26 Ocak 2013 Cumartesi

Tenbih alâ Sebili's-Saade Mutluluk Yoluna Yöneltme FARABİ

İyi ya bizzat kendisi için istenir [MUTLULUK]
     ya bazen bizzat kendisi için bazen başka bir şeye [zenginlik vs.] araç olsun diye istenir [İLİM, RİYASET]
     ya da sadece araç olsun diye tercih edilir. 

Bizzat kendisi için tercih edilen iyi en kamil iyidir. Kemal aşağıya indikçe azalıyor. 

Mutluluk en kamil-yetkin iyi olduğuna göre mutluluğa götüren yolları bilmek gerek. 

İnsan 3 şeyden dolayı övülür veya kınanılır: 

AKIL: TEMYİZ  
NEFİS: ARAZLARI= merhamet, cesaret, cimrilik... 
BEDEN: FİİLLERİ= oturmak, kalkmak, koklamak, görmek...

Bu fiillerin nefsin arazlarının ve temyizin iyisi ve kötüsü vardır. İnsan iyilerini iradi olarak [keyfe-nasıl], her yaptığında [nerede] ve her zamanda  [metâ-nezaman], sadece iyinin kendisi için [limâzâ-niçin] yaptığı zaman MUTLULUKa ulaşır. İnsan kötüyü iradi olarak, her yer ve zamanda, sadece kendisi için yaptığı zaman ŞEKAVETe ulaşır. [mutluluk şekavet]

İnsanı mutluluğa veya şekavete ulaştıran şeyler HEY'ET-durum lardır. İnsanlar her insanda doğuştan bulunan KUVVE-güç ün -hem cimrilik hem cömertliği aynı derecede kapsar ama birine yatkın- alışkanlık haline getirilmesiyle veya zıddının ortaya çıkarılmasıyla oluşan kendisinden iyi veya kötü fiillerin çıktığı heyet meydana getirirler. [kuvve-heyet]

[Fusulu'l-Medeni başlığında da vardı. Burada da uzun uzun anlatılıyor Erdemli orta teorisi adı veriliyor kısaca. Yapılması gereken iki zıt uçtaki -ifrat, tefrit- ahlaki davranışların erdemlileri olan ortalarını bulmaya çalışmak. Bunun için ifratsa tefriti tefritse ifratı [cimrilik tefrit israf ifrat cömertlik orta] sık sık yapılarak ortayı bulması bekleniyor. Terazi gibi. Sağlaması yapılırken de ifrat ve tefritteki davranışı yaparken  kolaylık olup olmadığını bakılıyor. Çünkü insan kötü fiili yaparken haz alır, iyiyi yaptığında kendisine zarar geleceğini düşündüğü için zorlanır -doğru söylerse servetini kaybedecek-. Haz aldığı şey ve zarar görmediği şey de kendisine kolay gelir. Yani insan kendi davranışlarına bakarak da orta'yı bulur. Kontrol edeceği şey haz ve zarar olur yine.]

Heyetler 2 ye ayrılır 

1. Temyizin-ayırdetmenin
a iyisine ulaştıran heyet: KUVVETÜ'Z-ZİHN
b kötüsüne ulaştıran heyet: DA'FU'Z-ZİHN... ZAAFU'Z-ZİHN

2. Nefse arız olan şeyler ile fiilerin
a iyisine ulaştıran heyet: İYİ AHLAK
b kötüsüne ulaştıran heyet: KÖTÜ AHLAK

Haz ile bağlantılı olarak insanın bilinmesi mümkün olan şeyler

bilinmek             bilinmek+yapılmak [ki yapılmak kemalidir ve anlam ifade eder]

Sanatlar da iki tür

1. bize sadece bilinecek olan şeylerin bilgisini sağlayan [Tanrının varlığı.]

2. bize bilinmesi ve yapılması mümkün şeylerin bilgisini ve onu yapma kuvvetini verir.
a. insanın şehirlerde yaptığı: doktorluk denizcilik ticaret.
b. insanın en iyi hayat tarzının hangisi olduğunu araştırmaya onlarla iyilikleri bilmeye yönelmesine iyi işleri ve iyi fiili seçmesine ve onları yapma gücünü kazanmasına vasıta olan sanat.

Beşeri amaçlı olan şeyler.
haz veren
faydalı olan = sanatlardaki 2a
iyi olandır. =sanatlardaki 2b.

yani sanatlar içinde haz veren yok. sadece faydalı ve iyi olan var.

öyleyse 2 çeşit sanat var.

1. amacı iyiyi elde etmek olan= felsefe beşeri hikmet.
2. amacı faydalıyı elde etmek olan= bunlara hikmet denmez. benzetilerek ancak bu isimle adlandırılır.

İyi olan 

bilgi                          bilgi+fiil [eylem] olduğuna göre.

Amacı iyi olan felsefe de

Nazari                     Ameli felsefe olarak 2 ye ayrılır.
a. matematik           a. ahlak sanatı.
[aritmetik,               b. siyaset ilmi.
geometri,
perspektif]
b. fizik
c. metafizik

ÖYLEYSE:
Felsefe iyiye ulaştırır
En kamil iyi mutluluktur.
öyleyse felsefe mutluluğa da ulaştırır. [çünkü seviye olarak mutluluk iyi nin altında]

Mutluluğa ulaştıran felsefeyse Felsefe iyi temyiz ile meydana geliyorsa iyi temyizi elde eden heyet kuvvetu'z-zihn ise kuvvetu'z-zihni ortaya çıkaran şeyi bulmak gerek. 

Kuvvetu'z-zihn [bilinmesi istenilen şeyde doğruyu kavrama gücü]
yanlışı doğrudan şüpheliyi doğrudan doğruya benzeyeni doğrudan kesin olarak ayrıştırmamızı sağlayan bir güce sahip olursak elde edilir. bu da Mantık sanatıdır.

Mantık gramer karşılaştırması burada beklenilen bir bölüm. Mantığı ilk olarak alıyor Farabi ama 'raconuna göre' mantık öğrenmek istiyorsak da mantığa başta gramer ile ilgili meseleleri de koyarız diyor. -Kavram ortaya çıkarmak için olarak algıladım ben, yanlış olabilir- Yani mantığın başındaki grameri mutluluğa ulaştıran ilk adım olarak alabiliriz. -Ama Farabi ilkin ısrarla mantık olduğunu da vurguluyor.- Buna göre mutluluk aşamaları yukarıya doğru şöyledir denebilir.

Gramer.... Mantık sanatı.... Kuvvetu'z-zihn.... İyi-temyiz... Felsefe.... Mutluluk.... İyi 

[Gramer mantık karşılaştırması sırasında nutk kelimesinin köküne iniyor Farabi.. sadece dikkate değer bilgi olduğu için aktarıyorum.

Akıl a. insanın bir şeyi zihniyle kavraması
       b. insanın kavramasının meydana gelmesine vasıta olan şey
olarak anlaşılır.

Nutk a. konuşma, dil ile ifade etme [çoğunluğa göre]
         b. insanın kavramasınını meyda gelmesine vasıta olan şey [aklın 2. tanımı] [kudemaya göre insan natıktır dendiğinde.]
         c. hem a hem b deki anlamları [kudemaya ve Farabi'ye göre genelde]

[nutka yetkinlik kazandırmak için olana mantık sanatı derler. ]]


20 Ocak 2013 Pazar

Farabi ve Okulu - Ian Richard Netton

 Elis'ten Ankara 2005'te çıkan kitap üç bölümden oluşuyor.
1. Farabicilik Çağı
2. Farabi'nin epistemolojisi
3. Farabi Okulundaki diğerlerinin epistemolojisi.
Yazar tarafından 1992'de yazılmış.

1. bölümde Farabi ve okulundaki filozofların hayat hikayeleri anlatılıyor ve döneme ait bir genel taslak çıkarılıyor. "Şiilik, Farabicilik çağı derin istikrarsızlık ve değişim çağı, saray kültürü" ilk bölümün anahtar kelimeleri.. [Şimdilik ileriye atıyorum.]

Yazarın Farabicilik Çağı dediği zaman dilimi 870'te Farabi'nin doğumuyla başlıyor; Farabici ekolden olarak yer verdiği son filozof Ebu Hayyan et-Tevhidi'nin yaklaşık 1023'te ölümüyle sona eriyor. (870-1023)

Farabi, Yahya b. Adi, Sicistani, Amiri, Ebu Hayyan et-Tevhidi beşlisi..



Sonuç kısmında Boer'e yaptığı gönderme kitabı yazma nedenini açıklıyor gibi. "Farabi'nin kendisini izleyen büyük bir öğrenci kitlesi yoktu." Yazar buna karşı çıkıyor ve bu dört kişinin aslında Farabi'nin öğrencileri ve devamı olduğunu ispat etmeye çalışıyor. -daha da asılda Aristo, Platon ve Yeni-Platonculuk'un devamı olduklarını göstererek-

Yazar Farabi ve okulundaki filozoflara Aristo, Platon Yeni Platonculuk etkisini o kadar vurguluyor ki -felsefi literatüre dini literatürle karıştığı zamanki metinlerde bile Yunan etkisinin aranması ve öne çıkarılması- başka türlü de düşünülebilirdi tepkisini veriyor insan. Ki yazar da bunu farketmiş.

 "filozoflar üzerindeki Yunan etkisinin üzerinde bu kadar çok ısrar etmiş olmamız, bunun onların düşüncelerinin yegane boyutu olduğunu düşünmemize yol açıp bizi yanıltmamalıdır. Bu yüzden bu kitap, İslam felsefesine salt Yunan düşüncesinin bir sentezi gözüyle bakan ve İslam'ın kendisinin oynadığı verimli rolü inkar eden eski 'oryantalist' paradigmayı reddeder." (s. 133)

Yazar bu "oryantalist paradigma" içinde bulunduğundan, aşmaya çalışsa da eserinde bunun etkisi görülüyor. Yazarın Platoncu Yeni platoncu, Aristocu görüşleri karşılaştırması, okurda da aynı etkiyi bırakıyor. Yani filozofa ait metni okuduğunda onun kimden etkilendiğini anlıyor.

Kitabın kronolojik olarak ilerlemesi düşünce gelişimini de farkettiriyor. Başta Felsefe ve Din aynı sonuca çıkan aynı seviyede iki ayrı kaynak -Farabi, Yahya b. Adi-. ilerleyen dönemlerde durum din lehine değişiyor -Amiri'de daha belirgin olmakla Sicistani ve Amiri- Yazar bunu "kurtuluş epistemolojisi" olarak tanımlıyor. ve Edebiyat. Yazarın hayranlıkla bahsettiği Tevhidi'nin Zevk ve Muhabbet kitabı.. (felsefi bir Binbir Gece Masalları olarak tanımlıyor ya da aktarıyor yazar.. Saray toplantılarındaki felsefi tartışmaların anlatıldığı bir eser olmak bakımından önemli) ancak yazar epistemolojinin "kurtuluşa erişmeci boyutunu kaybetti"ğini gözlem olarak aktarıyor.

Buradan benim çok önemsediğim bir sonuç çıkıyor..
Eğer bu anlatım -kitapta kalan yer; edebiyat bölümünden- devam ettirilse felsefenin şiir ve edebiyat içinde nasıl devam ettiği ortaya konulabilir.. (Ahmet Muhittin'e ve Hilmi Yavuz'a ve Zeynep Hoca'ya atfen)

Farabi'nin hayatı konusundaki açıklamalarda mit ile gerçek birbirine karışmış.. Bu konudaki örneklerden biri Amiri'nin "modern sahte filozoflardan biri" dediği Farabi'nin bildiği dil sayısı.. Eserlerinden karşılaştırma yapabilecek kadar yabancı dil bildiği anlaşılan Farabi'nin bu özelliği abartılarak aktarılmış.

Farabi'nin ölümüyle ilgili bir rivayet de gerçek mit karışımının iyi bir örneği. Buna göre birçok yerde eceliyle öldüğü aktarılan Farabi'nin ölümü haydutlar tarafından önünün kesilip öldürüldüğü.. Farabi elindeki her şeyi sadece bana bir şey yapmayın diye haydutlara vermesine rağmen onu öldürüyorlar. 80 yaşlarında o ara.. Seyfüddevle  Farabi'yi o kadar seviyormuş ki o haydutların hepsini öldürtmüş. 

Yine müzikle ilgili anlatılagelen bir olay da mit gerçek karışımının örneği.. Bir mecliste Farabi'yi Seyfüddevle diğerlerinden daha yukarıya oturtur.. Kıskanırlar. Sultan da Farabi'nin değerini göstermek için ona musiki icra etmesini söyler O da çaldığı müzikle güldürür ağlatır oynatır ve nihayet uyutur.. Herkes uyuyunca da çıkıp gider.. Farklı versiyonları da var.. Bu kişinin Farabi olmadığına dair de rivayetler var.. 

Farabinin vurgulanan özelliklerinden biri onun sufi-meşrep olması. ancak yazar (Netton) bu tarz söylentilere "çingene-paradigması oluşturma teşebbüsü olması mümkün" diyor.. 

Yazar Bilgi nedir ve Nasıl elde edilir'in cevaplarını 5 filozof üzerinden karşılaştırmalı olarak veriyor..

Farabi ve Bilgi

 [Ötüken'den çıkan İ. Hakkı Aydın'ın Farabi'de bilgi teorisi diye bir kitabı da var. Aldım ama henüz okumadım. Okuyunca onu da özetlerim inş.]

Farabi'nin epistemolojisini anlamak için bakmak gereken kitaplar:
1. Bilimlerin Sayımı.
2. Akıl Risalesi
3. Harfler Kitabı..
ve Mutluluk Yolunun İşaretleri kitabı.. (Tenbih ala Sebili's-Saade)

Fusulül-Medeni'deki (bk. bir önceki konu) Hikmet tanımına atıf yaparak Hikmet uzak sebeplerin bilgisidir derken Farabi'nin bilgisinin Ortaçağın dar QUADRİVİUM'uyla (aritmetik, geometri, matematik ve müziği kapsayan disiplinler)  sınırlandırılamayacağını söylüyor.

Bilimlerin Sayımı'ndaki bilgi sınıflaması ve Tenbih'teki teorik pratik ayrımına "Ne" sorusu bağlamında değiniliyor.

Farabi'nin dil ve mantığa verdiği önemin Aristotelesçi bir etki olduğundan sözediliyor.

1. Dil bilimi (el-Faslu'l-Evvel fi ilmi'l-Lisan)
2. Mantık Bilimi (el-Faslu's-Sani fi ilmi'l-Mantık)
3. Matematik Bilimleri (el-Faslu's-sâlis fi ilmi't-Taâlim) : aritmetik, geometri, optik, astronomi, müzik, ağırlıklar, mekanik düzenekler.
4. Fizik ve Metafizik (el-İlmi't-Tabiî, ilmi'l-İlahi)
5. Medeni bilim fıkıh ve kelam (el-İlmi'l-Medeni, İlmi'l-Fıkıh, İlmi'l-Kelam)

Farabi'nin ilimler tasnifi onun insanın Ne tür şeyler hakkında bilgi edinebileceğine dair cevabıdır..

teorik bilgi: bilindiğinde eylem doğurmayan ya da gerektirmeyen bilgidir. Mesela kimse Tanrı'nın vahdaniyeti bilgisi karşısında eyleme geçmek gibi bir mecburiyet hissetmez.
pratik bilgi.

"Yukarıda zikredilenlerden çıkarılması gereken esas sonuç, Farabici epistemolojinin Aristotelesçi 'Pozitivizm' ile Yeni-Platoncu 'negativizm' ikizlerinin temelleri üzerine kurulduğudur." s. 67.

[s. 74'e kadar ne sorusunun cevabıyla ilgili açıklama yapılıyor Akıl risalesinde ne sorusunun cevabıyla ilgili ve Harfler kitabında ne sorusunun cevabıyla ilgili bulunabilecek şeyler.. ]

Bilginin nasıl elde edileceği hususunda Farabi Akıl risalesinde geçen 6 akıl tanımı ile sudur teorisinin paralel olarak aynı kaynağa -İlk İlke'ye İlahi Akıl'a Allah'a- ulaştığı bilgisini aktarıyor. ve faydalı bir şekille bunu destekliyor. Aristotelesçi 5. akla vurgu yapıldığı önemli bir bilgi. altı akıl tanımını da teker teker açıklıyor.



Şekil çok iyi açıklıyor zaten.. Sudur'un yeni platonculuk  diğer akıl tanımlarının Aristotelesçiliğin göstergesi olması farkındalık açısından önemli..
"Özet olarak Farabinin epistemolojisi Aristotelesçi ve Yeni Platoncu epistemolojilerin şaşırtıcı olmayan bir sentezi olarak düşünülmelidir. Bedevi'nin dediği gibi "Farabi bilgi kuramında Aristotelesçilik ile Plotinizm arasıda bi sentez yapıyor yani o sezgici bir tasavvufun tamamladığı bir empirizmi içerir." s. 84.

"Bu dünyada bilgide ilerleme ile öteki dünyada kurtuluşa erme arasındaki bağlantı abartılamaz." s. 85. Yazarın bu vurgusu Yahya b. Adi'ye verdiği önemle bağlantılı.

Yahya b. Adi'nin epistemolojisinin unsurları: 

İbn Ebi Useybia Yahya b. Adi hakkında.. 

"Zamanına göre eşsizdi. Dinen monofizist Yakubi Hıristiyan idi. Kayda değer bir çeviri ustalığı vardı ve Süryanice'den Arapça'ya çeviriler yapmıştır. Ayrıca, çok yazmış ve farklı farklı kitaplar üretmiştir."

Birazdan hakkında yazılacak olan öğrencisi Ebu Hayyan et-Tevhidi de Yahya b. Adi hakkında.. 

"Yahya b. Adi yorumu berbat olan ve kendisini çok kötü ifade eden yumuşakbaşlı utangaç bir şeyh idi. Fakat çeşitli soruların aydınlatılması konusunda oldukça müşfik idi..." 

Yazarın Yahya b. Adi'nin epistemolojisi için ele alacağı eserleri: 

1. Mantık sanatına ilişkin dört bilimles soru hakkında.. 
2. Makale fi't-Tevhid
3. Ahlakın güzelleştirilmesi..[insanın doğal olarak tabiatindeki kötü eğilimlere uyacağını söylediği eseri]
4. Kindi'nin Hıristiyanlığın reddiyesi adlı makalesindeki hatanın teşhiri.. 


Farabi “Mantık sanatı hariç bilginin arandığı herhangi bir şeydeki hakikatin kesinliğine giden hiçbir yol yoktur.” Diyor. “Bundan Farabi’ye göre mantığın bir tür dayanak ya da Chomsky tarzında derin yapı vazifesi gördüğü anlaşılıyor.” s. 88. Aynı durum Yahya b. Adi’de de var. Aynı şekilde bilginin kurtuluşa erişmeci boyutu da hem Farabi’de hem Yahya b. Adi’de var. Yahya b. Adi “Mantık sanatıyla ilgili Bilimsel Dört Soru Üzerine” adlı eserine şu başlığı da atar: Kurtuluş Yolunda Kaybolanlara Rehber: el-Hidaye li-men Taha ilâ Sebili’n-Necat.

Mantık sanatını tanımlarken: insanın teorik bilimde hakikati yalandan, pratik bilimde iyiyi kötüden ayırdığı araçsal bir sanat diyor. “Mantık ile edinilmiş olan iyi ‘tam mutluluktur.” s. 89

Ancak mantık yolunun kendisi her zaman güvenilir değildir. Araç-beyin bozulduğunda tasavvuru da bozulur. Bu kurtuluşun kendisi için ciddi sonuçlara yol açar. Yanlış mantık sonraki hayatta ebedi mutsuzluğa yol açabilir.

Bilgi iki temel yoldan biri ile elde edilebilir:
1. Ya mantık kullanılmadan düş gücü algı ve Yahya b. Adi’nin kendi tabiriyle aklın ispatlanamayan birinci ilkeleri gibi melekeler aracılığıyla önceki bilgiye dayanılarak
2. Ya da Mantık kullanılarak önceki bilgiye de dayanılarak çıkarım kıyas ve ispatlama aracılığıyla.
Ahlakın Güzelleştirilmesi’nde de ahlak siyaset ve bilgi arasında bir bağlantı vardır. “İnsanın kötülüğe olan doğal eğiliminden ötürü düzgün yasalara ve doğru yaşayan krallara ihtiyaç son derece büyüktür.” [siyaset ahlak ilişkisi] “ahlaken iyi insanlar iyi birer kral ya da hükümdar olma kapasitesine sahiptir.” “krallar ve yasalar kötü ise .. insanların kalplerindeki kötü arzular baskın gel..ecek.. bunu.. kargaşa ortamı takip edecektir.

O halde lazım olan şey iyi tedarikli bir akıl kılığında bir kontrol biçimidir.  [siyaset, ahlak, akıl]
Buradaki akıl Platoncu anlamda nefs-i nâtıka’dır.



Kindi’ye reddiye olarak yazdığı eserinde Aristo ve Porphyrusçu etki görülür. Bu eser bağlamında “Ne bilinebilir” diye sorulursa Yahya b. Adi’nin cevabı “teslis” tir.

Tevhid üzerine İnceleme’de de Aristoteles ve –umulmadık bir biçimde- Proclus etkisi görülüyor.
“Yahya b. Adi’nin insan doğasının kötümserliğinin bir şekilde Hıristiyan ilahiyatçıların ilk günah doktrinini yansıtıp yansıtmadığı” meselesi ve Tevhid Üzerine’deki “akıl terminolojisinin teslis itikadı boyutunun da bulunduğu unutulmamalıdır.” Yazar bunu Farabi ile paralelliği ile ilişkilendiriyor. Kraemer ile alıntılayarak “Farabi’nin dini motifleri felsefi hakikatlerin birer simgesi olarak gören din felsefesiyle tutarlılık içindedir. Örneğin ibn Adi teslisin şahıslarını Aristotelesçi fikirlerin sembolik temsilleri diye yorumlar: Baba aklı; Oğul aklen bilen özneyi [âkil]; Kutsal ruh ise aklen bilinen nesneyi temsil eder.” s. 99.

Yazar Yahya b. Adi’nin Aristoteles-Yeni-Platonculuk paradigmasından çok Aristoteles-Platonculuk paradigmasını takip ettiğini belirtiyor. Ve Proclus’un da hesaba katılması gerektiğini düşünüyor. Siyaset, ahlak akıl ilişkisinde Farabi’nin tam bir öğrencisi olduğunu söylüyor.

Sicistani ve Bilgi

İbnül Kıfti’ye göre hem tek gözlü hem cüzamlıydı. Ama bu tür haberlere ihtiyatla yaklaşmak lazım. Şiir de yazmış. Ama şairliği o kadar iyi değil.

Sıvanu’l-Hikme adlı eski kaynaklara dayanan bir derleme olan bir eseri var.

Özgün olmadığı düşünülebilir. Ama İbn sina da birçok bakımdan öyledir. s. 27.

Felsefe bilgi ve yaşam arasında ilişki vurgulanır. Mesela kralların himayesine giren filozofları tasvip etmez. [entelektüel zekat s. 27 saray kültürü ile entelektüel veya popüler hikaye etkinliği arasındaki etkileşimin her zaman ayrı olmayan dört paradigmasını veya modelini ayırt etmek yararlı olacak: 1. Abbasi saraylarından türeyen egzotik paradigma 2. himayedarlık paradigması 3. Dalkavuk paradigması 4. Tevhidi’nin Zevk ve Muhabbet Kitabı’nda örnegini bulan İdeal paradigma… seçilen dört düşünürün etkileştiği 4 ana hanedanın sarayları: Hamdani, Büveyhi, Saffari, Samani… Zeydi Şiilik, İmami Şiilik, İsmaililik, Mutezilik, Sünnilik etkisi.]
 
Sicistani ruh sorusunu Platoncu Aristotelesçi Yeni-Platoncu üç ayrı başlık altında düşündüğü açıktır. Bunların nitelikleri: Platoncu ve Aristotelesçi her ikisi de rasyonel bir ruhu varsayar. Yeni Platoncu ise daha ziyade ruhun bilinemezliğini vurgular. s. 102.

4 adet bilgi derecesi bulunur:
1. Bütünüyle duyulur olan bilgi (mahsus-baht) örneğin hayvanların sahip olduğu.
2. Bütünüyle akli olan bilgi (makul-baht) bu bilgi göksel varlıklara özgüdür.
3. Hem duyulur hem de akli olan bilgi (mahsus-makul) insanın düşgücüyle ilişkilidir.
4. Hem akli hem duyulur olan bilgi (makul-mahsus) kavrayışlı insanın biraz araştırma yaparak elde ettiği bilgidir. s. 109-110.

Bilgi erdem ve iyi ahlakla erdem ve iyi ahlak kurtuluşla bağlantılıdır. s. 111

Aklın 2 boyutu var ruhi ve bedeni.. ruhi olan bilgi bedeni olan erdemi ortaya çıkarır. Ruhi olan düşünce bedeni olan erdemi kontrol eder. Bedeni olan ahlak ruhi olan bilgiyi kontrol eder.

Amiri ve Bilgi
Tevhidi ve Bilgi 

Amiri'yi Farabi'ye yalancı filozof dediği için Tevhidi'yi Yahya b. Adi'yi küçümsediği için merak etmiştim ama yazmayacam. Amiri biraz kaba imiş. Tevhidi'nin Zevk ve Muhabbet Kitabındaki entelektüel ortamdan  hayranlıkla söz ediliyor.

Yazarın Aristocu-Yeni Platoncu paradigma olarak adlandırdığı şeyin Plotinus’un sudur teorisinin yer aldığı Enneadlar’ın doğuda uzun süre Aristo’ya ait olarak sanılmasıyla olan ilgisine değinmesi bekliyordum. Ama değinmedi.

ve Yazarın girişteki yazdıkları karşılığında para alan insanları dalkavuk olarak adlandırması anakronizm olarak görülebilir. Sonuçta günümüzün entelektüel çevresi de yazdığı kitap karşılığı para alıyor.

Kitap derli toplu bir eser olması bakımından ve süreci tasvir bakımından oldukça takdire şayan.

İyi okumalar











Fusulü'l-Medenî - Siyaset Felsefesine Dair Görüşler FARABİ

Bunu Hanifi Özcan'ın Farabi'nin İki Eseri başlıklı çevirisinden okudum..

[Farabi'nin İki Eseri: Fusulü'l-Medeni, Tenbih alâ Sebili's-Saade, Hanifi Özcan. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yay., İst. 2005.]

Fusul: aforizmalar, hikmetli sözler olarak teklif ediliyor çevirmen tarafından.. Çünkü Arapça'da Fusul yazma geleneği varmış. Ebu Bekir Zekeriya er-Razi ile Meymonides'in el-Fusul fi't-Tıb adlı eserleri ile Hipokrat'a atfedilen Fusul başlıklı eserler buna örnek gösterilebilirmiş. 

Medenî: Farabi bunu devlet başkanının bir türü olarak kullanıyor. Aslında yardımcı devlet başkanı gibi bir şey. Bir dipnotta da "hizmet eden devlet adamı" diyor [s. 56, dipnot 16]. 
"devlet başkanı, siyasi sanatıyla (es-sanâ'a el-medeniyye
sultan, sultanlık sanatıyla (es-sanâ'a el-melik) sanatının nerede ve kimin üzerinde kullanılması, kimin üzerinde kullanılmaması gerektiğini ve beden için hangi tür sağlığın elde edilmesi, hangisinin elde edilmemesi gerektiğini belirler (yukaddiru)." [s. 46-47]
Farabi "ilahi insan" ile "sebu'"u açıkladığı yerde bu iki ayrımı şu şekilde kullanıyor. 
"Bu iki aş[ı]rı uç, insanlar arasında nadir bulunur. Birincisi, bulunduğunda, onların [eskiler] görüşlerine göre, onun derecesi (mertebe), şehirlere hizmet eden bir devlet adamı [medeni] olmaktan daha yüksek olurdu; hatta onun, gerçek sultan (el-melîk) olarak, bütün şehirleri yönetmesi gerekirdi..." [s. 56]

[ilahi insanın faziletli şehire HİCRET etmesi zaruridir eğer böyle bir şehir yoksa ölümü daha iyidir. Burada Farabi'nin intiharla ilgili bir şey düşünüp düşünmediği açık değil? Farabi'nin Bağdat'tan çıkışının da kişisel hicreti olarak görülebileceğini söylüyor girişte Dunlop.] 

[İbn Bacce'nin Tedbirül Mütevahhid'inde de buna benzer açıklamalar varmış?! -sebu' ve ilahi insan ayrık otu tabir ediliyordu hatırladığım kadarıyla karıştırmış da olabilirim Medinetül Fazıla'yla.]

Bu şehrin reisleri de dörttür: 
1-ilk reis-gerçek sultan: bu kişi örnek insandır. taklit edilip sözü kabul edilecek insandır. şehirleri kendi düşünce arzusuna göre yönetmek bunun hakkıdır. 

6 şartı haiz: 
a. hikmet
b. tam ameli hikmet [taakkul]
c. başkalarını ikna edebilme mükemmelliği [hitabet]
d. iyi hayal ettime mükemmelliği [şiir..]
e. bizzat CİHAD'a katılma gücü 
f. Bedeninde cihatla ilgili işlerde hazır bulunmasını engelleyen bir şey bulunmaması [tam teşekküllü sağlık raporu gibi :)]

[buradaki taakkul hitabet şiir daha öncesinde "nefsin nazari ve fikri kısımlarına karşılık gelen faziletleri" ve devamı içinde açıklandı. Buna göre:
Nefsin nazari fikri kısımlarına karşılık olan faziletleri.. 
nazari=>nazari akıl, ilim, HİKMET. 
fikri=> Ameli akıl, TAAKKUL, zihin, fikir mükemmelliği, zan doğruluğu.

Buna göre 
Hikmet: diğer bütün varlıkların varlığına sebep olan UZAK SEBEPLERİN bilgisidir. 

Ameli hikmet (taakkul): halkın akıl alarak adlandırdığı ve buna sahip olanlara akıllı dediği yetenek. 
GERÇEKTEN BÜYÜK bir iyilik faziletli ve şerefli bir amaç meydana getirmek için, yapılan şeyde en mükemmeli ortaya çıkarma ve mükemmel düşünme gücüdür. 

[[Ameli hikmet ile karşılaştırılabilecek diğer yetenekler. 
Zekilik: DAHA KÜÇÜK iyilik meydana getirmek için, yapılan şeyde en mükemmeli ortaya çıkarma ve mükemmel düşünme gücüdür. 

Kurnazlık: GERÇEKTEN BÜYÜK iyi zannedilen amaçları meydana getirmek için, yapılan şeyde en mükemmeli ortaya çıkarma ve mükemmel düşünme gücüdür. 

Hile: DAHA KÜÇÜK iyi zannedilen amaçları meydana getirmek için, yapılan şeyde en mükemmeli ortaya çıkarma ve mükemmel düşünme gücüdür.]]

Bazıları ameli hikmeti (taakkul) hikmet sanıyor ama hikmet ile ameli hikmet (taakkul) aynı şey değil. kısaca farklarını söylemek gerekirse 
Hikmet: insana gerçek mutluluğu [mâ=ne sorusunun cevabı olarak düşünülebilir]
Ameli hikmet [taakkul]: mutluluğu elde etmek için yapılması gereken şeyleri bildirir. [keyfe=nasıl sorusunun cevabı olarak düşünülebilir]  ]

2. en iyi/faziletlilerin idaresi.. 
yukarıda sayılan altı şart bir kişide bulunmaz ama farklı farklı kişilerde toplanırsa [mesela biri hikmette, biri ikna ve hayali etki bırakma gücüne sahiptir gibi..] bu kişiler gerçek sultanın yerini alır. 

3. 2. grup idarecilerin de olmadığı durumda MELİKÜ'S-SÜNNE (KANUNA GÖRE SULTAN) yönetimi.. 

Bu kişi şu özellikleri taşır: 
a. es-Sünen'i bilmek [es-sünen: ilk imam kabul ettikleri ve şehri yönetirken uyguladıkları eski kanun ve adetler]
b. süneni uygulanması gereken yerleri mükemmelce ayırt edebilmek (daha öncekilerin amaçları gözönünde bulundurularak)
c. sözlü (el-mahfuza) veya yazılı (el-mektube) olan eski adetlerde (sünen) yine oradaki sünen örneğini taklid ederek açıklığa kavuşturabilme gücüne sahip olmak. 
d. şehrin imamını korumak için, sünende bulunmayan meydana gelen olaylar hakkında ameli hikmet (TAAKKUL) sahibi olmak. 
e. hitabet. hitabet ikna ve hayal gücü etkisi mükemmelliğine sahip olmak. 

Melikü's-Sünne'nin yönetimine kanuni sultanlık: milken sünniyyen [Milk-i Sünnî ?] denir. 

4. 3. deki şartları tek başına toplayan bir kişi bulunmazsa bu özellikleri haiz ayrı ayrı kişiler toplanıp melikü's-sünnenin yerini alan bir yönetim kurarlar. Bu topluluğa (RÜESAU'S-SÜNNE) denir. 

Farabi medeni ve melik'i ayırdıktan sonra doktor ile bu ikisini birbirine paralel olarak işliyor. Beden doktorun alanı olduğu gibi Nefis de medeni ile melik'in alanı olmuş oluyor. Melik'in iyi yönetici olabilmek için Nefisi bilmesi gerekiyor. Bundan sonra "Tedbir-i menzil=ev ekonomisi/yönetimi" ni de bilmesi gerekiyor çünkü ev ile devlet de birbirine paralel. "Menzil" "Medine"nin bir parçası.. şehirde ev ne kadar iyi yönetilirse şehir de o kadar iyi yönetilir.. ve "doktor nasıl hasta organı bütünle, irtibatlı olduğu organlarla, çevre organlarla beraber düşünüyorsa devlet adamı da insan olsun aile olsun toplumun her parçasını bütünle ilişkisi içinde ele almalı." 

"İnsan küçük alemdir" fikrinin çok bariz olduğu görülüyor. 

[Alakasız bir bağlantı da organ nakli ile ilgili.. Bizim devlet anlayışımızla beden anlayışımız birbirine paralel olduğu için devletler arası toprak veya kurum nakli  nasıl zorsa organ naklinin kabulü de o kadar zor. Bedenin kutsallığı da düşünülebilir; farklı bir bakış açısı ama]  

Nefis medeni ve melik tarafından bilinmeli demiştik.. 


Nefsin 5 melekesi vardır. (hey’et) el kuva ve’l-eczâ
1.      El-gazi-besleyici kuvvet- besinde besinle veya besinden kaynaklanan belli bir fiili yapan melekedir. Besin:
·         ilk (evvel) ekmek, et gibi henüz sindirilmeye başlanılmamış olan her şey
·         Orta (evsat) kan meydana getirmeye hazır oluşuma gelinceye kadar midede ve bağırsaklarda işlenen ve sindirilen besin ve bizzat kan olmak üzere 2 ye ayrılır.
·         Son (ahir) kendisiyle beslenen organa benzer hale gelecek derecede sindirilen besindir.
[aslında besleyici melekeler organlarda meydana gelen kanı o organa benzer hale gelinceye kadar parçalayan melekedir.]

Besleyici meleke içinde yer alan yardımcı melekeler
a)      Sindirim melekesi (el-kuvvetu’l-hâdime): birinci tip besinleri kan meydana getirmeye hazır hale gelinceye kadar mide ve bağırsaklarda parçalayan sonra da bu hazırlanan şeyleri kan haline dönünceye kadar mesela karaciğer işleyen melekedir.
b)      Büyütme melekesi (el-kuvvetu’l munmiye): gelişme esnasında- her organ için mümkün olan en yüksek miktara ulaşıncaya kadar bütün kısımlarında organların sayısını besin vasıtasıyla arttıran melekedir.
c)      Üretme melekesi (el-kuvvetu’l müvellide) son tip besine yani kana yakın olan besinin fazlasından beslenmesi dolayısıyla fazlalığın ortaya çıktığı cisme (tür bakımından) benzeyen diğer bir cisim meydana getiren (tef’alu) melekedir. 2 çeşittir. Dişi yeni doğan canlının maddesini veren erkek suretini veren
d)      Çekici meleke (el-kuvvetu’l-cazibe) besini bedenle temas edip karışabilecek şekilde bir yerden bir yere çeken melekedir.  
e)      Tutucu meleke (el-kuvvetu’l-mâsike) besini içerisinde meydana geldiği bedenin damarında koruyan melekedir.
f)       Ayırt edici meleke (el-kuvvetu’l müneyyize) her organa kendisine uygun olanın nüfuz edebilmesi için besinin fazlasını ve (besinin türlerini) ayırt eden melekedir.
g)      Defedici (dışarı atan) meleke (el-kuvvetu’d-dâfia) farklı fazla besin türlerini bir yerden diğer bir yere atan melekedir.

2)      Duyu melekesi (el kuvvetu’l-hâsse): beş duyudan biri vasıtasıyla herkesçe bilinen şeyleri idrak eden (algılayan) melekedir.
3)      Muhayyile kuvveti (el-mütehayyile) duyularla algılanabilen nesnelerin (mahsusat) izlerini(rüsüm) duyuların işleminden geçtikten sonra koruyan melekedir.
       Besleyici meleke ile muhayyile kuvvesi diğerinden farklı olarak uykudayken de faaliyet gösterir.
4)      Arzu etme melekesi (el-kuvvetu’n-nüzuiyye) canlının bir şeye cezp edilmesini ve neticede ona karşı istek ve nefret duymasını, talep×kaçma, tercih × kaçınma, öfke×memnunluk, korku×cesaret, zulüm×merhamet, sevgi×nefret… gibi nefsin diğer arazlarının meydana gelmesini sağlayan kuvvettir.
Bu melekenin vasıtaları; kendisiyle bedenin bütün organlarının hareketlerinin kolaylaştırıldığı diğer bütün melekelerdir. Örneğin bacakların yürüme melekesi olması gibi…
5)      Düşünme melekesi (el-kuvvetu’n-nuhka) kendisiyle insanın düşündüğü, aklettiği melekedir. İnsan ilim ve sanatı onunla elde eder. Fiillerin güzel ve çirkin olduğunu onunla ayırt eder. 


Kitap ahlak kitabı da sayılabilir.. Aslında ahlaka melik ve medeni'nin görevleri açısından değinilir buna göre melik veya medenî'ye düşen görev faziletleri mutedil-mutavassıt yapmaktır. 


Faziletler: 
a)      Nutkiyye: akli faziletler= hikmet, akıl, akıllılık, zeka, anlayış mükemmelliği (cevdetü'l-fehm) nefsin aklî kısmının faziletleri.. [NEFSİN 5. KUVVESİ EL-KUVVETÜ'N-NÂTIKA'nın]
b)      Ahlakî faziletler= iffet, şecaat, cömertlik, adalet gibi arzuyla ilgili kısmın (cüzü'n-nüzûî NEFSİN 4. KUVVESİ EL-KUVVETÜ'N-NÜZÛÎ'nin) faziletleri.. 
olmak üzere 2'ye ayrılır. 

Ahlaki fazilet veya reziletler doğuştan gelmez.. doğuştan ancak fazilete veya aşağılıklara mütemayil [temayül] ve hazır olarak doğulur.. Mütemayil olduğu davranış [ki buna istidad denir] alışkanlıkla sürekli hale getirilirse kendisinden fazilet veya rezilet ortaya çıkan bir HEY'ET (durum) meydana gelir kişide. Bu heyet'e fazilet veya rezilet denir. 

Bir insanın tamamen fazilet veya rezilete mütemayil ve hazır olarak dünyaya gelmesi imkansız değilse de zordur. Tamamen fazilete mütemayil olarak dünyaya gelmiş bu (bilkuvve) temayüllerini  alışkanlıkla (bilfiil) HEYET haline getirmiş ise bu kişiye eskiler ilahi insan derdi. Tamamen reziletlere-kötülüklere mütemayil olarak dünyaya gelmiş ve bu (bilkuvve) temayüllerini alışkanlıkla bilfiil heyet haline getirmiş insanlara eskile kötülüğünün büyüklüğünden dolayı HİÇBİR AD VERMEMİŞLERDİ [bir şeye isim vermek onu değerli yapıyor.. bu aslında çok önemli]. bazıları da sebu' derdi. Bu iki aşırı uçun bulunması ne kadar zorsa da imkansız değildir. bulunursa (yukarıya bak) ilahi insan melik olur.. sebu' ise hiçbir medinede bulunmamalı sürülmelidir.

(Mütemayil ve hazır olarak doğulan) tabii istidatlar ve Heyet haline gelmiş davranışların: 
bazıları nefiste onların yerine onlara zıt olan durumlar konulmak suretiyle adet ile tamamen yok edilebilir 
bazılarının gücü kırılabilir zayıflatılabilir azaltılabilir. 
bazıları ise ne yok edilebilir ne zayıflatılabilir. imkansızdır. BU KİŞİLER ŞEHİRLERDEN ÇIKARILIR.. 

Melik ve Medeni'ye düşen görev kötülüğe mütemayil olarak dünyaya gelenlerin kötülüklerini yok etmek veya zayıflatmaktır. Heyetin ortadan kalkması zordur. ve şehirlerden çıkararak mutedil-mutavassıt-ortaya ulaşabilir. 

Mutavassıt 2'dir: a)      Mutavassıt fi nefsihi [kendinde orta]: 2 ile 10 un ortası altıdır. b)      İzafî orta: bir çocuk için mutedil-mutavassıt gıda bedeni büyüdükçe değişir. Ahlakta kullanılan orta işte bu ikinci ortadır. 

Yine bir doktor melik paralelliği:
gıda ve ilaçlardaki ortanın.. 
çoğu zaman çoğu kimseler için orta ve mutedil olanı [bir ilacın dünyadaki herkes için aynı etkiyi yapması]
bazen belirli bir zamanda bir grubun dışında diğer bir grup için mutedil olanı 
bazen de ister uzun ister kısa ayrı ayrı zamanlarda ayrı ayrı bedenler için mutedil olanı vardır.. 
Bu orta'ya DOKTOR karar verir ortaya koyduğu şey TIP'tır.

Bunun gibi fiillerin de ortası var.. 
çoğu zaman çoğu insan hatta bütün insanlar için [cömertliğin iyiliği]
bazen belirli bir zamanda bir grubun dışında diğer bir grup için 
bazen de herhangi bir zamanda değil belirli bir zamanda bir insan için mutedil olur [İngiliz hukuku örnek olarak düşünülebilir.

İzafi orta'yı sayıyla ifade etmenin yanlışlığının farkındayım ama yine de şekle dökülebilir.. [Bu arada farkındalık'ın fiil haline dökülmedikten sonra hiçbir anlamı olmadığı da bu kitabın son paragraflarından çıkarılabiliyor. Farabi'den alıntı ile ifade edersek: "gafil ile mütegaffil'in elde ettiği sonuç aynıdır... Dikkatsizlik taslayan (mütegaffil: tefa'ul babının zoraki olmak özelliği ile beraber düşünelim) kişi, gerekeni yapmadığında, farkında olmadığı şeyi bilmesi, kendisine yarar sağlamadığı gibi, gerektiği gibi hareket etmediğinde, bilmediği şeyin farkında olmayışı da dikkatsiz insana zarar vermez." [s. 138] ama şekle dökmek faydalı olduğu için sakınca görmüyorum. 

Şekil 1. Ahlaki fiillerde orta-mutavassıt-mutedil.  

Fiillerdeki mutedilliğe karar veren şehrin yöneticisi (medeni) ve sultandır. sanaatul medeniyye ve mihnetül Melikiyye bu sanatın adıdır.. 

"İnsan kendi kendine de fiildeki mutedilliği ortaya koyabilir. Bunun nedeni siyasi sanatın (es-sanaatu'l-medeniyye) bir kısmı üzerinde bir güce sahip olmasıdır. Ama bütünle ilişkisini düşünmeyip yanlış teşhis koyarsa bozuk bir siyaset sanatının bir kısmıyla iş yapmış olur." Burada aklın yerine siyaseti koyması ilginç. Ama ileriki aşamada doğru ile yanlışı ayırtetme gücüne yine akıl diyor.  

Girişte Dunlop'un kitap ile ilgili yazdığı bir yazı var.. Fusulu'l-Medeni'de Farabi'nin cihat ve hicrete yaptığı vurguyu dikkate değer görüyor Dunlop ve "cihad'a yapılan bu çarpıca atıflar, şüphesiz, sadece rastgele yapılmış atıflar değildir; fakat daha doğrusu, esas itibariyle, farklı bir görüş noktasına dayanır. Biz, tabii olarak, Farabi'nin hayatı boyunca, alışılmış anlamı içerisinde, cihad'la kastedilen olduğu tahmin edilebileni araştırırız. Bunun gibi, biz, Farabi'nin Eflatun'un, Kanunlarının veya Politicus'unun incelemesinden elde ettiği anlaşılan "Kanuna göre Sultan" [Meliküssüne] teriminin aynı zamanda, o yüzyılda bir karşılığının bulunup bulunmadığını araştırabiliriz." diyor. 

Yine kitapta insanın hayat tarzları (siyer) ile yönetim şekilleri arasında bir paralellik var. mesela zorbalığa (tahakküm) dayalı hayat tarzları ile (seyyirü't-tegallüb) zorbalığa (tahakküm) dayalı siyaset (siyasetü't-tegallüb) aşağılıkta birbirine paralel ve en aşağı. 
Yazma sanatı ile tecrübeye dayanan kuvvet tipleri (el-kuvvetü't-tecribiyye) paralel. yazma sanatı aşağılık bir insanın elinde ne kadar kötü sonuçlara yol açıyorsa ise el-kuvvetü't-tecribiyye de aşağılık yönetimde aynı sonuçlara yol açar. 

el-kuvvetü't-tecribiyye'yi ameli hikmete sahip kişi (taakkul) kullandığında bilfiil ruesa seviyesine çıkar. 
el-kuvvetü't-tecribiyye'yi en aşağılık devlet yönetimindeki taakkula sahip ilk reis kullandığında en aşağı seviyeye düşer. 

,Ayrıca kitapta dikkate değer Nazari bilgi elde etme aşamaları -buraya dönebilirim ama yorucu şimdilik- ile kendisine vahiyle ameli bilgi verilen  [peygamber] ile nazari bilgi sahibi ve kahin [mümkün bilgilerin bütününe sahip değil] arasındaki farkın anlatıldığı bir bölüm var. o ondan çok da aşağı değil diyor sonuç olarak. Kindi'de bu kadar açık değildi. Hatta Kindi'yi kelamcı olarak görenler de vardı bu yüzden

69. prf'ta 105. sayfada kötülük problemi ile ilgili açıklaması var. İradi olan davranışlarda sadece kötülük var diyor. Biraz Mutezili. İnsan kendi fiilerini yaratır anlamında. 

Zaten buraya kadarkilerden anlaşıldığı kadarıyla kavramları açıklamayı çok iyi yapıyor Farabi. bu açıdan da okunabilir. Açıklamalarını buraya yazmadan bu kitapta geçen kavramlara değineceğim kısaca.. 

Nazari akıl.
Bilgi-ilim
Gerçek bilgi (el-ilmü'l-hakiki) değişmeyen şeylerin bilgisidir. Değişenler için kullanıldığında mecazen kullanılır. 
Gerçek sultan.. Sultanlık maharetiyle sultandır. 
hikmet
Ameli akıl. -umumun tecrübesi-
Ameli hikmet (taakkul)
Doğru görüş (ez-Zannus-Savab) 
Zihin -bir çeşit ameli hikmet (taakkul) dur. 
Fikir Mükemmeliği (cevdetü'r-re'y) bu da bir tür ameli hikmet (taakkul) -sürekli doğru söylediği kesinleşen -öncesinde hep olumlu övücü sonuçlar görülmüş- kişinin sözleri. 
el-gumr: basit insan
el-hayran: şaşkın insan
el-humk: ilk bakışta akıllı zannedilse de ahmaktır. 
sür'at-i intikal. anlayış çabukluğu. 
hitabet: kurnazlar kötü şeyde kullanır. yani eline geçen kişiye bağlı. 
Şiir: 3 iyi 3 kötü türü vardır. 

övülen 1. ilahi şeyleri, faziletleri, kötü işlerin yerilmesini kapsayan şiirler. 
övülen 2. nefsin kuvvetle ilgili arazlarının (öfke kibir zulüm küstahlık)  mutedilleşmesini (bk. resim ifrat) yok edilmesini kırılması amaçlayan
övülen 3. nefsin zaaf ve gevşeklikle ilgili arazlarının (şehvet adi lezzetler koku endişe keder mahcubiyet lüks yumuşaklık vb.) (bk. resim tefrit) mutedil hale gelinceye kadar düzeltilmesi. 

yerilen şiir türleri bu üç türün tersi

Faziletli şehrin bölümleri 5 tir. en faziletliden aşağıya doğru:

1. hukema (hikmet), ameli hikmete sahip olanlar (taakkul), büyük meseleler hakkında görüş sahibi olanlar (cevdetürrey)
2. din görevlileri (hameletüddin) [ gibi mesleklerinin amacı ilk fırsatta para kazanmak olmayan kişiler ile  sakatlara ayrılan iki udde (uddeteyn): maaşın, fonun nereden geleceği hususunda da açıklama yapılıyor [s. 99 vd.] bu bağlamda savaşların neden yapılması gerektiği de açıklanıyor mesela zaferden zevk aldığı için veya galibiyet için veya kişisel gazaptan dolayı yapılan savaşlar haksız savaş olarak niteleniyor ama yapılan açıklamalar şu anda yapılan savaşların oraya medeniyet götürmek vs. gibi nedenlerini de açıklayabilir çünkü savaş nedenleri arasında "bir kavmi iyiye sürüklemek ve zorlamak" da var.] ve yorumlayanlar: hatipler (hitabet) edipler müzisyenler şairler katipler ve bunlardan sayılanlar. [Bu kişileri şehrin ikinci değerlileri olarak görmek de ilginç.]
3. Mukaddirun-takdir edip değerlendirenler: muhasebeciler, mühendisler, doktorlar, müneccimler. 
4. Mücahitler ordu bekçileri, koruyanlar, güvenliği sağlayanlar.. 
5. Mal mülk sahipleri: çiftçiler, çobanlar, tüccarlar vb.  

Haklı savaş nedenleri:
[dış]
a. ya şehre dışarıdan gelen düşmanı uzaklaştırmak.
b. şehrin dıştan hakettiği bir iyiliği onun elinde bulunanlardan almak. 
c. Kendileri için en iyi olanı bilmeyen ve sözlü davete icabet etmeyen bir kavmi iyiye sürüklemek ve zorlamak. 
[iç]
d. Köle olması gerektiği halde boyun eğmeyenlere. 
e. Şehir halkından olmayan ve kendilerine karşı şehrin kazanılmış bir hakkı olduğu ama bu hakkı ödemeyen kişilerle [vergi, zimmi?] 

Varlıkla ilgili ilk bölümlemeler 3'tür: 
Mevcut olmaması mümkün olmayanlar.. [cevher ve tabiat bakımından a. semavi olanlar: tabiat ve cevherinde belirli bir zamanda mevcut olarak ve orada başka bir şekilde olması mümkün olmayacak şekilde olan b. ruhani olanlar: herhangi bir zamanda mevcut olmaması asla mümkün olmayan .]
Mevcut olması asla mümkün olmayanlar. 
Mevcut olması veya olmaması mümkün olanlar. [Maddi olanlar [heyulani]]