından önünün kesilip öldürüldüğü.. Farabi elindeki her şeyi sadece bana bir şey yapmayın diye haydutlara vermesine rağmen onu öldürüyorlar. 80 yaşlarında o ara.. Seyfüddevle  Farabi'yi o kadar seviyormuş ki o haydutların hepsini öldürtmüş. 

Yine müzikle ilgili anlatılagelen bir olay da mit gerçek karışımının örneği.. Bir mecliste Farabi'yi Seyfüddevle diğerlerinden daha yukarıya oturtur.. Kıskanırlar. Sultan da Farabi'nin değerini göstermek için ona musiki icra etmesini söyler O da çaldığı müzikle güldürür ağlatır oynatır ve nihayet uyutur.. Herkes uyuyunca da çıkıp gider.. Farklı versiyonları da var.. Bu kişinin Farabi olmadığına dair de rivayetler var.. 

Farabinin vurgulanan özelliklerinden biri onun sufi-meşrep olması. ancak yazar (Netton) bu tarz söylentilere "çingene-paradigması oluşturma teşebbüsü olması mümkün" diyor.. 

Yazar Bilgi nedir ve Nasıl elde edilir'in cevaplarını 5 filozof üzerinden karşılaştırmalı olarak veriyor..

Farabi ve Bilgi

 [Ötüken'den çıkan İ. Hakkı Aydın'ın Farabi'de bilgi teorisi diye bir kitabı da var. Aldım ama henüz okumadım. Okuyunca onu da özetlerim inş.]

Farabi'nin epistemolojisini anlamak için bakmak gereken kitaplar:
1. Bilimlerin Sayımı.
2. Akıl Risalesi
3. Harfler Kitabı..
ve Mutluluk Yolunun İşaretleri kitabı.. (Tenbih ala Sebili's-Saade)

Fusulül-Medeni'deki (bk. bir önceki konu) Hikmet tanımına atıf yaparak Hikmet uzak sebeplerin bilgisidir derken Farabi'nin bilgisinin Ortaçağın dar QUADRİVİUM'uyla (aritmetik, geometri, matematik ve müziği kapsayan disiplinler)  sınırlandırılamayacağını söylüyor.

Bilimlerin Sayımı'ndaki bilgi sınıflaması ve Tenbih'teki teorik pratik ayrımına "Ne" sorusu bağlamında değiniliyor.

Farabi'nin dil ve mantığa verdiği önemin Aristotelesçi bir etki olduğundan sözediliyor.

1. Dil bilimi (el-Faslu'l-Evvel fi ilmi'l-Lisan)
2. Mantık Bilimi (el-Faslu's-Sani fi ilmi'l-Mantık)
3. Matematik Bilimleri (el-Faslu's-sâlis fi ilmi't-Taâlim) : aritmetik, geometri, optik, astronomi, müzik, ağırlıklar, mekanik düzenekler.
4. Fizik ve Metafizik (el-İlmi't-Tabiî, ilmi'l-İlahi)
5. Medeni bilim fıkıh ve kelam (el-İlmi'l-Medeni, İlmi'l-Fıkıh, İlmi'l-Kelam)

Farabi'nin ilimler tasnifi onun insanın Ne tür şeyler hakkında bilgi edinebileceğine dair cevabıdır..

teorik bilgi: bilindiğinde eylem doğurmayan ya da gerektirmeyen bilgidir. Mesela kimse Tanrı'nın vahdaniyeti bilgisi karşısında eyleme geçmek gibi bir mecburiyet hissetmez.
pratik bilgi.

"Yukarıda zikredilenlerden çıkarılması gereken esas sonuç, Farabici epistemolojinin Aristotelesçi 'Pozitivizm' ile Yeni-Platoncu 'negativizm' ikizlerinin temelleri üzerine kurulduğudur." s. 67.

[s. 74'e kadar ne sorusunun cevabıyla ilgili açıklama yapılıyor Akıl risalesinde ne sorusunun cevabıyla ilgili ve Harfler kitabında ne sorusunun cevabıyla ilgili bulunabilecek şeyler.. ]

Bilginin nasıl elde edileceği hususunda Farabi Akıl risalesinde geçen 6 akıl tanımı ile sudur teorisinin paralel olarak aynı kaynağa -İlk İlke'ye İlahi Akıl'a Allah'a- ulaştığı bilgisini aktarıyor. ve faydalı bir şekille bunu destekliyor. Aristotelesçi 5. akla vurgu yapıldığı önemli bir bilgi. altı akıl tanımını da teker teker açıklıyor.



Şekil çok iyi açıklıyor zaten.. Sudur'un yeni platonculuk  diğer akıl tanımlarının Aristotelesçiliğin göstergesi olması farkındalık açısından önemli..
"Özet olarak Farabinin epistemolojisi Aristotelesçi ve Yeni Platoncu epistemolojilerin şaşırtıcı olmayan bir sentezi olarak düşünülmelidir. Bedevi'nin dediği gibi "Farabi bilgi kuramında Aristotelesçilik ile Plotinizm arasıda bi sentez yapıyor yani o sezgici bir tasavvufun tamamladığı bir empirizmi içerir." s. 84.

"Bu dünyada bilgide ilerleme ile öteki dünyada kurtuluşa erme arasındaki bağlantı abartılamaz." s. 85. Yazarın bu vurgusu Yahya b. Adi'ye verdiği önemle bağlantılı.

Yahya b. Adi'nin epistemolojisinin unsurları: 

İbn Ebi Useybia Yahya b. Adi hakkında.. 

"Zamanına göre eşsizdi. Dinen monofizist Yakubi Hıristiyan idi. Kayda değer bir çeviri ustalığı vardı ve Süryanice'den Arapça'ya çeviriler yapmıştır. Ayrıca, çok yazmış ve farklı farklı kitaplar üretmiştir."

Birazdan hakkında yazılacak olan öğrencisi Ebu Hayyan et-Tevhidi de Yahya b. Adi hakkında.. 

"Yahya b. Adi yorumu berbat olan ve kendisini çok kötü ifade eden yumuşakbaşlı utangaç bir şeyh idi. Fakat çeşitli soruların aydınlatılması konusunda oldukça müşfik idi..." 

Yazarın Yahya b. Adi'nin epistemolojisi için ele alacağı eserleri: 

1. Mantık sanatına ilişkin dört bilimles soru hakkında.. 
2. Makale fi't-Tevhid
3. Ahlakın güzelleştirilmesi..[insanın doğal olarak tabiatindeki kötü eğilimlere uyacağını söylediği eseri]
4. Kindi'nin Hıristiyanlığın reddiyesi adlı makalesindeki hatanın teşhiri.. 


Farabi “Mantık sanatı hariç bilginin arandığı herhangi bir şeydeki hakikatin kesinliğine giden hiçbir yol yoktur.” Diyor. “Bundan Farabi’ye göre mantığın bir tür dayanak ya da Chomsky tarzında derin yapı vazifesi gördüğü anlaşılıyor.” s. 88. Aynı durum Yahya b. Adi’de de var. Aynı şekilde bilginin kurtuluşa erişmeci boyutu da hem Farabi’de hem Yahya b. Adi’de var. Yahya b. Adi “Mantık sanatıyla ilgili Bilimsel Dört Soru Üzerine” adlı eserine şu başlığı da atar: Kurtuluş Yolunda Kaybolanlara Rehber: el-Hidaye li-men Taha ilâ Sebili’n-Necat.

Mantık sanatını tanımlarken: insanın teorik bilimde hakikati yalandan, pratik bilimde iyiyi kötüden ayırdığı araçsal bir sanat diyor. “Mantık ile edinilmiş olan iyi ‘tam mutluluktur.” s. 89

Ancak mantık yolunun kendisi her zaman güvenilir değildir. Araç-beyin bozulduğunda tasavvuru da bozulur. Bu kurtuluşun kendisi için ciddi sonuçlara yol açar. Yanlış mantık sonraki hayatta ebedi mutsuzluğa yol açabilir.

Bilgi iki temel yoldan biri ile elde edilebilir:
1. Ya mantık kullanılmadan düş gücü algı ve Yahya b. Adi’nin kendi tabiriyle aklın ispatlanamayan birinci ilkeleri gibi melekeler aracılığıyla önceki bilgiye dayanılarak
2. Ya da Mantık kullanılarak önceki bilgiye de dayanılarak çıkarım kıyas ve ispatlama aracılığıyla.
Ahlakın Güzelleştirilmesi’nde de ahlak siyaset ve bilgi arasında bir bağlantı vardır. “İnsanın kötülüğe olan doğal eğiliminden ötürü düzgün yasalara ve doğru yaşayan krallara ihtiyaç son derece büyüktür.” [siyaset ahlak ilişkisi] “ahlaken iyi insanlar iyi birer kral ya da hükümdar olma kapasitesine sahiptir.” “krallar ve yasalar kötü ise .. insanların kalplerindeki kötü arzular baskın gel..ecek.. bunu.. kargaşa ortamı takip edecektir.

O halde lazım olan şey iyi tedarikli bir akıl kılığında bir kontrol biçimidir.  [siyaset, ahlak, akıl]
Buradaki akıl Platoncu anlamda nefs-i nâtıka’dır.



Kindi’ye reddiye olarak yazdığı eserinde Aristo ve Porphyrusçu etki görülür. Bu eser bağlamında “Ne bilinebilir” diye sorulursa Yahya b. Adi’nin cevabı “teslis” tir.

Tevhid üzerine İnceleme’de de Aristoteles ve –umulmadık bir biçimde- Proclus etkisi görülüyor.
“Yahya b. Adi’nin insan doğasının kötümserliğinin bir şekilde Hıristiyan ilahiyatçıların ilk günah doktrinini yansıtıp yansıtmadığı” meselesi ve Tevhid Üzerine’deki “akıl terminolojisinin teslis itikadı boyutunun da bulunduğu unutulmamalıdır.” Yazar bunu Farabi ile paralelliği ile ilişkilendiriyor. Kraemer ile alıntılayarak “Farabi’nin dini motifleri felsefi hakikatlerin birer simgesi olarak gören din felsefesiyle tutarlılık içindedir. Örneğin ibn Adi teslisin şahıslarını Aristotelesçi fikirlerin sembolik temsilleri diye yorumlar: Baba aklı; Oğul aklen bilen özneyi [âkil]; Kutsal ruh ise aklen bilinen nesneyi temsil eder.” s. 99.

Yazar Yahya b. Adi’nin Aristoteles-Yeni-Platonculuk paradigmasından çok Aristoteles-Platonculuk paradigmasını takip ettiğini belirtiyor. Ve Proclus’un da hesaba katılması gerektiğini düşünüyor. Siyaset, ahlak akıl ilişkisinde Farabi’nin tam bir öğrencisi olduğunu söylüyor.

Sicistani ve Bilgi

İbnül Kıfti’ye göre hem tek gözlü hem cüzamlıydı. Ama bu tür haberlere ihtiyatla yaklaşmak lazım. Şiir de yazmış. Ama şairliği o kadar iyi değil.

Sıvanu’l-Hikme adlı eski kaynaklara dayanan bir derleme olan bir eseri var.

Özgün olmadığı düşünülebilir. Ama İbn sina da birçok bakımdan öyledir. s. 27.

Felsefe bilgi ve yaşam arasında ilişki vurgulanır. Mesela kralların himayesine giren filozofları tasvip etmez. [entelektüel zekat s. 27 saray kültürü ile entelektüel veya popüler hikaye etkinliği arasındaki etkileşimin her zaman ayrı olmayan dört paradigmasını veya modelini ayırt etmek yararlı olacak: 1. Abbasi saraylarından türeyen egzotik paradigma 2. himayedarlık paradigması 3. Dalkavuk paradigması 4. Tevhidi’nin Zevk ve Muhabbet Kitabı’nda örnegini bulan İdeal paradigma… seçilen dört düşünürün etkileştiği 4 ana hanedanın sarayları: Hamdani, Büveyhi, Saffari, Samani… Zeydi Şiilik, İmami Şiilik, İsmaililik, Mutezilik, Sünnilik etkisi.]
 
Sicistani ruh sorusunu Platoncu Aristotelesçi Yeni-Platoncu üç ayrı başlık altında düşündüğü açıktır. Bunların nitelikleri: Platoncu ve Aristotelesçi her ikisi de rasyonel bir ruhu varsayar. Yeni Platoncu ise daha ziyade ruhun bilinemezliğini vurgular. s. 102.

4 adet bilgi derecesi bulunur:
1. Bütünüyle duyulur olan bilgi (mahsus-baht) örneğin hayvanların sahip olduğu.
2. Bütünüyle akli olan bilgi (makul-baht) bu bilgi göksel varlıklara özgüdür.
3. Hem duyulur hem de akli olan bilgi (mahsus-makul) insanın düşgücüyle ilişkilidir.
4. Hem akli hem duyulur olan bilgi (makul-mahsus) kavrayışlı insanın biraz araştırma yaparak elde ettiği bilgidir. s. 109-110.

Bilgi erdem ve iyi ahlakla erdem ve iyi ahlak kurtuluşla bağlantılıdır. s. 111

Aklın 2 boyutu var ruhi ve bedeni.. ruhi olan bilgi bedeni olan erdemi ortaya çıkarır. Ruhi olan düşünce bedeni olan erdemi kontrol eder. Bedeni olan ahlak ruhi olan bilgiyi kontrol eder.

Amiri ve Bilgi
Tevhidi ve Bilgi 

Amiri'yi Farabi'ye yalancı filozof dediği için Tevhidi'yi Yahya b. Adi'yi küçümsediği için merak etmiştim ama yazmayacam. Amiri biraz kaba imiş. Tevhidi'nin Zevk ve Muhabbet Kitabındaki entelektüel ortamdan  hayranlıkla söz ediliyor.

Yazarın Aristocu-Yeni Platoncu paradigma olarak adlandırdığı şeyin Plotinus’un sudur teorisinin yer aldığı Enneadlar’ın doğuda uzun süre Aristo’ya ait olarak sanılmasıyla olan ilgisine değinmesi bekliyordum. Ama değinmedi.

ve Yazarın girişteki yazdıkları karşılığında para alan insanları dalkavuk olarak adlandırması anakronizm olarak görülebilir. Sonuçta günümüzün entelektüel çevresi de yazdığı kitap karşılığı para alıyor.

Kitap derli toplu bir eser olması bakımından ve süreci tasvir bakımından oldukça takdire şayan.

İyi okumalar











Fusulü'l-Medenî - Siyaset Felsefesine Dair Görüşler FARABİ

Bunu Hanifi Özcan'ın Farabi'nin İki Eseri başlıklı çevirisinden okudum..

[Farabi'nin İki Eseri: Fusulü'l-Medeni, Tenbih alâ Sebili's-Saade, Hanifi Özcan. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yay., İst. 2005.]

Fusul: aforizmalar, hikmetli sözler olarak teklif ediliyor çevirmen tarafından.. Çünkü Arapça'da Fusul yazma geleneği varmış. Ebu Bekir Zekeriya er-Razi ile Meymonides'in el-Fusul fi't-Tıb adlı eserleri ile Hipokrat'a atfedilen Fusul başlıklı eserler buna örnek gösterilebilirmiş. 

Medenî: Farabi bunu devlet başkanının bir türü olarak kullanıyor. Aslında yardımcı devlet başkanı gibi bir şey. Bir dipnotta da "hizmet eden devlet adamı" diyor [s. 56, dipnot 16]. 
"devlet başkanı, siyasi sanatıyla (es-sanâ'a el-medeniyye
sultan, sultanlık sanatıyla (es-sanâ'a el-melik) sanatının nerede ve kimin üzerinde kullanılması, kimin üzerinde kullanılmaması gerektiğini ve beden için hangi tür sağlığın elde edilmesi, hangisinin elde edilmemesi gerektiğini belirler (yukaddiru)." [s. 46-47]
Farabi "ilahi insan" ile "sebu'"u açıkladığı yerde bu iki ayrımı şu şekilde kullanıyor. 
"Bu iki aş[ı]rı uç, insanlar arasında nadir bulunur. Birincisi, bulunduğunda, onların [eskiler] görüşlerine göre, onun derecesi (mertebe), şehirlere hizmet eden bir devlet adamı [medeni] olmaktan daha yüksek olurdu; hatta onun, gerçek sultan (el-melîk) olarak, bütün şehirleri yönetmesi gerekirdi..." [s. 56]

[ilahi insanın faziletli şehire HİCRET etmesi zaruridir eğer böyle bir şehir yoksa ölümü daha iyidir. Burada Farabi'nin intiharla ilgili bir şey düşünüp düşünmediği açık değil? Farabi'nin Bağdat'tan çıkışının da kişisel hicreti olarak görülebileceğini söylüyor girişte Dunlop.] 

[İbn Bacce'nin Tedbirül Mütevahhid'inde de buna benzer açıklamalar varmış?! -sebu' ve ilahi insan ayrık otu tabir ediliyordu hatırladığım kadarıyla karıştırmış da olabilirim Medinetül Fazıla'yla.]

Bu şehrin reisleri de dörttür: 
1-ilk reis-gerçek sultan: bu kişi örnek insandır. taklit edilip sözü kabul edilecek insandır. şehirleri kendi düşünce arzusuna göre yönetmek bunun hakkıdır. 

6 şartı haiz: 
a. hikmet
b. tam ameli hikmet [taakkul]
c. başkalarını ikna edebilme mükemmelliği [hitabet]
d. iyi hayal ettime mükemmelliği [şiir..]
e. bizzat CİHAD'a katılma gücü 
f. Bedeninde cihatla ilgili işlerde hazır bulunmasını engelleyen bir şey bulunmaması [tam teşekküllü sağlık raporu gibi :)]

[buradaki taakkul hitabet şiir daha öncesinde "nefsin nazari ve fikri kısımlarına karşılık gelen faziletleri" ve devamı içinde açıklandı. Buna göre:
Nefsin nazari fikri kısımlarına karşılık olan faziletleri.. 
nazari=>nazari akıl, ilim, HİKMET. 
fikri=> Ameli akıl, TAAKKUL, zihin, fikir mükemmelliği, zan doğruluğu.

Buna göre 
Hikmet: diğer bütün varlıkların varlığına sebep olan UZAK SEBEPLERİN bilgisidir. 

Ameli hikmet (taakkul): halkın akıl alarak adlandırdığı ve buna sahip olanlara akıllı dediği yetenek. 
GERÇEKTEN BÜYÜK bir iyilik faziletli ve şerefli bir amaç meydana getirmek için, yapılan şeyde en mükemmeli ortaya çıkarma ve mükemmel düşünme gücüdür. 

[[Ameli hikmet ile karşılaştırılabilecek diğer yetenekler. 
Zekilik: DAHA KÜÇÜK iyilik meydana getirmek için, yapılan şeyde en mükemmeli ortaya çıkarma ve mükemmel düşünme gücüdür. 

Kurnazlık: GERÇEKTEN BÜYÜK iyi zannedilen amaçları meydana getirmek için, yapılan şeyde en mükemmeli ortaya çıkarma ve mükemmel düşünme gücüdür. 

Hile: DAHA KÜÇÜK iyi zannedilen amaçları meydana getirmek için, yapılan şeyde en mükemmeli ortaya çıkarma ve mükemmel düşünme gücüdür.]]

Bazıları ameli hikmeti (taakkul) hikmet sanıyor ama hikmet ile ameli hikmet (taakkul) aynı şey değil. kısaca farklarını söylemek gerekirse 
Hikmet: insana gerçek mutluluğu [mâ=ne sorusunun cevabı olarak düşünülebilir]
Ameli hikmet [taakkul]: mutluluğu elde etmek için yapılması gereken şeyleri bildirir. [keyfe=nasıl sorusunun cevabı olarak düşünülebilir]  ]

2. en iyi/faziletlilerin idaresi.. 
yukarıda sayılan altı şart bir kişide bulunmaz ama farklı farklı kişilerde toplanırsa [mesela biri hikmette, biri ikna ve hayali etki bırakma gücüne sahiptir gibi..] bu kişiler gerçek sultanın yerini alır. 

3. 2. grup idarecilerin de olmadığı durumda MELİKÜ'S-SÜNNE (KANUNA GÖRE SULTAN) yönetimi.. 

Bu kişi şu özellikleri taşır: 
a. es-Sünen'i bilmek [es-sünen: ilk imam kabul ettikleri ve şehri yönetirken uyguladıkları eski kanun ve adetler]
b. süneni uygulanması gereken yerleri mükemmelce ayırt edebilmek (daha öncekilerin amaçları gözönünde bulundurularak)
c. sözlü (el-mahfuza) veya yazılı (el-mektube) olan eski adetlerde (sünen) yine oradaki sünen örneğini taklid ederek açıklığa kavuşturabilme gücüne sahip olmak. 
d. şehrin imamını korumak için, sünende bulunmayan meydana gelen olaylar hakkında ameli hikmet (TAAKKUL) sahibi olmak. 
e. hitabet. hitabet ikna ve hayal gücü etkisi mükemmelliğine sahip olmak. 

Melikü's-Sünne'nin yönetimine kanuni sultanlık: milken sünniyyen [Milk-i Sünnî ?] denir. 

4. 3. deki şartları tek başına toplayan bir kişi bulunmazsa bu özellikleri haiz ayrı ayrı kişiler toplanıp melikü's-sünnenin yerini alan bir yönetim kurarlar. Bu topluluğa (RÜESAU'S-SÜNNE) denir. 

Farabi medeni ve melik'i ayırdıktan sonra doktor ile bu ikisini birbirine paralel olarak işliyor. Beden doktorun alanı olduğu gibi Nefis de medeni ile melik'in alanı olmuş oluyor. Melik'in iyi yönetici olabilmek için Nefisi bilmesi gerekiyor. Bundan sonra "Tedbir-i menzil=ev ekonomisi/yönetimi" ni de bilmesi gerekiyor çünkü ev ile devlet de birbirine paralel. "Menzil" "Medine"nin bir parçası.. şehirde ev ne kadar iyi yönetilirse şehir de o kadar iyi yönetilir.. ve "doktor nasıl hasta organı bütünle, irtibatlı olduğu organlarla, çevre organlarla beraber düşünüyorsa devlet adamı da insan olsun aile olsun toplumun her parçasını bütünle ilişkisi içinde ele almalı." 

"İnsan küçük alemdir" fikrinin çok bariz olduğu görülüyor. 

[Alakasız bir bağlantı da organ nakli ile ilgili.. Bizim devlet anlayışımızla beden anlayışımız birbirine paralel olduğu için devletler arası toprak veya kurum nakli  nasıl zorsa organ naklinin kabulü de o kadar zor. Bedenin kutsallığı da düşünülebilir; farklı bir bakış açısı ama]  

Nefis medeni ve melik tarafından bilinmeli demiştik.. 


Nefsin 5 melekesi vardır. (hey’et) el kuva ve’l-eczâ
1.      El-gazi-besleyici kuvvet- besinde besinle veya besinden kaynaklanan belli bir fiili yapan melekedir. Besin:
·         ilk (evvel) ekmek, et gibi henüz sindirilmeye başlanılmamış olan her şey
·         Orta (evsat) kan meydana getirmeye hazır oluşuma gelinceye kadar midede ve bağırsaklarda işlenen ve sindirilen besin ve bizzat kan olmak üzere 2 ye ayrılır.
·         Son (ahir) kendisiyle beslenen organa benzer hale gelecek derecede sindirilen besindir.
[aslında besleyici melekeler organlarda meydana gelen kanı o organa benzer hale gelinceye kadar parçalayan melekedir.]

Besleyici meleke içinde yer alan yardımcı melekeler
a)      Sindirim melekesi (el-kuvvetu’l-hâdime): birinci tip besinleri kan meydana getirmeye hazır hale gelinceye kadar mide ve bağırsaklarda parçalayan sonra da bu hazırlanan şeyleri kan haline dönünceye kadar mesela karaciğer işleyen melekedir.
b)      Büyütme melekesi (el-kuvvetu’l munmiye): gelişme esnasında- her organ için mümkün olan en yüksek miktara ulaşıncaya kadar bütün kısımlarında organların sayısını besin vasıtasıyla arttıran melekedir.
c)      Üretme melekesi (el-kuvvetu’l müvellide) son tip besine yani kana yakın olan besinin fazlasından beslenmesi dolayısıyla fazlalığın ortaya çıktığı cisme (tür bakımından) benzeyen diğer bir cisim meydana getiren (tef’alu) melekedir. 2 çeşittir. Dişi yeni doğan canlının maddesini veren erkek suretini veren
d)      Çekici meleke (el-kuvvetu’l-cazibe) besini bedenle temas edip karışabilecek şekilde bir yerden bir yere çeken melekedir.  
e)      Tutucu meleke (el-kuvvetu’l-mâsike) besini içerisinde meydana geldiği bedenin damarında koruyan melekedir.
f)       Ayırt edici meleke (el-kuvvetu’l müneyyize) her organa kendisine uygun olanın nüfuz edebilmesi için besinin fazlasını ve (besinin türlerini) ayırt eden melekedir.
g)      Defedici (dışarı atan) meleke (el-kuvvetu’d-dâfia) farklı fazla besin türlerini bir yerden diğer bir yere atan melekedir.

2)      Duyu melekesi (el kuvvetu’l-hâsse): beş duyudan biri vasıtasıyla herkesçe bilinen şeyleri idrak eden (algılayan) melekedir.
3)      Muhayyile kuvveti (el-mütehayyile) duyularla algılanabilen nesnelerin (mahsusat) izlerini(rüsüm) duyuların işleminden geçtikten sonra koruyan melekedir.
       Besleyici meleke ile muhayyile kuvvesi diğerinden farklı olarak uykudayken de faaliyet gösterir.
4)      Arzu etme melekesi (el-kuvvetu’n-nüzuiyye) canlının bir şeye cezp edilmesini ve neticede ona karşı istek ve nefret duymasını, talep×kaçma, tercih × kaçınma, öfke×memnunluk, korku×cesaret, zulüm×merhamet, sevgi×nefret… gibi nefsin diğer arazlarının meydana gelmesini sağlayan kuvvettir.
Bu melekenin vasıtaları; kendisiyle bedenin bütün organlarının hareketlerinin kolaylaştırıldığı diğer bütün melekelerdir. Örneğin bacakların yürüme melekesi olması gibi…
5)      Düşünme melekesi (el-kuvvetu’n-nuhka) kendisiyle insanın düşündüğü, aklettiği melekedir. İnsan ilim ve sanatı onunla elde eder. Fiillerin güzel ve çirkin olduğunu onunla ayırt eder. 


Kitap ahlak kitabı da sayılabilir.. Aslında ahlaka melik ve medeni'nin görevleri açısından değinilir buna göre melik veya medenî'ye düşen görev faziletleri mutedil-mutavassıt yapmaktır. 


Faziletler: 
a)      Nutkiyye: akli faziletler= hikmet, akıl, akıllılık, zeka, anlayış mükemmelliği (cevdetü'l-fehm) nefsin aklî kısmının faziletleri.. [NEFSİN 5. KUVVESİ EL-KUVVETÜ'N-NÂTIKA'nın]
b)      Ahlakî faziletler= iffet, şecaat, cömertlik, adalet gibi arzuyla ilgili kısmın (cüzü'n-nüzûî NEFSİN 4. KUVVESİ EL-KUVVETÜ'N-NÜZÛÎ'nin) faziletleri.. 
olmak üzere 2'ye ayrılır. 

Ahlaki fazilet veya reziletler doğuştan gelmez.. doğuştan ancak fazilete veya aşağılıklara mütemayil [temayül] ve hazır olarak doğulur.. Mütemayil olduğu davranış [ki buna istidad denir] alışkanlıkla sürekli hale getirilirse kendisinden fazilet veya rezilet ortaya çıkan bir HEY'ET (durum) meydana gelir kişide. Bu heyet'e fazilet veya rezilet denir. 

Bir insanın tamamen fazilet veya rezilete mütemayil ve hazır olarak dünyaya gelmesi imkansız değilse de zordur. Tamamen fazilete mütemayil olarak dünyaya gelmiş bu (bilkuvve) temayüllerini  alışkanlıkla (bilfiil) HEYET haline getirmiş ise bu kişiye eskiler ilahi insan derdi. Tamamen reziletlere-kötülüklere mütemayil olarak dünyaya gelmiş ve bu (bilkuvve) temayüllerini alışkanlıkla bilfiil heyet haline getirmiş insanlara eskile kötülüğünün büyüklüğünden dolayı HİÇBİR AD VERMEMİŞLERDİ [bir şeye isim vermek onu değerli yapıyor.. bu aslında çok önemli]. bazıları da sebu' derdi. Bu iki aşırı uçun bulunması ne kadar zorsa da imkansız değildir. bulunursa (yukarıya bak) ilahi insan melik olur.. sebu' ise hiçbir medinede bulunmamalı sürülmelidir.

(Mütemayil ve hazır olarak doğulan) tabii istidatlar ve Heyet haline gelmiş davranışların: 
bazıları nefiste onların yerine onlara zıt olan durumlar konulmak suretiyle adet ile tamamen yok edilebilir 
bazılarının gücü kırılabilir zayıflatılabilir azaltılabilir. 
bazıları ise ne yok edilebilir ne zayıflatılabilir. imkansızdır. BU KİŞİLER ŞEHİRLERDEN ÇIKARILIR.. 

Melik ve Medeni'ye düşen görev kötülüğe mütemayil olarak dünyaya gelenlerin kötülüklerini yok etmek veya zayıflatmaktır. Heyetin ortadan kalkması zordur. ve şehirlerden çıkararak mutedil-mutavassıt-ortaya ulaşabilir. 

Mutavassıt 2'dir: a)      Mutavassıt fi nefsihi [kendinde orta]: 2 ile 10 un ortası altıdır. b)      İzafî orta: bir çocuk için mutedil-mutavassıt gıda bedeni büyüdükçe değişir. Ahlakta kullanılan orta işte bu ikinci ortadır. 

Yine bir doktor melik paralelliği:
gıda ve ilaçlardaki ortanın.. 
çoğu zaman çoğu kimseler için orta ve mutedil olanı [bir ilacın dünyadaki herkes için aynı etkiyi yapması]
bazen belirli bir zamanda bir grubun dışında diğer bir grup için mutedil olanı 
bazen de ister uzun ister kısa ayrı ayrı zamanlarda ayrı ayrı bedenler için mutedil olanı vardır.. 
Bu orta'ya DOKTOR karar verir ortaya koyduğu şey TIP'tır.

Bunun gibi fiillerin de ortası var.. 
çoğu zaman çoğu insan hatta bütün insanlar için [cömertliğin iyiliği]
bazen belirli bir zamanda bir grubun dışında diğer bir grup için 
bazen de herhangi bir zamanda değil belirli bir zamanda bir insan için mutedil olur [İngiliz hukuku örnek olarak düşünülebilir.

İzafi orta'yı sayıyla ifade etmenin yanlışlığının farkındayım ama yine de şekle dökülebilir.. [Bu arada farkındalık'ın fiil haline dökülmedikten sonra hiçbir anlamı olmadığı da bu kitabın son paragraflarından çıkarılabiliyor. Farabi'den alıntı ile ifade edersek: "gafil ile mütegaffil'in elde ettiği sonuç aynıdır... Dikkatsizlik taslayan (mütegaffil: tefa'ul babının zoraki olmak özelliği ile beraber düşünelim) kişi, gerekeni yapmadığında, farkında olmadığı şeyi bilmesi, kendisine yarar sağlamadığı gibi, gerektiği gibi hareket etmediğinde, bilmediği şeyin farkında olmayışı da dikkatsiz insana zarar vermez." [s. 138] ama şekle dökmek faydalı olduğu için sakınca görmüyorum. 

Şekil 1. Ahlaki fiillerde orta-mutavassıt-mutedil.  

Fiillerdeki mutedilliğe karar veren şehrin yöneticisi (medeni) ve sultandır. sanaatul medeniyye ve mihnetül Melikiyye bu sanatın adıdır.. 

"İnsan kendi kendine de fiildeki mutedilliği ortaya koyabilir. Bunun nedeni siyasi sanatın (es-sanaatu'l-medeniyye) bir kısmı üzerinde bir güce sahip olmasıdır. Ama bütünle ilişkisini düşünmeyip yanlış teşhis koyarsa bozuk bir siyaset sanatının bir kısmıyla iş yapmış olur." Burada aklın yerine siyaseti koyması ilginç. Ama ileriki aşamada doğru ile yanlışı ayırtetme gücüne yine akıl diyor.  

Girişte Dunlop'un kitap ile ilgili yazdığı bir yazı var.. Fusulu'l-Medeni'de Farabi'nin cihat ve hicrete yaptığı vurguyu dikkate değer görüyor Dunlop ve "cihad'a yapılan bu çarpıca atıflar, şüphesiz, sadece rastgele yapılmış atıflar değildir; fakat daha doğrusu, esas itibariyle, farklı bir görüş noktasına dayanır. Biz, tabii olarak, Farabi'nin hayatı boyunca, alışılmış anlamı içerisinde, cihad'la kastedilen olduğu tahmin edilebileni araştırırız. Bunun gibi, biz, Farabi'nin Eflatun'un, Kanunlarının veya Politicus'unun incelemesinden elde ettiği anlaşılan "Kanuna göre Sultan" [Meliküssüne] teriminin aynı zamanda, o yüzyılda bir karşılığının bulunup bulunmadığını araştırabiliriz." diyor. 

Yine kitapta insanın hayat tarzları (siyer) ile yönetim şekilleri arasında bir paralellik var. mesela zorbalığa (tahakküm) dayalı hayat tarzları ile (seyyirü't-tegallüb) zorbalığa (tahakküm) dayalı siyaset (siyasetü't-tegallüb) aşağılıkta birbirine paralel ve en aşağı. 
Yazma sanatı ile tecrübeye dayanan kuvvet tipleri (el-kuvvetü't-tecribiyye) paralel. yazma sanatı aşağılık bir insanın elinde ne kadar kötü sonuçlara yol açıyorsa ise el-kuvvetü't-tecribiyye de aşağılık yönetimde aynı sonuçlara yol açar. 

el-kuvvetü't-tecribiyye'yi ameli hikmete sahip kişi (taakkul) kullandığında bilfiil ruesa seviyesine çıkar. 
el-kuvvetü't-tecribiyye'yi en aşağılık devlet yönetimindeki taakkula sahip ilk reis kullandığında en aşağı seviyeye düşer. 

,Ayrıca kitapta dikkate değer Nazari bilgi elde etme aşamaları -buraya dönebilirim ama yorucu şimdilik- ile kendisine vahiyle ameli bilgi verilen  [peygamber] ile nazari bilgi sahibi ve kahin [mümkün bilgilerin bütününe sahip değil] arasındaki farkın anlatıldığı bir bölüm var. o ondan çok da aşağı değil diyor sonuç olarak. Kindi'de bu kadar açık değildi. Hatta Kindi'yi kelamcı olarak görenler de vardı bu yüzden

69. prf'ta 105. sayfada kötülük problemi ile ilgili açıklaması var. İradi olan davranışlarda sadece kötülük var diyor. Biraz Mutezili. İnsan kendi fiilerini yaratır anlamında. 

Zaten buraya kadarkilerden anlaşıldığı kadarıyla kavramları açıklamayı çok iyi yapıyor Farabi. bu açıdan da okunabilir. Açıklamalarını buraya yazmadan bu kitapta geçen kavramlara değineceğim kısaca.. 

Nazari akıl.
Bilgi-ilim
Gerçek bilgi (el-ilmü'l-hakiki) değişmeyen şeylerin bilgisidir. Değişenler için kullanıldığında mecazen kullanılır. 
Gerçek sultan.. Sultanlık maharetiyle sultandır. 
hikmet
Ameli akıl. -umumun tecrübesi-
Ameli hikmet (taakkul)
Doğru görüş (ez-Zannus-Savab) 
Zihin -bir çeşit ameli hikmet (taakkul) dur. 
Fikir Mükemmeliği (cevdetü'r-re'y) bu da bir tür ameli hikmet (taakkul) -sürekli doğru söylediği kesinleşen -öncesinde hep olumlu övücü sonuçlar görülmüş- kişinin sözleri. 
el-gumr: basit insan
el-hayran: şaşkın insan
el-humk: ilk bakışta akıllı zannedilse de ahmaktır. 
sür'at-i intikal. anlayış çabukluğu. 
hitabet: kurnazlar kötü şeyde kullanır. yani eline geçen kişiye bağlı. 
Şiir: 3 iyi 3 kötü türü vardır. 

övülen 1. ilahi şeyleri, faziletleri, kötü işlerin yerilmesini kapsayan şiirler. 
övülen 2. nefsin kuvvetle ilgili arazlarının (öfke kibir zulüm küstahlık)  mutedilleşmesini (bk. resim ifrat) yok edilmesini kırılması amaçlayan
övülen 3. nefsin zaaf ve gevşeklikle ilgili arazlarının (şehvet adi lezzetler koku endişe keder mahcubiyet lüks yumuşaklık vb.) (bk. resim tefrit) mutedil hale gelinceye kadar düzeltilmesi. 

yerilen şiir türleri bu üç türün tersi

Faziletli şehrin bölümleri 5 tir. en faziletliden aşağıya doğru:

1. hukema (hikmet), ameli hikmete sahip olanlar (taakkul), büyük meseleler hakkında görüş sahibi olanlar (cevdetürrey)
2. din görevlileri (hameletüddin) [ gibi mesleklerinin amacı ilk fırsatta para kazanmak olmayan kişiler ile  sakatlara ayrılan iki udde (uddeteyn): maaşın, fonun nereden geleceği hususunda da açıklama yapılıyor [s. 99 vd.] bu bağlamda savaşların neden yapılması gerektiği de açıklanıyor mesela zaferden zevk aldığı için veya galibiyet için veya kişisel gazaptan dolayı yapılan savaşlar haksız savaş olarak niteleniyor ama yapılan açıklamalar şu anda yapılan savaşların oraya medeniyet götürmek vs. gibi nedenlerini de açıklayabilir çünkü savaş nedenleri arasında "bir kavmi iyiye sürüklemek ve zorlamak" da var.] ve yorumlayanlar: hatipler (hitabet) edipler müzisyenler şairler katipler ve bunlardan sayılanlar. [Bu kişileri şehrin ikinci değerlileri olarak görmek de ilginç.]
3. Mukaddirun-takdir edip değerlendirenler: muhasebeciler, mühendisler, doktorlar, müneccimler. 
4. Mücahitler ordu bekçileri, koruyanlar, güvenliği sağlayanlar.. 
5. Mal mülk sahipleri: çiftçiler, çobanlar, tüccarlar vb.  

Haklı savaş nedenleri:
[dış]
a. ya şehre dışarıdan gelen düşmanı uzaklaştırmak.
b. şehrin dıştan hakettiği bir iyiliği onun elinde bulunanlardan almak. 
c. Kendileri için en iyi olanı bilmeyen ve sözlü davete icabet etmeyen bir kavmi iyiye sürüklemek ve zorlamak. 
[iç]
d. Köle olması gerektiği halde boyun eğmeyenlere. 
e. Şehir halkından olmayan ve kendilerine karşı şehrin kazanılmış bir hakkı olduğu ama bu hakkı ödemeyen kişilerle [vergi, zimmi?] 

Varlıkla ilgili ilk bölümlemeler 3'tür: 
Mevcut olmaması mümkün olmayanlar.. [cevher ve tabiat bakımından a. semavi olanlar: tabiat ve cevherinde belirli bir zamanda mevcut olarak ve orada başka bir şekilde olması mümkün olmayacak şekilde olan b. ruhani olanlar: herhangi bir zamanda mevcut olmaması asla mümkün olmayan .]
Mevcut olması asla mümkün olmayanlar. 
Mevcut olması veya olmaması mümkün olanlar. [Maddi olanlar [heyulani]]