Bunu Hanifi Özcan'ın Farabi'nin İki Eseri başlıklı çevirisinden okudum..
[Farabi'nin İki Eseri: Fusulü'l-Medeni, Tenbih alâ Sebili's-Saade, Hanifi Özcan. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yay., İst. 2005.]
[Farabi'nin İki Eseri: Fusulü'l-Medeni, Tenbih alâ Sebili's-Saade, Hanifi Özcan. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yay., İst. 2005.]
Fusul: aforizmalar, hikmetli sözler olarak teklif ediliyor çevirmen tarafından.. Çünkü Arapça'da Fusul yazma geleneği varmış. Ebu Bekir Zekeriya er-Razi ile Meymonides'in el-Fusul fi't-Tıb adlı eserleri ile Hipokrat'a atfedilen Fusul başlıklı eserler buna örnek gösterilebilirmiş.
Medenî: Farabi bunu devlet başkanının bir türü olarak kullanıyor. Aslında yardımcı devlet başkanı gibi bir şey. Bir dipnotta da "hizmet eden devlet adamı" diyor [s. 56, dipnot 16].
"devlet başkanı, siyasi sanatıyla (es-sanâ'a el-medeniyye
sultan, sultanlık sanatıyla (es-sanâ'a el-melik) sanatının nerede ve kimin üzerinde kullanılması, kimin üzerinde kullanılmaması gerektiğini ve beden için hangi tür sağlığın elde edilmesi, hangisinin elde edilmemesi gerektiğini belirler (yukaddiru)." [s. 46-47]
Farabi "ilahi insan" ile "sebu'"u açıkladığı yerde bu iki ayrımı şu şekilde kullanıyor.
"Bu iki aş[ı]rı uç, insanlar arasında nadir bulunur. Birincisi, bulunduğunda, onların [eskiler] görüşlerine göre, onun derecesi (mertebe), şehirlere hizmet eden bir devlet adamı [medeni] olmaktan daha yüksek olurdu; hatta onun, gerçek sultan (el-melîk) olarak, bütün şehirleri yönetmesi gerekirdi..." [s. 56]
[ilahi insanın faziletli şehire HİCRET etmesi zaruridir eğer böyle bir şehir yoksa ölümü daha iyidir. Burada Farabi'nin intiharla ilgili bir şey düşünüp düşünmediği açık değil? Farabi'nin Bağdat'tan çıkışının da kişisel hicreti olarak görülebileceğini söylüyor girişte Dunlop.]
[İbn Bacce'nin Tedbirül Mütevahhid'inde de buna benzer açıklamalar varmış?! -sebu' ve ilahi insan ayrık otu tabir ediliyordu hatırladığım kadarıyla karıştırmış da olabilirim Medinetül Fazıla'yla.]
Bu şehrin reisleri de dörttür:
1-ilk reis-gerçek sultan: bu kişi örnek insandır. taklit edilip sözü kabul edilecek insandır. şehirleri kendi düşünce arzusuna göre yönetmek bunun hakkıdır.
6 şartı haiz:
a. hikmet
b. tam ameli hikmet [taakkul]
c. başkalarını ikna edebilme mükemmelliği [hitabet]
d. iyi hayal ettime mükemmelliği [şiir..]
e. bizzat CİHAD'a katılma gücü
f. Bedeninde cihatla ilgili işlerde hazır bulunmasını engelleyen bir şey bulunmaması [tam teşekküllü sağlık raporu gibi :)]
[buradaki taakkul hitabet şiir daha öncesinde "nefsin nazari ve fikri kısımlarına karşılık gelen faziletleri" ve devamı içinde açıklandı. Buna göre:
Nefsin nazari fikri kısımlarına karşılık olan faziletleri..
nazari=>nazari akıl, ilim, HİKMET.
fikri=> Ameli akıl, TAAKKUL, zihin, fikir mükemmelliği, zan doğruluğu.
Buna göre
Hikmet: diğer bütün varlıkların varlığına sebep olan UZAK SEBEPLERİN bilgisidir.
Ameli hikmet (taakkul): halkın akıl alarak adlandırdığı ve buna sahip olanlara akıllı dediği yetenek.
GERÇEKTEN BÜYÜK bir iyilik faziletli ve şerefli bir amaç meydana getirmek için, yapılan şeyde en mükemmeli ortaya çıkarma ve mükemmel düşünme gücüdür.
[[Ameli hikmet ile karşılaştırılabilecek diğer yetenekler.
Zekilik: DAHA KÜÇÜK iyilik meydana getirmek için, yapılan şeyde en mükemmeli ortaya çıkarma ve mükemmel düşünme gücüdür.
Kurnazlık: GERÇEKTEN BÜYÜK iyi zannedilen amaçları meydana getirmek için, yapılan şeyde en mükemmeli ortaya çıkarma ve mükemmel düşünme gücüdür.
Hile: DAHA KÜÇÜK iyi zannedilen amaçları meydana getirmek için, yapılan şeyde en mükemmeli ortaya çıkarma ve mükemmel düşünme gücüdür.]]
Bazıları ameli hikmeti (taakkul) hikmet sanıyor ama hikmet ile ameli hikmet (taakkul) aynı şey değil. kısaca farklarını söylemek gerekirse
Hikmet: insana gerçek mutluluğu [mâ=ne sorusunun cevabı olarak düşünülebilir]
Ameli hikmet [taakkul]: mutluluğu elde etmek için yapılması gereken şeyleri bildirir. [keyfe=nasıl sorusunun cevabı olarak düşünülebilir] ]
2. en iyi/faziletlilerin idaresi..
yukarıda sayılan altı şart bir kişide bulunmaz ama farklı farklı kişilerde toplanırsa [mesela biri hikmette, biri ikna ve hayali etki bırakma gücüne sahiptir gibi..] bu kişiler gerçek sultanın yerini alır.
3. 2. grup idarecilerin de olmadığı durumda MELİKÜ'S-SÜNNE (KANUNA GÖRE SULTAN) yönetimi..
Bu kişi şu özellikleri taşır:
a. es-Sünen'i bilmek [es-sünen: ilk imam kabul ettikleri ve şehri yönetirken uyguladıkları eski kanun ve adetler]
b. süneni uygulanması gereken yerleri mükemmelce ayırt edebilmek (daha öncekilerin amaçları gözönünde bulundurularak)
c. sözlü (el-mahfuza) veya yazılı (el-mektube) olan eski adetlerde (sünen) yine oradaki sünen örneğini taklid ederek açıklığa kavuşturabilme gücüne sahip olmak.
d. şehrin imamını korumak için, sünende bulunmayan meydana gelen olaylar hakkında ameli hikmet (TAAKKUL) sahibi olmak.
e. hitabet. hitabet ikna ve hayal gücü etkisi mükemmelliğine sahip olmak.
Melikü's-Sünne'nin yönetimine kanuni sultanlık: milken sünniyyen [Milk-i Sünnî ?] denir.
4. 3. deki şartları tek başına toplayan bir kişi bulunmazsa bu özellikleri haiz ayrı ayrı kişiler toplanıp melikü's-sünnenin yerini alan bir yönetim kurarlar. Bu topluluğa (RÜESAU'S-SÜNNE) denir.
Farabi medeni ve melik'i ayırdıktan sonra doktor ile bu ikisini birbirine paralel olarak işliyor. Beden doktorun alanı olduğu gibi Nefis de medeni ile melik'in alanı olmuş oluyor. Melik'in iyi yönetici olabilmek için Nefisi bilmesi gerekiyor. Bundan sonra "Tedbir-i menzil=ev ekonomisi/yönetimi" ni de bilmesi gerekiyor çünkü ev ile devlet de birbirine paralel. "Menzil" "Medine"nin bir parçası.. şehirde ev ne kadar iyi yönetilirse şehir de o kadar iyi yönetilir.. ve "doktor nasıl hasta organı bütünle, irtibatlı olduğu organlarla, çevre organlarla beraber düşünüyorsa devlet adamı da insan olsun aile olsun toplumun her parçasını bütünle ilişkisi içinde ele almalı."
"İnsan küçük alemdir" fikrinin çok bariz olduğu görülüyor.
[Alakasız bir bağlantı da organ nakli ile ilgili.. Bizim devlet anlayışımızla beden anlayışımız birbirine paralel olduğu için devletler arası toprak veya kurum nakli nasıl zorsa organ naklinin kabulü de o kadar zor. Bedenin kutsallığı da düşünülebilir; farklı bir bakış açısı ama]
Nefis medeni ve melik tarafından bilinmeli demiştik..
Nefsin 5 melekesi vardır.
(hey’et) el kuva ve’l-eczâ
1.
El-gazi-besleyici kuvvet-
besinde besinle veya besinden kaynaklanan belli bir fiili yapan melekedir. Besin:
·
ilk (evvel) ekmek,
et gibi henüz sindirilmeye başlanılmamış olan her şey
·
Orta (evsat) kan meydana
getirmeye hazır oluşuma gelinceye kadar midede ve bağırsaklarda işlenen ve
sindirilen besin ve bizzat kan olmak üzere 2 ye ayrılır.
·
Son (ahir) kendisiyle
beslenen organa benzer hale gelecek derecede sindirilen besindir.
[aslında besleyici melekeler organlarda meydana gelen kanı o
organa benzer hale gelinceye kadar parçalayan melekedir.]
Besleyici meleke içinde yer alan yardımcı melekeler
a)
Sindirim melekesi
(el-kuvvetu’l-hâdime): birinci tip besinleri kan meydana getirmeye hazır hale
gelinceye kadar mide ve bağırsaklarda parçalayan sonra da bu hazırlanan şeyleri
kan haline dönünceye kadar mesela karaciğer işleyen melekedir.
b)
Büyütme melekesi
(el-kuvvetu’l munmiye): gelişme esnasında- her organ için mümkün olan en yüksek
miktara ulaşıncaya kadar bütün kısımlarında organların sayısını besin
vasıtasıyla arttıran melekedir.
c)
Üretme melekesi
(el-kuvvetu’l müvellide) son tip besine yani kana yakın olan besinin
fazlasından beslenmesi dolayısıyla fazlalığın ortaya çıktığı cisme (tür
bakımından) benzeyen diğer bir cisim meydana getiren (tef’alu) melekedir. 2
çeşittir. Dişi yeni doğan canlının maddesini veren erkek suretini veren
d)
Çekici meleke
(el-kuvvetu’l-cazibe) besini bedenle temas edip karışabilecek şekilde bir
yerden bir yere çeken melekedir.
e)
Tutucu meleke (el-kuvvetu’l-mâsike)
besini içerisinde meydana geldiği bedenin damarında koruyan melekedir.
f)
Ayırt edici meleke
(el-kuvvetu’l müneyyize) her organa kendisine uygun olanın nüfuz edebilmesi
için besinin fazlasını ve (besinin türlerini) ayırt eden melekedir.
g)
Defedici (dışarı atan)
meleke (el-kuvvetu’d-dâfia) farklı fazla besin türlerini bir yerden diğer bir
yere atan melekedir.
2)
Duyu melekesi (el
kuvvetu’l-hâsse): beş duyudan biri vasıtasıyla herkesçe bilinen şeyleri idrak
eden (algılayan) melekedir.
3)
Muhayyile kuvveti
(el-mütehayyile) duyularla algılanabilen nesnelerin (mahsusat) izlerini(rüsüm)
duyuların işleminden geçtikten sonra koruyan melekedir.
Besleyici meleke ile muhayyile kuvvesi diğerinden farklı
olarak uykudayken de faaliyet gösterir.
4)
Arzu etme melekesi
(el-kuvvetu’n-nüzuiyye) canlının bir şeye cezp edilmesini ve neticede ona karşı
istek ve nefret duymasını, talep×kaçma, tercih × kaçınma, öfke×memnunluk,
korku×cesaret, zulüm×merhamet, sevgi×nefret… gibi nefsin diğer
arazlarının meydana gelmesini sağlayan kuvvettir.
Bu melekenin vasıtaları; kendisiyle bedenin bütün
organlarının hareketlerinin kolaylaştırıldığı diğer bütün melekelerdir. Örneğin
bacakların yürüme melekesi olması gibi…
5)
Düşünme melekesi
(el-kuvvetu’n-nuhka) kendisiyle insanın düşündüğü, aklettiği melekedir. İnsan
ilim ve sanatı onunla elde eder. Fiillerin güzel ve çirkin olduğunu onunla
ayırt eder.
Kitap ahlak kitabı da sayılabilir.. Aslında ahlaka melik ve medeni'nin görevleri açısından değinilir buna göre melik veya medenî'ye düşen görev faziletleri mutedil-mutavassıt yapmaktır.
Faziletler:
a)
Nutkiyye: akli faziletler= hikmet, akıl, akıllılık, zeka, anlayış mükemmelliği (cevdetü'l-fehm) nefsin aklî kısmının faziletleri.. [NEFSİN 5. KUVVESİ EL-KUVVETÜ'N-NÂTIKA'nın]
b)
Ahlakî faziletler= iffet, şecaat, cömertlik, adalet gibi arzuyla ilgili kısmın (cüzü'n-nüzûî NEFSİN 4. KUVVESİ EL-KUVVETÜ'N-NÜZÛÎ'nin) faziletleri..
olmak üzere 2'ye ayrılır.
Ahlaki fazilet veya reziletler doğuştan gelmez.. doğuştan ancak fazilete veya aşağılıklara mütemayil [temayül] ve hazır olarak doğulur.. Mütemayil olduğu davranış [ki buna istidad denir] alışkanlıkla sürekli hale getirilirse kendisinden fazilet veya rezilet ortaya çıkan bir HEY'ET (durum) meydana gelir kişide. Bu heyet'e fazilet veya rezilet denir.
Bir insanın tamamen fazilet veya rezilete mütemayil ve hazır olarak dünyaya gelmesi imkansız değilse de zordur. Tamamen fazilete mütemayil olarak dünyaya gelmiş bu (bilkuvve) temayüllerini alışkanlıkla (bilfiil) HEYET haline getirmiş ise bu kişiye eskiler ilahi insan derdi. Tamamen reziletlere-kötülüklere mütemayil olarak dünyaya gelmiş ve bu (bilkuvve) temayüllerini alışkanlıkla bilfiil heyet haline getirmiş insanlara eskile kötülüğünün büyüklüğünden dolayı HİÇBİR AD VERMEMİŞLERDİ [bir şeye isim vermek onu değerli yapıyor.. bu aslında çok önemli]. bazıları da sebu' derdi. Bu iki aşırı uçun bulunması ne kadar zorsa da imkansız değildir. bulunursa (yukarıya bak) ilahi insan melik olur.. sebu' ise hiçbir medinede bulunmamalı sürülmelidir.
(Mütemayil ve hazır olarak doğulan) tabii istidatlar ve Heyet haline gelmiş davranışların:
bazıları nefiste onların yerine onlara zıt olan durumlar konulmak suretiyle adet ile tamamen yok edilebilir
bazılarının gücü kırılabilir zayıflatılabilir azaltılabilir.
bazıları ise ne yok edilebilir ne zayıflatılabilir. imkansızdır. BU KİŞİLER ŞEHİRLERDEN ÇIKARILIR..
Melik ve Medeni'ye düşen görev kötülüğe mütemayil olarak dünyaya gelenlerin kötülüklerini yok etmek veya zayıflatmaktır. Heyetin ortadan kalkması zordur. ve şehirlerden çıkararak mutedil-mutavassıt-ortaya ulaşabilir.
Mutavassıt 2'dir: a) Mutavassıt fi nefsihi [kendinde orta]: 2 ile 10 un ortası altıdır. b) İzafî orta: bir çocuk için mutedil-mutavassıt gıda bedeni büyüdükçe değişir. Ahlakta kullanılan orta işte bu ikinci ortadır.
Yine bir doktor melik paralelliği:
gıda ve ilaçlardaki ortanın..
çoğu zaman çoğu kimseler için orta ve mutedil olanı [bir ilacın dünyadaki herkes için aynı etkiyi yapması]
bazen belirli bir zamanda bir grubun dışında diğer bir grup için mutedil olanı
bazen de ister uzun ister kısa ayrı ayrı zamanlarda ayrı ayrı bedenler için mutedil olanı vardır..
Bu orta'ya DOKTOR karar verir ortaya koyduğu şey TIP'tır.
Bunun gibi fiillerin de ortası var..
çoğu zaman çoğu insan hatta bütün insanlar için [cömertliğin iyiliği]
bazen belirli bir zamanda bir grubun dışında diğer bir grup için
bazen de herhangi bir zamanda değil belirli bir zamanda bir insan için mutedil olur [İngiliz hukuku örnek olarak düşünülebilir.]
İzafi orta'yı sayıyla ifade etmenin yanlışlığının farkındayım ama yine de şekle dökülebilir.. [Bu arada farkındalık'ın fiil haline dökülmedikten sonra hiçbir anlamı olmadığı da bu kitabın son paragraflarından çıkarılabiliyor. Farabi'den alıntı ile ifade edersek: "gafil ile mütegaffil'in elde ettiği sonuç aynıdır... Dikkatsizlik taslayan (mütegaffil: tefa'ul babının zoraki olmak özelliği ile beraber düşünelim) kişi, gerekeni yapmadığında, farkında olmadığı şeyi bilmesi, kendisine yarar sağlamadığı gibi, gerektiği gibi hareket etmediğinde, bilmediği şeyin farkında olmayışı da dikkatsiz insana zarar vermez." [s. 138] ama şekle dökmek faydalı olduğu için sakınca görmüyorum.
Şekil 1. Ahlaki fiillerde orta-mutavassıt-mutedil.
Fiillerdeki mutedilliğe karar veren şehrin yöneticisi (medeni) ve sultandır. sanaatul medeniyye ve mihnetül Melikiyye bu sanatın adıdır..
"İnsan kendi kendine de fiildeki mutedilliği ortaya koyabilir. Bunun nedeni siyasi sanatın (es-sanaatu'l-medeniyye) bir kısmı üzerinde bir güce sahip olmasıdır. Ama bütünle ilişkisini düşünmeyip yanlış teşhis koyarsa bozuk bir siyaset sanatının bir kısmıyla iş yapmış olur." Burada aklın yerine siyaseti koyması ilginç. Ama ileriki aşamada doğru ile yanlışı ayırtetme gücüne yine akıl diyor.
Girişte Dunlop'un kitap ile ilgili yazdığı bir yazı var.. Fusulu'l-Medeni'de Farabi'nin cihat ve hicrete yaptığı vurguyu dikkate değer görüyor Dunlop ve "cihad'a yapılan bu çarpıca atıflar, şüphesiz, sadece rastgele yapılmış atıflar değildir; fakat daha doğrusu, esas itibariyle, farklı bir görüş noktasına dayanır. Biz, tabii olarak, Farabi'nin hayatı boyunca, alışılmış anlamı içerisinde, cihad'la kastedilen olduğu tahmin edilebileni araştırırız. Bunun gibi, biz, Farabi'nin Eflatun'un, Kanunlarının veya Politicus'unun incelemesinden elde ettiği anlaşılan "Kanuna göre Sultan" [Meliküssüne] teriminin aynı zamanda, o yüzyılda bir karşılığının bulunup bulunmadığını araştırabiliriz." diyor.
Yine kitapta insanın hayat tarzları (siyer) ile yönetim şekilleri arasında bir paralellik var. mesela zorbalığa (tahakküm) dayalı hayat tarzları ile (seyyirü't-tegallüb) zorbalığa (tahakküm) dayalı siyaset (siyasetü't-tegallüb) aşağılıkta birbirine paralel ve en aşağı.
Yazma sanatı ile tecrübeye dayanan kuvvet tipleri (el-kuvvetü't-tecribiyye) paralel. yazma sanatı aşağılık bir insanın elinde ne kadar kötü sonuçlara yol açıyorsa ise el-kuvvetü't-tecribiyye de aşağılık yönetimde aynı sonuçlara yol açar.
el-kuvvetü't-tecribiyye'yi ameli hikmete sahip kişi (taakkul) kullandığında bilfiil ruesa seviyesine çıkar.
el-kuvvetü't-tecribiyye'yi en aşağılık devlet yönetimindeki taakkula sahip ilk reis kullandığında en aşağı seviyeye düşer.
,Ayrıca kitapta dikkate değer Nazari bilgi elde etme aşamaları -buraya dönebilirim ama yorucu şimdilik- ile kendisine vahiyle ameli bilgi verilen [peygamber] ile nazari bilgi sahibi ve kahin [mümkün bilgilerin bütününe sahip değil] arasındaki farkın anlatıldığı bir bölüm var. o ondan çok da aşağı değil diyor sonuç olarak. Kindi'de bu kadar açık değildi. Hatta Kindi'yi kelamcı olarak görenler de vardı bu yüzden.
69. prf'ta 105. sayfada kötülük problemi ile ilgili açıklaması var. İradi olan davranışlarda sadece kötülük var diyor. Biraz Mutezili. İnsan kendi fiilerini yaratır anlamında.
Zaten buraya kadarkilerden anlaşıldığı kadarıyla kavramları açıklamayı çok iyi yapıyor Farabi. bu açıdan da okunabilir. Açıklamalarını buraya yazmadan bu kitapta geçen kavramlara değineceğim kısaca..
Nazari akıl.
Bilgi-ilim
Gerçek bilgi (el-ilmü'l-hakiki) değişmeyen şeylerin bilgisidir. Değişenler için kullanıldığında mecazen kullanılır.
Gerçek sultan.. Sultanlık maharetiyle sultandır.
hikmet
Ameli akıl. -umumun tecrübesi-
Ameli hikmet (taakkul)
Doğru görüş (ez-Zannus-Savab)
Zihin -bir çeşit ameli hikmet (taakkul) dur.
Fikir Mükemmeliği (cevdetü'r-re'y) bu da bir tür ameli hikmet (taakkul) -sürekli doğru söylediği kesinleşen -öncesinde hep olumlu övücü sonuçlar görülmüş- kişinin sözleri.
el-gumr: basit insan
el-hayran: şaşkın insan
el-humk: ilk bakışta akıllı zannedilse de ahmaktır.
sür'at-i intikal. anlayış çabukluğu.
hitabet: kurnazlar kötü şeyde kullanır. yani eline geçen kişiye bağlı.
Şiir: 3 iyi 3 kötü türü vardır.
övülen 1. ilahi şeyleri, faziletleri, kötü işlerin yerilmesini kapsayan şiirler.
övülen 2. nefsin kuvvetle ilgili arazlarının (öfke kibir zulüm küstahlık) mutedilleşmesini (bk. resim ifrat) yok edilmesini kırılması amaçlayan
övülen 3. nefsin zaaf ve gevşeklikle ilgili arazlarının (şehvet adi lezzetler koku endişe keder mahcubiyet lüks yumuşaklık vb.) (bk. resim tefrit) mutedil hale gelinceye kadar düzeltilmesi.
yerilen şiir türleri bu üç türün tersi
Faziletli şehrin bölümleri 5 tir. en faziletliden aşağıya doğru:
1. hukema (hikmet), ameli hikmete sahip olanlar (taakkul), büyük meseleler hakkında görüş sahibi olanlar (cevdetürrey)
2. din görevlileri (hameletüddin) [ gibi mesleklerinin amacı ilk fırsatta para kazanmak olmayan kişiler ile sakatlara ayrılan iki udde (uddeteyn): maaşın, fonun nereden geleceği hususunda da açıklama yapılıyor [s. 99 vd.] bu bağlamda savaşların neden yapılması gerektiği de açıklanıyor mesela zaferden zevk aldığı için veya galibiyet için veya kişisel gazaptan dolayı yapılan savaşlar haksız savaş olarak niteleniyor ama yapılan açıklamalar şu anda yapılan savaşların oraya medeniyet götürmek vs. gibi nedenlerini de açıklayabilir çünkü savaş nedenleri arasında "bir kavmi iyiye sürüklemek ve zorlamak" da var.] ve yorumlayanlar: hatipler (hitabet) edipler müzisyenler şairler katipler ve bunlardan sayılanlar. [Bu kişileri şehrin ikinci değerlileri olarak görmek de ilginç.]
3. Mukaddirun-takdir edip değerlendirenler: muhasebeciler, mühendisler, doktorlar, müneccimler.
4. Mücahitler ordu bekçileri, koruyanlar, güvenliği sağlayanlar..
5. Mal mülk sahipleri: çiftçiler, çobanlar, tüccarlar vb.
Haklı savaş nedenleri:
[dış]
a. ya şehre dışarıdan gelen düşmanı uzaklaştırmak.
b. şehrin dıştan hakettiği bir iyiliği onun elinde bulunanlardan almak.
c. Kendileri için en iyi olanı bilmeyen ve sözlü davete icabet etmeyen bir kavmi iyiye sürüklemek ve zorlamak.
[iç]
d. Köle olması gerektiği halde boyun eğmeyenlere.
e. Şehir halkından olmayan ve kendilerine karşı şehrin kazanılmış bir hakkı olduğu ama bu hakkı ödemeyen kişilerle [vergi, zimmi?]
Varlıkla ilgili ilk bölümlemeler 3'tür:
Mevcut olmaması mümkün olmayanlar.. [cevher ve tabiat bakımından a. semavi olanlar: tabiat ve cevherinde belirli bir zamanda mevcut olarak ve orada başka bir şekilde olması mümkün olmayacak şekilde olan b. ruhani olanlar: herhangi bir zamanda mevcut olmaması asla mümkün olmayan .]
Mevcut olması asla mümkün olmayanlar.
Mevcut olması veya olmaması mümkün olanlar. [Maddi olanlar [heyulani]]

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder