22 Nisan 2014 Salı

Yunanca Düşünce Arapça Kültür, Dimitri Gutas

Dimitri Gutas, Yunanca Düşünce Arapça Kültür, çev. Lütfü Şimşek, Kitap yayınevi, 5. basım. 2011.

Çeviri hareketini ortaya çıkaran maddi koşulların temeli 2 olayla atıldı:
1. İlk Arap fetihleri
2. Abbasi devrimi

1) İlk Arap fetihleriyle doğu batı sınırları ortadan kalktı, sınırların ortadan kalkmasıyla doğu batı arasındaki ticaret gelişti, tarımda da doğudan batıya yeni bitki türlerinin düzenli olarak aktarımı yapıldı. Tarım devrimi alt sınıftan insanları bile etkiledi. İlk Arap fetihlerinin sonuçlarından biri de Çinli tutsaklardan kağıt yapımının öğrenilmesiydi.
Hıristiyanlar açısından doğu batı sınırının kalkması Kadıköy (Halkedon) konsilinde alınan dışlayıcı kararların etkisinin ortadan kalkıp Ortodoks hıristiyanlar ile Nasturi, Monofizit hıristiyanlar arasında etkileşim olmasının önü açıldı.
Halkedon etkisi Ortodoks hıristiyanlarının Yunanca konuşmalarına rağmen Helenizm karşıtı olmaları, Süryani ve Nasturi Hıristiyanlarda ise ılımlı bir Helenizm tutumu olmasına yol açtı ??
İlk Arap fetihlerinde, öncesinde zaten çeviri yapılan ilmî merkezlerin ele geçmesi de  çeviri kültürünün aktarılmasında rol oynadı.

2) Abbasi devrimi ile başkentin Şam’dan Bağdat’a taşınması da Bağdat’taki Zerdüştçü imparatorluk ideolojisi dolayısıyla zaten yapılmakta olan çeviri hareketinin benimsenmesine yol açtı.
Zerdüştçü imparatorluk ideolojisi: Bütün ilimler Avesta’dan çıktı. (İskender İran’ı yakıp yıktı, Dara’nın özenle sakladığı kitapların bazılarını çevirtip asıllarını yaktırdı ((bu da çok ilginç bir tutum)) Bu kitapları kendisiyle beraber Yunan’a götürdü. Yunan bilimi de bununla gelişti. Özellikle astronomiyi dinî bir ilim olarak gören İranlılar sonraki dönemlerde din dışı ilimleri de buna katarak dünyanın her yerine dağılmış haldeki Avesta metinlerini topladılar. (Denkard) Çeviri de bu ideolojinin bir parçası ve zorunlu sonucu.

Kindi’de bu Zerdüştçü imparatorluk ideolojisinin Arap şekli vardır. Buna göre Yunan ile Kahtan (Araplar ile yunanların atası) iki kardeştir ve Yunanlılardan çevrilerek alınacak olan bilgi aslen Kahtan’dan alınmıştır. Dolayısıyla yabancı bir şey almıyoruz, bizim olan bir şeyi alıyoruz.

Şam’ı merkeze alan Emeviler, Roma yapısını kullanıyorlardı. Bu yüzden dönemin Hıristiyan bakış açısı yüzünden Bizans’tan gelen Helenizm karşıtlığını da aynen benimsediler. Başkenti Bağdat’a taşıyan Abbasiler ise orada kendilerine meşruiyet zemini bulmak zorundaydılar. O yüzden İranlıların yapısını ve ideolojisini benimsediler. Bununla imparatorluktaki “İran” unsuru gözünde meşruiyet kazanmış oldular. Ama tamamen onlara tabi olmadılar Bağdat şehrini kurarak. (Bağdat şehrinin yuvarlak olup merkezde halifenin olması da farklı şekillerde yorumlandı. Yine tamamen İranlıların kozmoloji anlayışına uygun olarak inşa edildiği ile Merkezî otorite siyasetinin güdülmesi iki farklı yorum)

(astroloji ve astronomi İran’da dinî ilim olarak algılanıyor, İlk yapılan çevirilerde astroloji ve astronominin genişçe yer alması.)

(Çeviriler aslında ilk olarak İran üzerinden gelmeye başladı. sonraki dönemlerde Pehlevice’ye çevrilmiş yunanca metinlerin asıllarına gidildi. Süryanice üzerinden giren Yunanca metinler de bazı ilmi merkezlerde önceden yapılan çevirilerdi, Hıristiyan Nasturi ve süryanilerin etkisi üzerinde o kadar da çok durulmuyor. Ama Huneyn’in kitaplara baktığı yerler kiliseler vs. aracılığıyla aslında Bizans Arap dünyasındaki çeviri hareketinden haberdardı deniliyor. --Sanırım uygulamalı bilimler -astroloji matematik (yer ölçümlerinde, feraizde kullanılıyordu) vs- ilk önce İran -Pehlevice, Zerdüştlük- üzerinden girdi, ama mantık gibi teorik bilimler Nasturi, süryani Hıristiyanlar aracılığıyla girdi. Bunda Mehdi dönemindeki evrensellik politikasının etkisi ile diğer dinlere karşı İslam’ı savunma -diyalog- etkisi vardı. Topika’yı çeviri emri vermesi de bunun göstergesi-- ((bu sonuncu örnek kitapta Mehdi bölümünün ilk sayfasında var)). )

MANSUR

(İlk Abbasi halifesi Sultan Mansur Hazreti Peygamber (sav) in soyundan olmakla, Şii ve Sünnilerin gözünde meşruiyet kazanmış (yani bunu propaganda malzemesi olarak da kullanmış, İran ideolojisinin benimsenmesi de tamamıyla siyaset, diyor sanırım yazar). İranlılar için de “Biz bu toprakların gerçek varisleriyiz” tutumu içinde olup kültürlerini kendi kültürleri içinde mezcetmiş.)

MEHDİ VE OĞULLARI

Toplumsal dinsel söylem ve çeviri hareketleri
Dinlerarası söylemin ivedi gereksinimleri,
Abbasiler evrenselcilik -dine döndürme, davet, ihtida, tek doğru olduğu anlayışından çıkıyor (((bunu bu döneme hasretmesi ilginç)))- ve eşitlik -Arap olmayan Müslümanlar ile Arap müslümanlar eşittir- politikası güdünce Müslüman olmayan kimselere karşı İslam’ın anlatılması ve savunulması ihtiyacı ortaya çıkıyor. Mehdi bizzat Topik’in çevrilmesini emrediyor. Çeviren psikopos?la da bir tartışma oturumu yapıyor uygulamalı olarak. ((Bu metnin cedel kurallarının çok iyi bir uygulaması olduğunu söylüyor yazar, Platon’un diyaloglarından biri üzerinde tartışma kurallarını araştırmak yerine bu metin üzerinden bakılabilir.))

Hıristiyanlar ve diğer dinlerle polemikler bu dönemde oldukça fazlalaşıyor. Hıristiyanlar bu tarz tartışmalara daha önceden başladıkları için tecrübelilerdi. O yüzden mantık eserlerinin çevrilmesinde bu politika ile diğer dinlerle tartışmalar etki etmiş olabilir. ((yine uygulamaya yönelik))

((Burada kullanılan dinlerarası diyalog, cedel-tartışma kuralları çerçevesinde Müslümanlar ve diğer dindeki insanların kendi dininin hak olduğunu ispatlamaya çalışması şeklinde anlaşılıyor. Günümüzde kavramların değişmesi işlevi de farklılaşmış gibi algılatsa da sanırım hala aynı anlama geliyor!!!!!!!!!! yani dinlerarası diyalogda yer alması gereken kişiler halktan ziyade kelamcılar. dinlerarası diyalog’un farklı seviyeleri vardı hatırladığım kadarıyla ama amaç anlaşıldıktan sonra radikal ılımlı olması sonraki aşamada bilinmesi gereken bir şey))

MEMUN DÖNEMİ

Harun Reşid kendisi öldükten sonra yerine oğullarından önce Emin sonra Memun geçecek şekilde “Mekke protokolü” denilen bir vasiyet bırakmış. Memun Merv’e atanmış, -orada İran Zerdüştleri bulunuyor, bunun annesi de İranlı olduğu için Memun’u pek seviyorlar. Memun üç yıl sonra kardeşi Emin’i öldürüp kral oluyor, başkenti Merv’e taşımaya çalışıyor ama kardeşi Emin’i öldürmesi Müslümanlar arasındaki meşruiyet zeminini epeyce kaydırdığı ve zaten İranlılar arasındaki meşruiyetini sağlamlaştırdığı için Zerdüştçü ideoloji yerine İslam ideolojisini geçiriyor. (Bermekilerin gözden düşmesi ile ilgili bir olayın etkisi de varmış. bundan sonra Zerdüştçü ideoloji ve astrolojiyle ilgilenmeyi bırakıp İslamcı ideoloji’ye yöneliyor)
Memun Ardeşir gibi davranırmış. Onun halk arasındaki dini liderlerin kontrol altına alınması gerektiği konusundaki tavsiyesine uymuş. Mihne’yi de buna dayandırıyor yazar.
Memun kendisini dinin koruyucusu olarak kabul ettirmeye çalışıyor.
(Memun’un iç politikası Mihne, çeviri temelinde ise Aristo rüyası üzerinden yorumlanabilir. rüyasında Aristo’nun verdiği cevaplardan biri önemli. Rey’in yerine Akl’ın konması Felsefenin İslam hukukunun üstüne yerleşmesi demekmiş.)
Memun dışta da sert tutum içinde. Bizans’a dinî eleştiriler yapıyor. Bu eleştirilerden biri de Helenizm’e önem verilmemesi. Bizans karşıtlığını Helenizm hayranlığıyla yapıyor yani.

(Merkezi otoritenin gittikçe yaptırımını artırarak güçlenmesi.
Mansur’un izlediği politika; İranlı Zerdüşt ideolojisinin takip edilmesi. (tek elde toplamaya çalışma, mesela İmam Malik’e hadis kitabının tek kitap yapılmasının teklif edilmesi)
Mehdi’nin izlediği politika: evrenselcilik, dine döndürme.
Memun’un izlediği politika: İranlı Zerdüşt ideolojisinin İslam ideolojisine dönüştürülmesi. Mutezile kelamının konulup Mihne yöntemiyle bunun devlet tarafından kontrol edilmeye çalışılması.)

(Emeviler Arap kültürü politikası izliyorlardı. Müslüman olmalarına rağmen Arap olmayanlar “Mevali” olarak farklı bir değer görüyorlardı. Ama Abbasilerin yeni politikasına göre Arap kültüründen ziyade Arapça kültürü öne çıktı. Arapça’ya tercüme hareketleri de bunun bir göstergesi. koine (ortak) dil oluşumu. s. 182)

Çevirilerde çevirinin kim için yapılacağı önem taşıyordu. Ona göre açıklamalar ekleniyor bazı gereksiz sayılan yerler çıkarılıyordu.

Kitapta geçen bazı “efsane”ler. (Yani yazarın şimdiye kadar yanlış bilinenler dediği şeyler)

1. Beytülhikme efsanesi. Aslında Beytülhikme adında tercüme hareketlerinin kendisi merkezinde yapıldığı bir kurum yoktu. Sadece İbnünnedim bahseder buradan. Bahsettiği yerden de anlaşıldığı kadarıyla burası Yunancadan değil Farsça’dan çeviri -de- yapılan, kralın okuması için çevrilen eserlerin bulunduğu bir tür saray kütüphanesi olduğu anlaşılıyor. (Burada temellendirme yaparken lafzî olarak önemsizleştirmeye gidiyor. Mesela “Farabi şu kitabı yazdı ama bu o kadar da önemli bir şey değil” der gibi kendisi önemsizlik yüklüyor. Okuyucuyu bir yerde ikna etse de bazı meselelerin üzerine gitmemiş kendi teorisini desteklemek için. Bunu Goldziher’in eski ortodokslar Helenizm karşıtıydı tezini çürütmek için de yapıyor. Goldziher’i eleştirdiği hataya kendisi de düşüyor. Sadece belirli bir kesimi merkeze almış. Ortodoksluktan ne anlaşılması gerektiğini yazmadığını söylüyordu mesela Goldziher için.)
2. Memun döneminde başladı tercüme hareketleri, sadece “alıcı” olarak rol oynadılar. sonraları “üretim” aşamasına geçildi. Aslında böyle bir şey yok. Mansur döneminde başladı çeviri hareketleri. ve tamamen ihtiyaç duyulan şeyler çevrildi. UYGULAMAda işe yaraması temel öncelikti. (Çevirinin memun döneminde başladığı hakkındaki yanlış kanının temelinde Memun’un propagandaları yatıyor, propagandaların işe yaradığının kanıtı.)
3. Goldziher “eski ortodokslar Helenizm karşıtıydı” tezi tamamen yanlış. tarihsel bağlamı çok dikkate almamış Goldziher. Nitekim eğer İbn Teymiye’nin vs. yaşadığı ortamı dikkate alsaydı onların karşı çıkışlarının sadece çevirilerin Abbasileri “çağrıştırmaları” olduklarının görürdü.
(felsefe karşıtı hiç kimsenin olmaması çok garip “çeviri hareketiyle alınan Yunan biliminin tartışmasız kabulü” s. 92, mesela o dönemin entelektüelleri çeviri hareketini ya destekliyorlardı ya da duyarsızdılar diyor. yani üçüncü bir karşı çıkma hizbi yok. --o dönemde karşı çıkılan çevirinin kendisi değil çevrilen tek tek eserlerden bazılarıydı. sanırım yazarı böyle anlayabiliriz.--)
4. düz tarih anlayışı. çeviriler başlarda kabaydı, kelimesi kelimesineydi, lafzî idi. sonra mana çevirilerine dönüştü. Bu tamamen yanlış. Her çeviri kendi bütünlüğü içinde değerlendirilmeli. Mesela Huneyn çevresinde yapılan çevirilerde dikkat edilen şeyler ile Kindi çevresinde dikkat edilen şeyler tamamen farklı.

Çevirmenler ve çeviriler.

Abbasi halifeleri ve aileleri; mutasım, Ahmed.
Saraylılar: Beni müneccim ailesi…
Devlet memurları (katipler vs.): Bermekiler, Tahiriler, Zeyyat (zeytinyağı tüccarı), el-Cerrah ailesi.
bilginler ve bilim adamları: Buhtişu, Maseveyh, Tayfuri aileleri. çeviri yapanların kendileri.

Batı için faydaları

Yunan bilimlerinin evrenselliği fikrini oluşturdu sonraki Batılılar vs. için.
Majiskülden miniskül yazıya geçildi.
Asıl Batı uyanışına öncülük etti. Hümanizm, rönesans….


20 Aralık 2013 Cuma

Kategoriler ve İbn Sina el-Mekulât Kategoriler

((KategorilerIe iIgiIi önbiIgi vermesi açısından bir makaIeye atıf yapıp İbn Sina KategoriIerindeki temeI kavramIara geçmeyi düşünüyorum. Aşırı kısa ve kopuk ama öncesindekini anIayınca ve buradaki özet yeterIi oIur sanırım.))

Medhalde zati ve arazi hakkında konuşan İbn Sina Kategoriler'de cevher araz dan bahsediyor.
(10 kategori var 1. si cevher 9'u araz)

Semih Atiş, 'Kategoriler' Hakkında Dört Metin -Rıza Tevfik, İsmail Fennî Ertuğrul, Ali Sedad ve Sırrı Giridî-, Kutadgu Bilig Felsefe-Bilim Araştırmaları Dergisi, s. 5, Mart 2004, İstanbul. 

 
Giriş [[aynen aIdım]]

"Mesele kategorilerin varlık, düşünce (=akıl veya duyu) ve dil'den hangisine ait olduğu ile ilgiliydi ve alâka gösterilen başlıca cihet, en başta marifet nazariyesi olmak üzere çeşitli sahaları kapsamaktaydı. Mesela Empirizm-Rasyonalizm tartışmaları bu kabildendir
Kategoriler bahsi ... öne sürülen yaklaşımların varlık alanını bütünüyle tüketip tüketemeyeceği sorununa (hasr davasına) da yol açmıştı. Bir diğer sorun ise 'Kategorilerin mahiyeti meselesidir ki bu çetin mesele de 'küllîler' tartışmasını doğurmakla kalmamış, aynı zamanda -bilhassa Batı'da- Realizm, Nominalizm, Konseptualizm gibi belli başlı üç akım tarafından doğal sonuçlarına değin götürülmesine yol açmıştır.
Kategoriler meselesi bir yönüyle de tasnif-i ulum ile alakalıdır; zira birbirinden farklı varlık tasavvurlarının yine birbirinden farklı bilgi tasavvurları tevlid edeceği gayet tabii idi. Nitekim böyle de olmuştur [Nitekim ilimler tasnifinin (Tasnif-i ulum veya Tekasim-i ulum bahsinin) metafiziğin füruâtından addolunması bu sebepledir.]''

İbn Sina Kategoriler kitabının aslında Metafizikte incelenmesi gerektiği; ama Aristo mantığın başında incelediği için kendisinin de mantığın başında almak zorunda kaldığı, ama Kategorileri mantığın başında incelemenin çeşitli yanlış anlaşılmalara yol açabileceğine dair öngörülerde bulunuyor.

Semih Atiş'in bu makalesinde ele aldığı dört metinden Rıza Tevfik'in metni en geniş kapsamlı ve anlaşılmaya en müsait metin; diğerleri özet mahiyetinde, konuyu dağınık olarak bilen kişilerde toparlayıcı etki yapacak şekilde yazılmış. 

Rıza Tevfik'in metni ise kategorileri hiç bilmeyen bir kişiye anlatır gibi anlatmış ve kavramın tarihi gelişimini de ele almış harika bir metin.

Metinlerdeki Kategori tanımları 


[[Tırnak işaretsiz kuIIandığım yerIer de asıI metinde aynen geçiyor]]

İ. Fennî Ertuğrul

Categoria Mahmul
yani bir mevzuya isnad olunan sıfat demektir
Maksad mahmulün suret-i isnadıdır.
Aristo, bu suret-i isnadiyye'yi yani bunları teşkil eyleyen muhtelif nisbetleri 10 nev'e tefrik ederek bunlara Mekulat-ı Aşere tesmiye etmiştir.

Her cümle ve kelamda iki had vardır [taraf?]
mevzu mahmul

Kant Aristo'nun listesinin usul ve kaide dairesinde yapılmamış addeder ve hükümler hakkında ale'l-usul [metod!!] diğer bir liste yapmıştır.

aslında 4 tane kategori var ama her birinde 3 er tane olmak üzere toplam 12

Keyfiyet=== icab, selb, tahdid
Kemmiyet=== Vahdet, kesret, külliyet ((imtidad matematik))
Nisbet=== Cevher sebebiyet müşareket ((Mekulat-ı kuvaiyye dynamiques))
Cihet=== Hakikat, imkan vücub ((Mekulat-ı kuvaiyye dynamiques))
(Cihât-ı hüküm (modalites) 3'tür Zaruret imkan imtina. Kant imtina yerine hakikat'i ikame ediyor.)


Ali Sedad


Malumatın mekulat-ı aşereye taksimi
Hakayıkın tertib-i tabiisine muvafık mıdır

Port Royal mantıkçıların bu taksimin bir emr-i itibarîden ibaret olduğu düşünüyor..

Mütekellimûn malumatın 10 kategoriye hasrını caiz görmüyorlar.
Çünkü bazı umur-ı itibariyye bunlardan hariç kalmış
ve Bazıları da aslında umur-ı itibariyyeden ibaret olmakla hakayıktan addolunmuş.

[umur-ı itibariyye, hakayık]

Hükema ile mütekellimun arasındaki fark

Hukema cevheri cisim ve mücerredât olmak üzere ikiye ayırıyor
Mütekellimûn ise mücerredât-ı reddederek cisimleri cüz-la-yetecezzâdan mürekkeb addediyorlar. Bu yüzden Mütekellimûn'da
cevher; cisim ve cevher-i ferdden oluşur şeklinde taksim edilebilir. 

Rıza Tevfik


Mekulat yunancasının tam tercümesi [kavl=söz'den] söylenen söz demek.

[Rıza Tevfik'in hakkında yazılan yazılarda Yunanca bildiğinden pek bahsedilmiyor. Ama Yunanca cümle olarak alıntı yapıp anlamı da şu oluyor diye cümlede kullanıyor. Bir şekilde Yunanca ile ilgilendiği anlaşılıyor.]
[Rıza Tevfik'in açıklamalarından mekule'nin sınıf demek olduğu anlaşılıyor. Zaten yüksek cinsler de bu anlama geliyor.]

Halk lisanında mekule muhakkirane kullanılıyor [[yöntem oIarak bundan bahsetmesi harika]]
Mesela 'hacer şecer [taş, ağaç] mekulesinden', 'serseri mekulesinden' deriz ama 'efendi, kibâr [sosyete] mekulesinden' demeyiz.

[Mekule'nin mekulât ın tekili olduğu açık.]

Istılahta mekulât
Bizce tasavvuru mümkün olan en büyük, en vasi sınıfları gösterir birtakım kelimâttır. Onların heyet-i mecmuası, malumatımızın en basit, fakat en geniş kadrosunu (cadre) teşkil eder.
Mesela tek tek ağaçlar biliriz erik ağacı, ceviz ağacı, çınar ağacı vs. Bunların cümlesini bir kadro dahiline alıp da bir sınıf teşkil edersek ağaç mekulesi deriz. Bu suretle maden mekulesinden ve hayvan mekulesinden o sınıfı temyiz etmiş oluruz.
Burada dahî kalmayıp kadromuzu genişletebiliriz.
ağaç maden ve hayvan arasında bir 'vasf-ı müşterek' bulabilirsek yalnız onu esas tutarak o üç muhtelif sınıfı birleştip daha geniş bir sınıf teşkil edebiliriz; faraza maddiyat mekulesi.

Bu muamele-i zihniyyenin istikra'dan [[Tümevarım]] ibaret olduğu zahirdir. [[Burhan'da İbn Sina cins ten türe gidecek bir nevi TümdengeIim]] Zira cüziyâttan külliyâta irtika suretiyle hareket ettiğimiz aşikardır. Bunda da tecrid (abstraction) ve ta'mim (generalistion) başlıca şartlardır. Her ferdin (individu) hüviyet-i şahsiyesini teşkil eden keyfiyet-i hususiye'yi (proprietes particulieres) ayırıp atmadıkça yani tecrid etmedikçe efrâd-ı mütenevvia arasında ir vasf-ı müşterek olan keyfiyeti bulamaz yani birçok vücuh ile birbirlerinden farklı olan şeylerin -esasi bir vechile- müteşâbih olduklarına hükmedemeyiz. Müşabehet keyfiyetini esas tutup tamim-i hüküm edemezsek bir mekul-i küllî'ye peyveste olamayız. 

((Ecnâs-ı âliye'ye irtika edebilmek için zihn-i beşerin ne suretle hareket edebildiğini herkes bilir. İbtida-yı emirde ale'l-infirâd idrak ve telakki edebildiğimiz mevcudât-ı muhtelife arasında müşâbehetler (ressemblence) görmeye başlıyoruz; sonra bir vasf-ı müşterek teşkil eden o müşabehetleri esas ittihaz ederek birçok efradı bir kadro içine alıyoruz ve bir sınıf (classe) vücuda getiriyoruz. Bilahare bu sınıflar arasında dahi münasebetler ve müşabehetler keşfedip bu sefer hepsinden daha geniş bir sınıf teşkil ediyoruz. ve böylece birçok sınıfları yekdiğerine irca (rediuire) ede ede -gittikçe daha büyük- kadrolar içine derc (integrer) etmiş oluyoruz. Bu muamelenin nihayetinde vasıl olduğumuz ecnâs-ı âliye (genres suprêmes=summa general) işte feylesofların mekulat dediği en vasi kadrolardır.))

Anlaşılıyor ki yaptığımız yalnız tasniften (classification) başka bir şey değildir.
Tasnif mantıkta tarif (definition) için esastır. Ulum-ı tabiiyyede (sciences naturales) dahi malumatımızı zabt u rabta almak için labüdd bir şarttır.

[Dipnottaki bir kitap (Friedrich Adolf) Trendelenburg (1872) yalnız Kategoriler bahsi için bir tarih-i felsefe yazmış. Yazarın burayı epeyce kullandığını düşündürüyor bu dipnot. Almanca öğrenip teyid etmek iyi olurdu.]
[[Trendelenburg A., Historische Beitrage zur Philosophie. Vol I. Geschicte der Kategorienlehre. Berlin 1846.]]

(Hindlerde bütün mevcudatın erkân-ı asliyesi cevahir-i maddiyyedir bu cevahirin birtakım arazları da vardır. Alemde olan her şey bu altı sınıfın kadrosu dahilindedir ilim ve hikmetin zübdesi de budur.
1. dravja cevher. 9'dur: toprak, su, ziya, hava, esir (ether), zaman, mekan, ruh, manas (hiss-i samimi sens intime)
cevahir-i mezkûre bilcümle efâl ve keyfiyâtın mahallidir.
2. guna keyfiyet ve sıfat 24 tür 9 u keyfiyât-ı makule nevini teşkil eder: akıl, zevk, elem, arzu, nefret, iradet, rezilet, fazilet.
3. karma yani fiil dir (action) 5'tir.
4. samanja yani hasais-i müşterekedir -Mantık manasıyla- fârıka-i cinsiyet ve neviyet demektir.
5. Viceshna yani farktır Mantıkta hassa dediğimiz keyfiyettir.
6. Samanaya izafet)

(Yunan-ı Kadim'de Mekulat
Platon'da idealar (a'yân-ı sâbite, mâhiyât) "hakayıı eşyâ" olmak üzere telakki edilir ve yalnız onların mevcudiyet-i müstakillesine inanılır.
İdealar "Mahiyât-ı eşyâ-yı maddiyyenin en güzel ve en mükemmel nümunlarıdır" diye iddia etmiş ve bunlara enmûzec-i evvel (prototype) demiştir
Bu numûnelere kadar çıkabilmek için mevcûdât-ı münferide ve eşyâ-yı mütenevviadan tecrid-i fikr ü nazar etmek ve kesretten vahdete, cüzden külle doğru gitmek şart idi. Platon zihnin bu i'tilâ-yı mantıkîsine (dialectique) diyor ki kendi usulüdür (methode)

Anlaşılıyor ki bu filozofun idealar dediği mahiyât, zaten birtakım ecnâs-ı âliye nunûnelerinden başka birşeyler değildir. ...
Platon nazarında ecnâs-ı mezkure 5'tir:
on= vücûd=l'etre,
tafton=ayniyet=l'identite,
eteron=gayriyet=l'altruite,
kinesis=hareket=le mouvement,
sitatis=sükun=le repos

"Mevcudâtın cümlesine haml ü isnâd olunabilen keyfiyât-ı umumiyye"

Aristo'da farklı yerlerde farklı anlamlarda kullanılmış
mekulat lisanın eşkâl-i umumiyyesidir
mekulat eşyanın en umumi ve en vasi taksimat ve tasnifatına verdiğimiz umumi isimlerdir
mekulat mevcûdât-ı hakikiyyenin bize arzettiği suver-i umumiyye'ye tahsis ettiğimiz tabirât-ı külliyyedir.
kendisi de tam teemmül etmemiş anlaşıldığı kadarıyla [Rıza Tevfik]
Açık bir anlam
mekulat varlığın en umumi görünüşleridir, kendi tatavvurât-ı umumiyyesinin ecnâs-ı âliyesidir.



İbn Sina Kategoriler (Özetin özetinin özeti)


يوجد في موضوع أو لا يوجد  =Mevcûd fî
يقال على موضوع أو لا يقال =mekûl alâ

şeyler
1. bir konuda bulunmaksızın  لافي CEVHERLER
bir konu üzerine yüklem olurlar على  TÜMEL
(tümel cevherler)
2. tikel arazlar لاعلى في 
3. tümel arazlar على في
4. tikel cevher لافي لاعلى


Tekil lafızlarla delalet edilebilen bütün tekil anlamlar şu on şeyden hâlî kalamaz.
-1. cevher
-9 araz.
Mevcud bu 10 kategoride tek anlamla söylenir ama söyleme 3 şekilde olur
-mevzuda mütevati
-mevzuda müttefik
-mevzuda müşekkek



-cevherler fî yoluyla arazların mevzuları alâ yoluyla küllîlerin mevzularıdır.

-şeyler varlıkta ve sübutta zihinde meydana gelmiş bir mefhumda ortaktır (98. prf)

-varlık cins değil

-vücud mahiyete zihinde veya dış dünyada eklenebilir

-10 kategori dışında kategori yok ama cins var.


-nitelik göreliliğe dahil mi tartışması
nitelik bi-z'zat (hakiki) göreli değil

şey 2 kategoriye 2 yönden dahil olabilir
bizzat
bilaraz

(cevher nitelik nicelik ve görelilik kategorileri tartışılıyor Aristo sonrasında 4'e indirilmiş kategori sayısının aslında 10 olduğunu ispatlanmaya çalışılıyor. Rıza Tevfik İbn Sina'da MekuIat'ın asIında 4 oIduğunu söyIüyor. Başka bir görüş de Cevher nicelik nitelik görelilik [bu 4 e indirgeniyor 10 kategori] dışında -fiil infial kategorisinin dahil olduğu- hareket kategorisi olduğu şeklinde [böyIece 5 kategori oIuyor cevher niceIik niteIik göreIiIik ve hareket].)

Mütekabiller
1. mahiyeti mukabiline kıyasla söylenen .baba oğul
2. mahiyeti başkasına kıyasla söylenmeyen.
  a. ya taraflardan birinden ötekine döndürülmeksizin konunun aynıyla yer değiştirmesi . hareket sükun
  b. ya da tersi lkaralığın yokluğu beyazlığın gerektirmiyor.
(zıt ve göreli aynı değil)

önce sonra, mahiyeti başkasına kıyasla söylenmez
zaman
doğa
mertebe
şeref

oluş bozuluş
büyüme solma
istihale intikal dönüşüm yer değiştirme

Farabi Kategoriler Kitabı - Kitabu Kategoryas ey el-Mekulat


[[[Sadece başIıkIar]]

10 en yüksek cinslerin=kategorilerin başlıkları

el-Kavl fi'l-cevher
el-Kavl fi'l-kemm
el-Kavl fi'l-keyfiyye
el-Kavl fi'l-idafe ve'l-mudaf
el-Kavl fi mekuleti metâ
el-Kavl fi mekuleti eyne
el-Kavl fi'l-vad'
el-Kavl fi mekuleti lehu
el-Kavl fi mekuleti en yenfaile
el-Kavl fi mekuleti en yef'ale

burdan sonraki başlıklar levahiku'l-mekulat'tan. [Kendileri kategori olmayıp kategorilerin anlaşılmasında bilinmesi gerekenler]
Levahikul mekulat;
el-mahmul ale'l-mecra't-tabii
el-mahmul ale gayri'l-mecra't-tabii
[bu ilk iki levahik in açıklaması yeni bir başlık altında değil 'el-kavl fi mekuleti en yef'ale içinde yapılıyor.]

el-Kavl fi ma'na ma huve bizzat ve ma huve bil araz.

el-Kavl fi'l-mütekabilat

el-Kavl fi'l-mütelazime

el-Kavl fi ma'na'l-mütekaddem ve'l-müteahhar

el-Kavl fi ma'na 'mean'


[[AyrıntıIardaki tartışmaIar anIaşıIabiIir geneI oIarak meseIa zaman bakımından mertebe bakımından önceIik in ne oIduğu koIayca anIaşıIabiIir. Değişim in aItı türü de oIuş bozuIuş büyüme soIma istihaIe intikaI farkIarı da anIaşıIabiIir. Kem Keyfe İzafet zaman mekan Ia iIgiIi temeI tartışmaIar da var ama KategoriIerin mantığını vermesi açısından bu kadarı şimdiIik yeterIi]]

el-Medhal İbn Sina

Medhal 

Şeylerin mahiyetleri kimi zaman
şeylerin dış dünyadaki varlıklarında olur -a'yânu'l-eşyâ-
tasavvurda olur
min haysu hiye olur

felsefe şeyleri bu bakımlardan inceler diyenler mantığı felsefenin bir parçası saymazlar.

Ama mantık şeylerin bu açılardan incelenmesine yararı olması bakımından felsefenin aletidir.

Bilinmeyenin kazanılması
Bilinmeyeni kazandıran şey: bilinen

Bir şey iki yönden bilinir
sadece tasavvur edilmesi
ve tasdik edilmesi [zihindeki bu suret, şeylerle örtüşür]

ve iki yönden bilinmez..

......................
 [[MedhaI Özetin özetinin özeti Aradaki yer parantezIerini çıkarın kendi içinde bütün bir metin]]

Şeylerin mahiyetleri
Kimi zaman şeylerin dış dünyadaki varliklarinda olur
Tasavvurda olur
İncelenirken bu ikisi bakımından incelenir ayrıca min haysu hiye olmaları bakımından da incelenir

(2. Fasıl dan)
Ama felsefenin görevini şeyleri bu üçü bakımından incelemek olarak görenler mantığı felsefenin bir parçası saymazlar ama mantık -yine bunlara göre- şeyler bu üçü bakımından incelenirken felsefeye yararı olması bakımından felsefenin aletidir
(4. Fasıl dan)
Mantık sanatı bu şeylerin tekillerini dış dünyada tasavvurda min haysu huve olmaları bakımından incelemez
Aksine bu bu şeylerin tekillerini bu Anlamlara ilişen yüklemler konular, tümeller tikeller vb olmak bakımından inceler
Lafızları incelemek de bu zorunluluktan kaynaklanan bir durumdur
Yani lafızları anlamlara delalet etmesi bakımından inelemek mantığın konusu değil
(5. Fasıl dan)
Lafızlar meselesinde mantıkçıyı ilgilendiren tümel lafızların bilgisidir (tikeller felsefi yetkinlik vermez)
Tümelin tümelliği yüklendiği tikellere bir nispetinin olmasıyla gerçekleşir
(Bu nispet ya varlıkla ya düşünülebilmeyle olur)
(Buadaki yükleme de ya mutavaat ya da iştikak yoluyla olur burada inceleyeceğimiz mutavaat yoluyla yüklenenler)
tikele mutavaat yoluyla yüklenen tümelin kısımları
(5 tümel)
(8. Fasıl dan 59. 60. Prf lar)
Tekil tümel lafzın 5 kısma ayrılması
Tekil tümel lafız
Ya zati dir
   Mahiyete delalet edendir
      Mahiyete genel olarak delalet edendir CİNS
      Mahiyete özel olarak delalet edendir TÜR
   Mahiete delalet etmeyendir (varlığa -çeviride- :inniyyet -arapça metinde- delalet eden) FASIL
Ya arazidir
   Yüklendiği doğaya özgü HASSA
   Hem yüklenene hem başkasına özgü. ARAZ-ı AMM
[[Rıza tevfik mahiyetIere PIaton un ideaIarı diyor Hoca derste mücerred mahiyetIer dedi PIaton unkiIere, Min haysu hiye oIması bakımından=mutIak mahiyetIer den farkIı oIarak MedhaI den yoIa çıkarsak İdeaIar tasavvurda oIan mahiyetIere denk geIiyor!!?]]

18 Mart 2013 Pazartesi

Küçük Kıyas Kitabı / Kitabu Kıyasi's-Sağir - Farabi 4



[[bağlantı yerlerini atlayarak yazdım. Farabi nin yüklemli kıyasların basit olanları hakkındaki açıklamalarından önce kıyasla ilg. genel bilgi mahiyetindeki uzun notu buraya alıyorum Hepsi Farabi nin eserinden çıkıyor ama semboller başka bir kitaptan -yazarını bilmyorum kitabın adı mantık-. Karşıtlar karesi gibi. burayı karşıtlar karesi ile beraber düşünün]]

Bir kıyasın sonucunun öznesi küçük terim, sonucun yüklemi büyük terimdir. Kıyastaki ilk iki öncülün her ikisinde de geçip sonuçta geçmeyen ise orta terimdir. Yukarıdaki kıyası dikkate alırsak; sonuç her cisim zamanda olur’un öznesi olan cisim kıyasın küçük terimi, yüklemi olan zamanda olur kıyasın büyük terimi ilk iki öncülün her ikisinde de geçen mürekkeb kelimesi orta terimdir ve sonuçta bulunmaz. Büyük terimin–zamanda olur-  geçtiği önermeye büyük öncül, küçük terimin -cisim-  geçtiği önermeye küçük öncül denir.
Önermenin niceliğine ve niteliğine göre verilen A, E, I, O sembolleri gibi büyük orta küçük terimlere de P M S sembolleri verilmiş. M yi Medium’dan, S’yi Small’dan, P’yi de Pax’tan hatırlayabiliriz. [Pax Romana vardı sanki büyük roma imparatorluğu ideali diye biliyorum ama…]

.1. Orta terim büyük öncülde özne, küçük öncülde yüklem ise I. Şekilden kıyaslardır.
M P büyük terim olan P –sonucun yüklemine bakarak buluyoruz- nin bulunduğu büyük öncülde özne orta terim P.
S M küçük terim olan S’nin –sonucun öznesine bakarak buluyoruz- bulunduğu küçük öncülde orta terim yüklem.
S P kıyasın sonucu sonuç. Öznesi küçük terim. Sonucu büyük terim.

Birinci şekilden kıyaslar mükemmel kıyaslardır ve diğerleri bunlara irca edilir.


.2. Orta terim her iki öncülde de yüklem ise II. Şekilden kıyaslardır.
P M – büyük öncül’ün yüklemi M
S M – küçük öncül’ün yüklemi de M
S P – sonuç öznesi her zaman küçük terim yüklemi büyük terim.

.3. Orta terim her iki öncülde de özne ise III. Şekilden kıyaslardır.
M P
M S
S P
.4. Orta terim küçük öncülde özne büçük öncülde yüklem ise IV. Şekilden kıyaslardır.
P M
M S
S P
Birinci ve dördüncü şekilden kıyaslar çok karıştırılır. Çünkü Türkçe’de önce büyük öncül yazılmasına rağmen Arapça’da –Farabi’de de- önce küçük öncül yazılır. Biz direkt sonuca bakıp ayırt edebiliriz.
Her şeklin kendine özgü darbları vardır ve bu darblar nicelik ve niteliklerine göre değişir sadece. Bunu ayırmak için de A, E, I, O’dan yararlanılır yine.
Mesela 1. Şeklin darbları 4’ü kuvvetli A A A, E A E, A I I, E I O 2 si kuvvetsiz A A I, E A O, kıyas yapıyor. Yukarıdakilerle birleştirirsek;
Birinci şeklin birinci darbı şu şekilde yazılabilir.
MaP  -
SaM
SaP

Biz böyle bir kıyas yazımı gördüğümüzde önce yapmamız gereken kaçıncı şekle ve darba ait olduğunu belirlemek. Biz zaten S’nin küçük terim, M’nin orta terim, P’nin büyük terim olduğunu biliyoruz. A, E, I, O’dan bu örnekte geçen A’nın tümel olumlu –bütün … dır- olduğunu da biliyoruz. Önermenin şekil ve darbını belirlemek için orta terimin yerine bakarız. Büyük öncülde özne küçük öncülde yüklem olduğunu gördüğümüzde 1. Şekil olduğunu anlayabiliriz zaten. Cümle haline getirebilir veya böyle bir kıyas gördüğümüzde sembolik olarak ifade edebiliriz. Farabi’nin her cisim zamanda olur sonucunu çıkardığı örneğin 1. Şeklin birinci darbı olduğunu da fark ederiz. O yüzden Farabi’nin yazdığı örneklerin hepsini yazmadan 4 şekil ve darblarını gösterip Farabi’nin verdiği örneklerin sırayla hangileri olduğunu belirtirsek zeki okur devamını anlar bence.



Şekil. Kategorik-yüklemli kıyasların basit olanları
[şekil küçük oluyor. sıralamada Farabi 1. şeklin ilk 4 babını aynı sırayla, 2. şeklin k 4 babını aynı sırayla, 3 şekli ise 12, 11, 14, 13, 9, 10 sırasıyla yazıyor.]
[[şekli aldığım kitabın ilk sayfasını kopyalamamışım. ama adı mantık-klasik mantık î]]

Bu darblar içinde anlamlı olanlarını Aristo 15 taneye indirmiştir. Bir kıyas 256 şekilde kurulabilir çünkü. Farabi’nin Küçük Kıyas Kitabı’nda saydığı kıyaslar ise sadece ilk üç şekle ait olan kıyaslardır. İlk şeklin dört darbı en mükemmel darblar olup doğruluk kontrolü yaparken diğer darplar bu darplara irca edilir. O yüzden burada sadece Farabi’nin ilk dört darbının örneğini vereceğiz.


İlk şeklin 4 darbı Latince olup bir karşılığı olmayan BARBARA, CELARENT, DARII, FERIO ile kolaylaştırılmaya çalışılmış. [Bizim okulda bir öğrenci MARMARA DARISI CESARET VERİYOR olarak kısaltmış. Bütün cümle olması açısından bence de uygun.] Ferio darbından bir örnek ver dediğimizde birinci şeklin 4. Darbı olduğunu bilip E I O dan nitelik ve niceliklerini alıp hiçbir.. değildir, bazı .. dır. Öyleyse bazı.. değildir. Cümlelerinin içini birinci şekle göre –orta terim büyük öncülde özne küçük öncülde yüklem- doldururuz.
Örnek. Herhangi doğrudur veya yanlıştır diyebileceğimiz bir sonucu alırız. İnsan salaktır. FERIO darbına sokarız. O tikel olumsuzdu. Bazı insanlar salak değildir. Yüklemden büyük öncülün salak küçük öncülün insan olduğunu çıkarırız. 1. Şekildeki yerlerine koyarız. Hiçbir … salak değildir. Bazı insanlar… dır. Öyleyse bazı insanlar salak değildir. Oraya da bir orta terim koyarız. Orta terime  düşünen dersek;
Hiçbir düşünen salak değildir. Bazı insanlar düşünendir. Öyleyse bazı insanlar salak  değildir.
Bu tamamen mekanik bir düşünme şekline yol açabilir ama yine de alışkanlık haline gelebilirse bir düşünme şekli ortaya çıkabilir. Cümle yapılarının ve sıralarının insanların düşünme şeklini açıkladığını söyleyen kişiye göre de bu yapıyı kullanan kişinin düşünce tarzını biliriz. Çıkaracağı sonucu da önceden tahmin edebiliriz.]]]


.2. Birinci şeklin ikinci darbı örnek.
Her cisim mürekkebtir. [A]
Hiçbir mürekkeb ezeli değildir. [E]
Hiçbir cisim ezeli değildir. [E]
Farabi’nin verdiği sırayla yazdığımızda A A A [1. Darb] da üçü de olumlu genel olduğu için küçük öncülü öne yazdığı anlaşılmadı ilk bakışta. Ama burada darblardan birinin CELARENT/CESARET olduğunu bildiğimiz için fark edebiliriz.

.3. Birinci şeklin üçüncü darbı.
Herhangi bir varlık mürekkebtir. [I]
Her mürekkeb zamanda olmuştur. [A]
Herhangi bir varlık zamanda olmuştur. [I]
Yine küçük öncülün önce yazılması. DARII/DARISI darbı.

.4. Hiçbir mürekkeb ezeli değildir. [E]
Herhangi bir varlık mürekkebtir. [I]
O halde herhangi bir varlık ezeli değildir. [O]
Burada küçük öncülü önceye yazmamış, niye? FERIO/VERİYOR darbı.
Neyse şekle bakarak ve varlık=küçük terim, zamanda olmak=büyük terim, mürekkeb=orta terim olarak alırsanız bütün örnekleri kendiniz bulabilirsiniz.
Farabi’nin hangilerini hangi sırayla yazdığı da şekildeki darbların yanında yazıyor. ]]]

Mantıki kıyaslardan -Hulf, şartlı- sonra Farabi, tümevarım, kelamın yöntemi kıyas gaib ale'ş-şâhid=görüneni görünmeyene geçirmek, fıkhi kıyas ve türlerinden ve bunların değerlerinden bahsediyor..
hangi durumlarda faydalı ve zararlı olur kullanılabilir vs..

MANTIKTA 'KARŞITLAR KARESİ' 3

Karşıtlar karesini 'okumak' klasik mantıkta çok önemli.. açık yazmaya çalıştım.. örneklerin her biri her bir olasılığı-durumu gösteriyor. 3 aynı önermenin  nicelik nitelik değişmesi sırasındaki 4 farklı durumu..

el-Fusûlu'l-Hamse - Farabi 2


“Mantık Sanatına Başlamak İsteyen Bir Kimsenin Bilgi Edinmek Zorunda Bulunduğu Bütün Hususlara Dair Olan Bölümler” 


[[Türkçe çevirisi Mübahat Türker Küyel, Farabi'nin Bazı Mantık Eserleri içinde..]]

2. başlık metnin içeriğini daha iyi açıklıyor. El-Fusulu’l-Hamse ise bu bilinmesi gereken şeyleri beş başlık altında inceliyor.

Kısaca özetlersek;

1. Fasıl

İlk bilinmesi gereken menkul isimler; yani halkın kullandığı bir ismin belli bir bilim dalına “nakledilerek” o bilim dalında özel bir anlama gelebilmesi. –terimler diyebiliriz- örn. Nahivcinin ref, nasb, cer e halkın kullanımından başka bir anlam vermesi. Nahivci kullandığında bu kavramı halkın kullandığı anlamda mı yoksa gramerde kullanılan anlamda mı kullandığını bilir.

2. Fasıl 

Öğrenilen şeyler [malumat?]
A. Fikir istinbat reviyye ve istidlal yoluyla bilinmeyenler
1. Makbulat: Kendisine rıza gösterilmiş bir veya birçok kimseden kabul edilmiştirler.
2. Meşhurat: bütün insanlar, insanların çoğu, insanlardan bilgin-akıllı –örn doktorlar- olanların hepsi, bilgin olanların çoğu arasında yaygın olup uygulamasına hiç kimsenin karşı koymadığı birtakım hareketlerdir.
Örn. Ana babaya itaat vaciptir.
3. Mahsusat: beş duyuyla algılanan şeyler.
Örn. Şu oturan Zeyd’dir.
4. Makulat –ilk makuller-: ruhumuzda bilgilerini sanki başlangıçtan beri yaratılmış olarak bulduğumuz ve ilk bakışta bizde nasıl ve nereden meydana geldiklerini bilmeden haklarındaki kesin bilgiyi ve hiçbir zaman olduklarından başka türlü olmalarının caiz ve mümkün olmadığını yaratılıştan bildiğimiz şeylerdir.
Örn. Her üç tek sayıdır.
B. Fikir reviyye istinbat yoluyla bilinenler: yukarıdaki 4 sınıf dışındakileri kıyas ve istinbat yoluyla biliriz.

3. Fasıl

Bir bir şeyde, bir şey yanında, bir şey için, bir şeyle beraber, bir şeyden dolayı
A. Ya zat itibariyle var olur.
Zat itibariyleyse bir şey o şeyin cevherinde bulunur.
Örn. Boğazlanma sonucu ölüm.
10’un içinde 5’in bulunması.
1. Devamlı olur. 10’un 5’lerin varlığına tabi olması.
2. Ekseriyetle olur. Yaşlanınca saçların ağarması.
B. Ya da araz itibariyle var olur.
Örn. Yıldırım çarpası sonucu ölme: ölümün tabiatinde yıldırım yanında var olmak yoktur. Ama yıldırımın tabiatinde bu vardır.

Dördüncü Fasıl

Bir şey bir şeyden
1. Zamanı bakımından önce gelebilir.
a. Geçmişte
i. Şimdiye yakın
ii. Şimdiden uzak
b. Gelecekte
i. Şimdiye yakın
ii. Şimdiden uzak
2. Tabiati bakımından önce gelebilir.
Diğer şey varolduğunda var olur ama ortadan kalkmasıyla ortadan kalkmaz.
Kendisi var olduğu vakit öteki var olmak zorunda değil ama ortadan kalktığında diğeri de ortadan kalkar.
Örn. 1 2’den tabiati bakımından öncedir.
2 olmadan da bir olur 2 olduğunda 1 olmak zorundadır.
Canlı insandan tabiati bakımından öncedir.
Canlı olmadan insan olamaz. Canlı olduğunda insan varolmak zorunda değil. Ama insan olduğunda canlı olmak zounda.
[tabiat bakımından öncelik cins in tür e önceliği gibi.
Örnekleri açarsak;
2 2 tane 1’dir.
İnsan düşünen canlıdır.
3. Sırası bakımından önce gelebilir: mekanda veya sırası olan başka bir şeyde önce gelen, belirli bir başlangıç noktasına en yakın olan. Söz veya kitabın başı.
4. Şerefi bakımından önce gelebilir: hikmet ilmi rakstan hakim rakkastan üstün.
5. Yetkinliği bakımından önce gelebilir: 2 hekimden doktorlukta daha üstün olanı.
6. Sebebi olması bakımından önce gelebilir.
Sadece sebep=> güneş doğması-gündüz olması
Sebep+zaman=> duvarcı-duvar

NOT: Bir tek şeyin bütün bu bakımlardan veya bunların çoğu bakımından önce gelmiş olması imkansız değildir.  Örn. Yaşça küçük hekimin tıpta yaşça büyük hekimden daha yetkin olması.


Beşinci Fasıl

[Burası bir anlamda et-Tavtia’nın son bölümündeki mantık özetine benziyor.]
Bir manaya delalet eden sözler arasında
1. Müfret olanlar vardır.
a. İsim: [MANA] tek başına ve kendiliğinden anlaşılan bir manaya –zatı yapısı ve şekli itibariyle zamanına delalet etmeksizin- delalet eden müfret sözdür. İsmin özelliği zatı bakımından muhbir anh=Mübteda olmaktır. İsimler haber olmaz. Örn. Zeydun [yûcedu] insanun[-en]=Zeyd insandır cümlesindeki insânun haber değildir çünkü insânun ile Zeyd arasında gizli olan ‘bağ fiil, varlık bildiren fiil’ vardır. İnsanun’un haber olabilmesi için huve insanun=o insandır  kâne insânen=insan oldu şeklinde kullanılması gerekir.
b. Kelime: [MANA+ZAMAN] tek başına ve kendiliğinden anlaşılan bir manaya zatı yapısı ve şekli itibariyle zamanına delalet ederek delalet eden müfret sözdür. Fiilin özelliği zatı bakımından haber olmaktır.

Kelimeler [Fiiler]
i. Varlık bildiren fiiller: Türkçe’de ‘dır’ a -imek fiiline karşılık gelen ‘kâne, yekûnu, vecede, yûcedu, emsâ, asbaha vb. fiillerdir.
Bunlara varlık fiilleri denme nedeni bir şeyin bir diğer şey hakkında var olduğunu göstermek, haber ile muhbir anh’ın ‘bağ’ına delalet etmek için kullanılmalarıdır. Bu sadece haber ve muhbir anh’ın ikisi de isim olduklarında ve üç zamana delalet etmeleri istendiğinde böyle kullanılır.
Örn. Zeydun yûcedu âlimen=Zeyd alimdir.
Zeydun kâne fasîhan=Zeyd güzel konuşandır.
Bazen de haberin kendisi olarak kullanılır.
Örn. Zeydun kâne=Zeyd vardır. Mahluktur. P
Zeydun vecede= Zeyd mevcuttur. [vecede, mevcûd]
NOT: Araplar varlık bildiren fiillerin şimdiki zamanını gizleyerek kullanagelmişlerdir.
ii. Varlık bildirmeyen fiiller
c. Edat: bir mana ifade eden şeye [İSİM, KELİME] bitiştirilen ektir. Genelde haber ve muhbir anh ın bir parçasıdır.
NOT: mantıkçılar HABER’e=mahmul, MUHBİR ANH’e=mevzu derler.
NOT: dün, bugün, yarın gibi bir zamanın anlamına delalet eden ama zamanın zamanına delalet etmeyen [sadece MANA=isim] isimleri kelime sananlar olmuştur. Oysa bunların zamana delaleti yürüme’nin zamana delaleti gibi arazîdir.
2. Mürekkeb olanlar vardır. –isim fiil harfin üçü veya ikisinden mürekkebtir.
a. Terkibi haberlerin terkibi olanlar vardır. Örn. Zeydun insanun=Zeyd insandır. Mantıkçılar buna EL-KAVLU’L-CÂZİM, KAZİYYE, HÜKÜM derler.
b. Terkibi şart istisna ve takyidin terkibi gibi olanlar vardır. Örn. Sadîku Zeydin=Zeyd’in arkadaşı, el-insânu’l-ebyad=beyaz insan.. Teşkili bu şekilde olup bir isimle –TÜR- delalet edilen manayı bu mananın kaim olduğu şeylerle –FASIL+CİNS- anlatana HADD, bu mananın kaim olduğu şeylerle anlatmayana RESM denir. [et-Tavtia’nın sonu ile karşılaştır]
Mürekkeb  lafızlar ayrıca
1. Bütünün manası cüz’ün manasına delalet etmeyen: Abdullah sözü tek bir şahsa işaret etmek için kullanıldığında.
2. Bütünün manası cüz’ün manasına delalet eden: Abdullah sözü Allah’ın kulu anlamına delalet etmek için kullanıldığında. Mantıkçılar buna KAVL der.
Olarak da ayrılır.

Farabi - et-Tavtia fi'l-Mantık / Mantığa Başlangıç 1


Farabi’nin bu küçük eseri Mantık sanatı genel olarak nedir ne yapar maksadı.. hakkında okuyucuyu bilgilendirmek için yazılmış. Her şeyiyle bir ‘giriş’ ‘özet’ olarak nitelenebilir.


Eserine “Maksadımız.. düşünceyi hatadan koruyan.. mantık sanatını incelemek” (s. 27) diyerek başlayan Farabi, genel olarak kullandığı “yaşanılan ortamın dil ve örneklerini kullanmak” ilkesi gereğince dilbilgisinin ne olduğunu bilip mantığın ne olduğunu bilmeyen döneminin insanlarına hitaben “Dil bilgisi sanatının dil yanındaki yeri ne ise Mantık Sanatının da akıl yanındaki yeri odur.” (s. 27) açıklamasını yapıyor.

Farabi’nin yaşanılan ortamın dil ve örneklerini kullanmak ilkesi-yöntemi? Küçük Kıyas Kitabı’nın başında yer alan açıklamalardan çıkarılabilir.
“Bizim maksadımız bu kanunları açıklamak olduğuna göre onları ifade etmekte zamanımızın düşünürleri arasında kullanılan misalleri kullandık.” (s. 97)
“Aristoteles’i örnek almak, onun ifade ve misallerini oldukları gibi kullanmakta değildir… Onun bu hareketle gütmüş olduğu gayeyi örnek alıştır… Onun maksadı insanlara bu kanunları onlarca en çok bilindiğinde oybirliği edilen şeylerle öğretmektir.” (s. 97)
Burada geçen ‘kanun’ mantıktaki  Tavtia metnini esas aldığımızda, mantıktaki 8 kitaba işaret ediyor.. (aşağıya bk.)

Buna göre dilbilgisi dilin mantık aklın ölçüsüdür. [Aruz gibi]  Dilbilgisi dildeki söyleyişlerdeki hatadan dili korur, Mantık makullerdeki hatadan aklı korur. –makuller=akledilenler-
Bundan sonra Mantığın nerede, hangi sanatlarda kullanıldığını göstermek için sanatları sınıflandırır ve açıklar. Buna göre;
Sanatlar

1. Kıyasla yapılanlar   2. Kıyasla yapılmayanlar   olmak üzere ikiye ayrılır. 

1. Kıyasla yapılan sanatlar –Mantık bunların kanunlarını koyar-
a. Burhan: felsefi söz söylemedir. Doğrunun –yakin- öğretilmesi ve haklarında kesin bilgi hasıl olan şeyleri bildirmesi istenir. [Farabi’nin Şeraitu’l-yakin ve Burhan’ı. Mübahat Türker Küyel çevirdi.]
b. Cedel: tartışmalı söz seylemedir. Söyleyenin meşhurata:bilinen ve yaygın şeylere dayanarak üstün gelmesi beklenir.
c. Safsata: aldatıcı hikmet sanatı da denir. Sözde yaygın olan şeylere dayanarak zandan ibaret bir üstünlükle üstün gelmesi beklenir.
d. Hitabet: kesin  bilgiye ulaşmaksızın kendisinde bir nevi huzur hasıl eden şele dinlenen inandırılmak istenir.
e. Şiir: bir şeyin sözle anlatılıp hayalde canlanması istenir. Temsil sanatında hayvan türlerinin hareketlerle anlatılmaya çalışılması gibidir. Şiirin diğer kıyasî sanatlarla ilişkisi temsilin diğer amelî sanatlarla ilişkisi gibidir.
2. Kıyasla yapılmayan sanatlar (Ameli sanatlar)
a. Hekimlik
b. Çiftçilik
c. Doğramacılık
d. Temsil.. vs..
Kıyas ya başkasına söz söylemekte
Veya bir kimsenin kendisi için herhangi bir şeyi sonuç olarak çıkarmasında kullanılır.


Kıyasla yapılan sanatlar altındaki 5 sanatta kıyas her ikisi için de kullanılır.
Bu 5 sanatın dışındaki şeylerde kıyas sadece başkasına söz söylemekte kullanılır.

Mantık sanatı kıyasla yapılan sanatların her birine özel kanunlar vermekten ibarettir. 5 sanatın her birini açıklayan özel bölümler dışında hepsinin ortak olduğu 3 kitapla birlikte toplam sekiz bölümdür.

Kıyasla yapılan 5 sanatın ortak olduğu kitaplar: 

1. Kategoriler [el-Mantık inde’l-Farabi/Refik el-Acem içinde bulunuyor. Nihat Keklik de çevirmiş?!]
2. Önerme [ibare, Peri Hermeneias –Farabi’nin bu eseri de Mübahat Türker Küyel tarafından çevrildi.]
3. Kıyas [Mübahat Türker in çevirdiği Kıyasu’s-Sagir’i birazdan özetlemeye çalışacam inş.]
Kıyasla yapılan 5 sanatın her birine kanunlarını veren 5 kitap: -Bu alanlarda yazıldığı iddia edilen eserlerin gerçekten öyle olup olmadığını kontrol eden kitaplardır.
4. Burhan
5. Cedel
6. Safsata
7. Hatabe
8. Şiir [?!]

“Mantık sanatı kıyasın kullanıldığı sanatların her birine onların tamamlandıkları özel kanunlar vermekten ibarettir.” (s. 28)


Farabi bundan sonra felsefeyi kısımlarına ayırır ve mantık sanatının dilbilgisinden farkını ortaya koyar. Bunu yaparken de kısa bir mantık özeti yapmış olur.

Felsefe 4 kısımdır:
1. Matematik:
a. Sayı
b. Geometri
c. Yıldızlar ilmi
d. Müzik ilmi

–Kindi’nin bu dördünü bilmeden felsefe yapılamayacağını, filozof olunamayacağını söylediğini hatırlayalım. Buradan da filozofu bilim adamı olarak kullandığını çıkarabiliriz. İlhan hoca da değiniyor derslerde buna-

2. Tabiat: Cisimler ve cisimlerde insan iradesi karışmadan bulunan her şey hakkında araştırma ile ilgilidir.

3. İlahiyat/Metafizik: cisim olmayan ve cisimde bulunmayan şey hakkında dier öteki ilimlerin ait olduğu şeylerin en uzak sebepleri hakkında araştırmadır.

4. Şehirlere ait ilim/ el-İlmü’l-Medenî [Farabi’nin Fusulu’l-Medeni’si ve Medinetü’l-Fazıla’sını hatırlayalım.]: saadet ve şehir ahalisini saadete ulaştıran şeyler hakkındaki şeylerin araştırılmasıdır. Bu ilme ‘insanla ilgili olan felsefe’ ‘amelî felsefe’ de denir.

Mantık felsefenin bölümlerinde kullanıldığında onunla ilmî ve amelî bütün sanatların ait olduğu şeylerde kesin bilgi hasıl olur.

[[[[[Burada yukarıda söylediği “mantık sadece kıyasla yapılan sanatlara kurallar koymak için kullanılır” sözünü ‘mantık hem kıyasla yapılan sanatlarda hem amelî sanatlarda kullanılır’ olarak genişletiyor mu??]]]]

“Bilinmesi istenen herhangi bir şey hakkında Mantık Sanatı olmadan doğrunun tayin edilmesi için bir yol yoktur.” (s.29)

Farabi burada mantık sanatının bilinebilen şeylerin hangi kısmına karşılık geldiğini anlatmak için etimolojik olarak mantık kavramını inceliyor. Buna göre;

Mantık ‘nutk’ kökünden geliyor. Nutk’un 3 anlamı var. [[Tenbih bölümüne de bk.]]
- Natıka kuvveti olarak da bilinen [akıl?], insanın makulleri idrak edebileceği kuvvete delalet eder.
Bu kuvvetle ilimler ve sanatlar elde edilir ve hareketlerin güzel ve çirkini ayırt edilir.
- İnsan nefsinde anlayış yolu ile hasıl olan makuller.
Bunlara içten konuşma denir. [düşünceler?!]
- İçerde bulunan şeyi dil ile söylemektir. Dıştan konuşma denir. [Mantığın dil bilgisi ile bağlantı ve çatışması da nutkun bu anlamıyla ilgilidir. Dilbilgisi taraftarları-nahivciler mantığın Yunanca’nın grameri olduğunu söylerken bunu kastediyorlardı.]

Mantık natıka kuvvetine iç konuşma ve dış konuşmanın bütün dillerde müşterek olan kanunlarını verince –ki bir millete özel olan dıştan konuşma’nın kanunlarını dilbilgisi verir- natıka kuvveti mantık yoluyla doğru yola çevrilir ve hatadan korunmuş olur.

Farabi mantıkçı olsa da grameri tamamen olumsuzlayan bir tavır içinde değil. Tenbih ala Sebili’s-Saade’nin sonunda gramerin giriş konularının mantığın girişine de konulması gerektiğini söylüyordu.

Burada da baştaki gramer mantık benzetmesini yaptığı yere dönerek mantık ile gramer birbirine benzese de ayrıldıkları noktalar var diyor. Ayrımı yaparken de mantığın bütün dillerin kurallarını verdiğini ama dilbilgisinin belli bir milletin diline özgü kuralları verdiğini söylüyor.

Sonra mantıkçılar ile nahivciler arasındaki farkı söylerken;
Nahivcilerin ‘sıfat’ dedikleri şeyin mantıkçıların ‘mahmul’ü –yüklem- nahivcilerin ‘mevsuf’ dedikleri şeyin mantıkçıların ‘mevzu’su –özne=konu- olduğunu belirtiyor.

Sonrasında gramer ile mantık kavramlarını karşılaştırmalı olarak kullanarak mantık bölümlemesi yapıyor. Burada yaptığı özet mantığın kavram ve tanım bahsi. Diğer bir deyişle 5 tümel ile hadd ve resim. Mantıktaki 5 tümel gramerdeki basit yüklemlere, hadd ve resim ise gramerdeki mürekkeb yüklemlere karşılık geliyor.
İnsan düşünen canlıdır cümlesinin

I. Mahmul
1. Basit: müfred lafızlarla –tek bir kelimeyle- delalet edilmiş yüklem. Örn. İnsan, hayvan, natık, beyaz, siyah.
a. İki şeyin birbirine benzediği -yuşâbih- örneğin Ahmet ile Ayşe insan olmakta canlı olmakta birbirine benzer.
i. Cevherde: mâ-huve’nin –o nedir- cevabında kullanılmadan önceki –çünkü tanım oluyor o nedirin cevabı ve mürekkeb yüklemler içinde: o[Ahmet] nedir, o insandır. O canlıdır- el-mahmûl min tariki mâ-huve=mâ-huve –o nedir- yoluyla olan yüklem. Yani örnekteki insan, canlı.
- Daha genel olanı –örnekteki Ahmet’e canlı denmesi CİNS
- Daha özel olanı –örnekte Ahmet’e insan denilmesi TÜR
ii. Halde: ARAZ örn. Beyaz. Birden fazla birbirine benzeyen beyaz şeyin hallerindeki ayrım.
b. İki şeyin birbirinden ayrıldığı –yubâyin-
i. Cevherde: FASIL, örn. insan ile hayvanı cevherde birbirinden ayıran düşünme.
ii. Halde: HASSA, insan ile hayvanı halde birbirinden ayıran gülme.
2. Mürekkeb: Basit yüklemlerdeki 5 tümelden teşekkül eder.
Örn.
Zeyd konuşan bir canlıdır. Fasıl+cins’ten mürekkeb : bu mürekkeb yüklem yüklem olmakta herhangi bir türe eşit olursa o bu türün HADD’i olur.

Zeyd gülen bir canlıdır. Hassa+cins’ten mürekkeb.
Zeyd mahir bir hekimdir. Araz+araz’tan mürekkeb.
Zeyd beyaz bir insandır. Araz+cins’ten mürekkeb.
Bu üç mürekkeb yüklem yüklem olarak herhangi bir türe eşit olursa o bu türün RESM’i olur.

Resim ne o şeyin özüne ne de o şeyin kıyamını sağlayan şeye delalet eder.
Ama hadd o şeyin –tür- özüne ve o şeyin kaim olduğu her şeye delalet eder.

[[[[mevzu mahmul
külli    külli -  İnsan canlıdır. el-İnsanu hayvânun.
cüzi    cüzi  - Zeyd şu oturandır. Zeydun huve hâzâ'l-kaim.
külli    cüzi  -
cüzi    külli  -  Zeyd insandır. Zeydun huve'l-insan.]]]]]