18 Mart 2013 Pazartesi

Farabi - et-Tavtia fi'l-Mantık / Mantığa Başlangıç 1


Farabi’nin bu küçük eseri Mantık sanatı genel olarak nedir ne yapar maksadı.. hakkında okuyucuyu bilgilendirmek için yazılmış. Her şeyiyle bir ‘giriş’ ‘özet’ olarak nitelenebilir.


Eserine “Maksadımız.. düşünceyi hatadan koruyan.. mantık sanatını incelemek” (s. 27) diyerek başlayan Farabi, genel olarak kullandığı “yaşanılan ortamın dil ve örneklerini kullanmak” ilkesi gereğince dilbilgisinin ne olduğunu bilip mantığın ne olduğunu bilmeyen döneminin insanlarına hitaben “Dil bilgisi sanatının dil yanındaki yeri ne ise Mantık Sanatının da akıl yanındaki yeri odur.” (s. 27) açıklamasını yapıyor.

Farabi’nin yaşanılan ortamın dil ve örneklerini kullanmak ilkesi-yöntemi? Küçük Kıyas Kitabı’nın başında yer alan açıklamalardan çıkarılabilir.
“Bizim maksadımız bu kanunları açıklamak olduğuna göre onları ifade etmekte zamanımızın düşünürleri arasında kullanılan misalleri kullandık.” (s. 97)
“Aristoteles’i örnek almak, onun ifade ve misallerini oldukları gibi kullanmakta değildir… Onun bu hareketle gütmüş olduğu gayeyi örnek alıştır… Onun maksadı insanlara bu kanunları onlarca en çok bilindiğinde oybirliği edilen şeylerle öğretmektir.” (s. 97)
Burada geçen ‘kanun’ mantıktaki  Tavtia metnini esas aldığımızda, mantıktaki 8 kitaba işaret ediyor.. (aşağıya bk.)

Buna göre dilbilgisi dilin mantık aklın ölçüsüdür. [Aruz gibi]  Dilbilgisi dildeki söyleyişlerdeki hatadan dili korur, Mantık makullerdeki hatadan aklı korur. –makuller=akledilenler-
Bundan sonra Mantığın nerede, hangi sanatlarda kullanıldığını göstermek için sanatları sınıflandırır ve açıklar. Buna göre;
Sanatlar

1. Kıyasla yapılanlar   2. Kıyasla yapılmayanlar   olmak üzere ikiye ayrılır. 

1. Kıyasla yapılan sanatlar –Mantık bunların kanunlarını koyar-
a. Burhan: felsefi söz söylemedir. Doğrunun –yakin- öğretilmesi ve haklarında kesin bilgi hasıl olan şeyleri bildirmesi istenir. [Farabi’nin Şeraitu’l-yakin ve Burhan’ı. Mübahat Türker Küyel çevirdi.]
b. Cedel: tartışmalı söz seylemedir. Söyleyenin meşhurata:bilinen ve yaygın şeylere dayanarak üstün gelmesi beklenir.
c. Safsata: aldatıcı hikmet sanatı da denir. Sözde yaygın olan şeylere dayanarak zandan ibaret bir üstünlükle üstün gelmesi beklenir.
d. Hitabet: kesin  bilgiye ulaşmaksızın kendisinde bir nevi huzur hasıl eden şele dinlenen inandırılmak istenir.
e. Şiir: bir şeyin sözle anlatılıp hayalde canlanması istenir. Temsil sanatında hayvan türlerinin hareketlerle anlatılmaya çalışılması gibidir. Şiirin diğer kıyasî sanatlarla ilişkisi temsilin diğer amelî sanatlarla ilişkisi gibidir.
2. Kıyasla yapılmayan sanatlar (Ameli sanatlar)
a. Hekimlik
b. Çiftçilik
c. Doğramacılık
d. Temsil.. vs..
Kıyas ya başkasına söz söylemekte
Veya bir kimsenin kendisi için herhangi bir şeyi sonuç olarak çıkarmasında kullanılır.


Kıyasla yapılan sanatlar altındaki 5 sanatta kıyas her ikisi için de kullanılır.
Bu 5 sanatın dışındaki şeylerde kıyas sadece başkasına söz söylemekte kullanılır.

Mantık sanatı kıyasla yapılan sanatların her birine özel kanunlar vermekten ibarettir. 5 sanatın her birini açıklayan özel bölümler dışında hepsinin ortak olduğu 3 kitapla birlikte toplam sekiz bölümdür.

Kıyasla yapılan 5 sanatın ortak olduğu kitaplar: 

1. Kategoriler [el-Mantık inde’l-Farabi/Refik el-Acem içinde bulunuyor. Nihat Keklik de çevirmiş?!]
2. Önerme [ibare, Peri Hermeneias –Farabi’nin bu eseri de Mübahat Türker Küyel tarafından çevrildi.]
3. Kıyas [Mübahat Türker in çevirdiği Kıyasu’s-Sagir’i birazdan özetlemeye çalışacam inş.]
Kıyasla yapılan 5 sanatın her birine kanunlarını veren 5 kitap: -Bu alanlarda yazıldığı iddia edilen eserlerin gerçekten öyle olup olmadığını kontrol eden kitaplardır.
4. Burhan
5. Cedel
6. Safsata
7. Hatabe
8. Şiir [?!]

“Mantık sanatı kıyasın kullanıldığı sanatların her birine onların tamamlandıkları özel kanunlar vermekten ibarettir.” (s. 28)


Farabi bundan sonra felsefeyi kısımlarına ayırır ve mantık sanatının dilbilgisinden farkını ortaya koyar. Bunu yaparken de kısa bir mantık özeti yapmış olur.

Felsefe 4 kısımdır:
1. Matematik:
a. Sayı
b. Geometri
c. Yıldızlar ilmi
d. Müzik ilmi

–Kindi’nin bu dördünü bilmeden felsefe yapılamayacağını, filozof olunamayacağını söylediğini hatırlayalım. Buradan da filozofu bilim adamı olarak kullandığını çıkarabiliriz. İlhan hoca da değiniyor derslerde buna-

2. Tabiat: Cisimler ve cisimlerde insan iradesi karışmadan bulunan her şey hakkında araştırma ile ilgilidir.

3. İlahiyat/Metafizik: cisim olmayan ve cisimde bulunmayan şey hakkında dier öteki ilimlerin ait olduğu şeylerin en uzak sebepleri hakkında araştırmadır.

4. Şehirlere ait ilim/ el-İlmü’l-Medenî [Farabi’nin Fusulu’l-Medeni’si ve Medinetü’l-Fazıla’sını hatırlayalım.]: saadet ve şehir ahalisini saadete ulaştıran şeyler hakkındaki şeylerin araştırılmasıdır. Bu ilme ‘insanla ilgili olan felsefe’ ‘amelî felsefe’ de denir.

Mantık felsefenin bölümlerinde kullanıldığında onunla ilmî ve amelî bütün sanatların ait olduğu şeylerde kesin bilgi hasıl olur.

[[[[[Burada yukarıda söylediği “mantık sadece kıyasla yapılan sanatlara kurallar koymak için kullanılır” sözünü ‘mantık hem kıyasla yapılan sanatlarda hem amelî sanatlarda kullanılır’ olarak genişletiyor mu??]]]]

“Bilinmesi istenen herhangi bir şey hakkında Mantık Sanatı olmadan doğrunun tayin edilmesi için bir yol yoktur.” (s.29)

Farabi burada mantık sanatının bilinebilen şeylerin hangi kısmına karşılık geldiğini anlatmak için etimolojik olarak mantık kavramını inceliyor. Buna göre;

Mantık ‘nutk’ kökünden geliyor. Nutk’un 3 anlamı var. [[Tenbih bölümüne de bk.]]
- Natıka kuvveti olarak da bilinen [akıl?], insanın makulleri idrak edebileceği kuvvete delalet eder.
Bu kuvvetle ilimler ve sanatlar elde edilir ve hareketlerin güzel ve çirkini ayırt edilir.
- İnsan nefsinde anlayış yolu ile hasıl olan makuller.
Bunlara içten konuşma denir. [düşünceler?!]
- İçerde bulunan şeyi dil ile söylemektir. Dıştan konuşma denir. [Mantığın dil bilgisi ile bağlantı ve çatışması da nutkun bu anlamıyla ilgilidir. Dilbilgisi taraftarları-nahivciler mantığın Yunanca’nın grameri olduğunu söylerken bunu kastediyorlardı.]

Mantık natıka kuvvetine iç konuşma ve dış konuşmanın bütün dillerde müşterek olan kanunlarını verince –ki bir millete özel olan dıştan konuşma’nın kanunlarını dilbilgisi verir- natıka kuvveti mantık yoluyla doğru yola çevrilir ve hatadan korunmuş olur.

Farabi mantıkçı olsa da grameri tamamen olumsuzlayan bir tavır içinde değil. Tenbih ala Sebili’s-Saade’nin sonunda gramerin giriş konularının mantığın girişine de konulması gerektiğini söylüyordu.

Burada da baştaki gramer mantık benzetmesini yaptığı yere dönerek mantık ile gramer birbirine benzese de ayrıldıkları noktalar var diyor. Ayrımı yaparken de mantığın bütün dillerin kurallarını verdiğini ama dilbilgisinin belli bir milletin diline özgü kuralları verdiğini söylüyor.

Sonra mantıkçılar ile nahivciler arasındaki farkı söylerken;
Nahivcilerin ‘sıfat’ dedikleri şeyin mantıkçıların ‘mahmul’ü –yüklem- nahivcilerin ‘mevsuf’ dedikleri şeyin mantıkçıların ‘mevzu’su –özne=konu- olduğunu belirtiyor.

Sonrasında gramer ile mantık kavramlarını karşılaştırmalı olarak kullanarak mantık bölümlemesi yapıyor. Burada yaptığı özet mantığın kavram ve tanım bahsi. Diğer bir deyişle 5 tümel ile hadd ve resim. Mantıktaki 5 tümel gramerdeki basit yüklemlere, hadd ve resim ise gramerdeki mürekkeb yüklemlere karşılık geliyor.
İnsan düşünen canlıdır cümlesinin

I. Mahmul
1. Basit: müfred lafızlarla –tek bir kelimeyle- delalet edilmiş yüklem. Örn. İnsan, hayvan, natık, beyaz, siyah.
a. İki şeyin birbirine benzediği -yuşâbih- örneğin Ahmet ile Ayşe insan olmakta canlı olmakta birbirine benzer.
i. Cevherde: mâ-huve’nin –o nedir- cevabında kullanılmadan önceki –çünkü tanım oluyor o nedirin cevabı ve mürekkeb yüklemler içinde: o[Ahmet] nedir, o insandır. O canlıdır- el-mahmûl min tariki mâ-huve=mâ-huve –o nedir- yoluyla olan yüklem. Yani örnekteki insan, canlı.
- Daha genel olanı –örnekteki Ahmet’e canlı denmesi CİNS
- Daha özel olanı –örnekte Ahmet’e insan denilmesi TÜR
ii. Halde: ARAZ örn. Beyaz. Birden fazla birbirine benzeyen beyaz şeyin hallerindeki ayrım.
b. İki şeyin birbirinden ayrıldığı –yubâyin-
i. Cevherde: FASIL, örn. insan ile hayvanı cevherde birbirinden ayıran düşünme.
ii. Halde: HASSA, insan ile hayvanı halde birbirinden ayıran gülme.
2. Mürekkeb: Basit yüklemlerdeki 5 tümelden teşekkül eder.
Örn.
Zeyd konuşan bir canlıdır. Fasıl+cins’ten mürekkeb : bu mürekkeb yüklem yüklem olmakta herhangi bir türe eşit olursa o bu türün HADD’i olur.

Zeyd gülen bir canlıdır. Hassa+cins’ten mürekkeb.
Zeyd mahir bir hekimdir. Araz+araz’tan mürekkeb.
Zeyd beyaz bir insandır. Araz+cins’ten mürekkeb.
Bu üç mürekkeb yüklem yüklem olarak herhangi bir türe eşit olursa o bu türün RESM’i olur.

Resim ne o şeyin özüne ne de o şeyin kıyamını sağlayan şeye delalet eder.
Ama hadd o şeyin –tür- özüne ve o şeyin kaim olduğu her şeye delalet eder.

[[[[mevzu mahmul
külli    külli -  İnsan canlıdır. el-İnsanu hayvânun.
cüzi    cüzi  - Zeyd şu oturandır. Zeydun huve hâzâ'l-kaim.
külli    cüzi  -
cüzi    külli  -  Zeyd insandır. Zeydun huve'l-insan.]]]]]


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder