22 Nisan 2014 Salı

Yunanca Düşünce Arapça Kültür, Dimitri Gutas

Dimitri Gutas, Yunanca Düşünce Arapça Kültür, çev. Lütfü Şimşek, Kitap yayınevi, 5. basım. 2011.

Çeviri hareketini ortaya çıkaran maddi koşulların temeli 2 olayla atıldı:
1. İlk Arap fetihleri
2. Abbasi devrimi

1) İlk Arap fetihleriyle doğu batı sınırları ortadan kalktı, sınırların ortadan kalkmasıyla doğu batı arasındaki ticaret gelişti, tarımda da doğudan batıya yeni bitki türlerinin düzenli olarak aktarımı yapıldı. Tarım devrimi alt sınıftan insanları bile etkiledi. İlk Arap fetihlerinin sonuçlarından biri de Çinli tutsaklardan kağıt yapımının öğrenilmesiydi.
Hıristiyanlar açısından doğu batı sınırının kalkması Kadıköy (Halkedon) konsilinde alınan dışlayıcı kararların etkisinin ortadan kalkıp Ortodoks hıristiyanlar ile Nasturi, Monofizit hıristiyanlar arasında etkileşim olmasının önü açıldı.
Halkedon etkisi Ortodoks hıristiyanlarının Yunanca konuşmalarına rağmen Helenizm karşıtı olmaları, Süryani ve Nasturi Hıristiyanlarda ise ılımlı bir Helenizm tutumu olmasına yol açtı ??
İlk Arap fetihlerinde, öncesinde zaten çeviri yapılan ilmî merkezlerin ele geçmesi de  çeviri kültürünün aktarılmasında rol oynadı.

2) Abbasi devrimi ile başkentin Şam’dan Bağdat’a taşınması da Bağdat’taki Zerdüştçü imparatorluk ideolojisi dolayısıyla zaten yapılmakta olan çeviri hareketinin benimsenmesine yol açtı.
Zerdüştçü imparatorluk ideolojisi: Bütün ilimler Avesta’dan çıktı. (İskender İran’ı yakıp yıktı, Dara’nın özenle sakladığı kitapların bazılarını çevirtip asıllarını yaktırdı ((bu da çok ilginç bir tutum)) Bu kitapları kendisiyle beraber Yunan’a götürdü. Yunan bilimi de bununla gelişti. Özellikle astronomiyi dinî bir ilim olarak gören İranlılar sonraki dönemlerde din dışı ilimleri de buna katarak dünyanın her yerine dağılmış haldeki Avesta metinlerini topladılar. (Denkard) Çeviri de bu ideolojinin bir parçası ve zorunlu sonucu.

Kindi’de bu Zerdüştçü imparatorluk ideolojisinin Arap şekli vardır. Buna göre Yunan ile Kahtan (Araplar ile yunanların atası) iki kardeştir ve Yunanlılardan çevrilerek alınacak olan bilgi aslen Kahtan’dan alınmıştır. Dolayısıyla yabancı bir şey almıyoruz, bizim olan bir şeyi alıyoruz.

Şam’ı merkeze alan Emeviler, Roma yapısını kullanıyorlardı. Bu yüzden dönemin Hıristiyan bakış açısı yüzünden Bizans’tan gelen Helenizm karşıtlığını da aynen benimsediler. Başkenti Bağdat’a taşıyan Abbasiler ise orada kendilerine meşruiyet zemini bulmak zorundaydılar. O yüzden İranlıların yapısını ve ideolojisini benimsediler. Bununla imparatorluktaki “İran” unsuru gözünde meşruiyet kazanmış oldular. Ama tamamen onlara tabi olmadılar Bağdat şehrini kurarak. (Bağdat şehrinin yuvarlak olup merkezde halifenin olması da farklı şekillerde yorumlandı. Yine tamamen İranlıların kozmoloji anlayışına uygun olarak inşa edildiği ile Merkezî otorite siyasetinin güdülmesi iki farklı yorum)

(astroloji ve astronomi İran’da dinî ilim olarak algılanıyor, İlk yapılan çevirilerde astroloji ve astronominin genişçe yer alması.)

(Çeviriler aslında ilk olarak İran üzerinden gelmeye başladı. sonraki dönemlerde Pehlevice’ye çevrilmiş yunanca metinlerin asıllarına gidildi. Süryanice üzerinden giren Yunanca metinler de bazı ilmi merkezlerde önceden yapılan çevirilerdi, Hıristiyan Nasturi ve süryanilerin etkisi üzerinde o kadar da çok durulmuyor. Ama Huneyn’in kitaplara baktığı yerler kiliseler vs. aracılığıyla aslında Bizans Arap dünyasındaki çeviri hareketinden haberdardı deniliyor. --Sanırım uygulamalı bilimler -astroloji matematik (yer ölçümlerinde, feraizde kullanılıyordu) vs- ilk önce İran -Pehlevice, Zerdüştlük- üzerinden girdi, ama mantık gibi teorik bilimler Nasturi, süryani Hıristiyanlar aracılığıyla girdi. Bunda Mehdi dönemindeki evrensellik politikasının etkisi ile diğer dinlere karşı İslam’ı savunma -diyalog- etkisi vardı. Topika’yı çeviri emri vermesi de bunun göstergesi-- ((bu sonuncu örnek kitapta Mehdi bölümünün ilk sayfasında var)). )

MANSUR

(İlk Abbasi halifesi Sultan Mansur Hazreti Peygamber (sav) in soyundan olmakla, Şii ve Sünnilerin gözünde meşruiyet kazanmış (yani bunu propaganda malzemesi olarak da kullanmış, İran ideolojisinin benimsenmesi de tamamıyla siyaset, diyor sanırım yazar). İranlılar için de “Biz bu toprakların gerçek varisleriyiz” tutumu içinde olup kültürlerini kendi kültürleri içinde mezcetmiş.)

MEHDİ VE OĞULLARI

Toplumsal dinsel söylem ve çeviri hareketleri
Dinlerarası söylemin ivedi gereksinimleri,
Abbasiler evrenselcilik -dine döndürme, davet, ihtida, tek doğru olduğu anlayışından çıkıyor (((bunu bu döneme hasretmesi ilginç)))- ve eşitlik -Arap olmayan Müslümanlar ile Arap müslümanlar eşittir- politikası güdünce Müslüman olmayan kimselere karşı İslam’ın anlatılması ve savunulması ihtiyacı ortaya çıkıyor. Mehdi bizzat Topik’in çevrilmesini emrediyor. Çeviren psikopos?la da bir tartışma oturumu yapıyor uygulamalı olarak. ((Bu metnin cedel kurallarının çok iyi bir uygulaması olduğunu söylüyor yazar, Platon’un diyaloglarından biri üzerinde tartışma kurallarını araştırmak yerine bu metin üzerinden bakılabilir.))

Hıristiyanlar ve diğer dinlerle polemikler bu dönemde oldukça fazlalaşıyor. Hıristiyanlar bu tarz tartışmalara daha önceden başladıkları için tecrübelilerdi. O yüzden mantık eserlerinin çevrilmesinde bu politika ile diğer dinlerle tartışmalar etki etmiş olabilir. ((yine uygulamaya yönelik))

((Burada kullanılan dinlerarası diyalog, cedel-tartışma kuralları çerçevesinde Müslümanlar ve diğer dindeki insanların kendi dininin hak olduğunu ispatlamaya çalışması şeklinde anlaşılıyor. Günümüzde kavramların değişmesi işlevi de farklılaşmış gibi algılatsa da sanırım hala aynı anlama geliyor!!!!!!!!!! yani dinlerarası diyalogda yer alması gereken kişiler halktan ziyade kelamcılar. dinlerarası diyalog’un farklı seviyeleri vardı hatırladığım kadarıyla ama amaç anlaşıldıktan sonra radikal ılımlı olması sonraki aşamada bilinmesi gereken bir şey))

MEMUN DÖNEMİ

Harun Reşid kendisi öldükten sonra yerine oğullarından önce Emin sonra Memun geçecek şekilde “Mekke protokolü” denilen bir vasiyet bırakmış. Memun Merv’e atanmış, -orada İran Zerdüştleri bulunuyor, bunun annesi de İranlı olduğu için Memun’u pek seviyorlar. Memun üç yıl sonra kardeşi Emin’i öldürüp kral oluyor, başkenti Merv’e taşımaya çalışıyor ama kardeşi Emin’i öldürmesi Müslümanlar arasındaki meşruiyet zeminini epeyce kaydırdığı ve zaten İranlılar arasındaki meşruiyetini sağlamlaştırdığı için Zerdüştçü ideoloji yerine İslam ideolojisini geçiriyor. (Bermekilerin gözden düşmesi ile ilgili bir olayın etkisi de varmış. bundan sonra Zerdüştçü ideoloji ve astrolojiyle ilgilenmeyi bırakıp İslamcı ideoloji’ye yöneliyor)
Memun Ardeşir gibi davranırmış. Onun halk arasındaki dini liderlerin kontrol altına alınması gerektiği konusundaki tavsiyesine uymuş. Mihne’yi de buna dayandırıyor yazar.
Memun kendisini dinin koruyucusu olarak kabul ettirmeye çalışıyor.
(Memun’un iç politikası Mihne, çeviri temelinde ise Aristo rüyası üzerinden yorumlanabilir. rüyasında Aristo’nun verdiği cevaplardan biri önemli. Rey’in yerine Akl’ın konması Felsefenin İslam hukukunun üstüne yerleşmesi demekmiş.)
Memun dışta da sert tutum içinde. Bizans’a dinî eleştiriler yapıyor. Bu eleştirilerden biri de Helenizm’e önem verilmemesi. Bizans karşıtlığını Helenizm hayranlığıyla yapıyor yani.

(Merkezi otoritenin gittikçe yaptırımını artırarak güçlenmesi.
Mansur’un izlediği politika; İranlı Zerdüşt ideolojisinin takip edilmesi. (tek elde toplamaya çalışma, mesela İmam Malik’e hadis kitabının tek kitap yapılmasının teklif edilmesi)
Mehdi’nin izlediği politika: evrenselcilik, dine döndürme.
Memun’un izlediği politika: İranlı Zerdüşt ideolojisinin İslam ideolojisine dönüştürülmesi. Mutezile kelamının konulup Mihne yöntemiyle bunun devlet tarafından kontrol edilmeye çalışılması.)

(Emeviler Arap kültürü politikası izliyorlardı. Müslüman olmalarına rağmen Arap olmayanlar “Mevali” olarak farklı bir değer görüyorlardı. Ama Abbasilerin yeni politikasına göre Arap kültüründen ziyade Arapça kültürü öne çıktı. Arapça’ya tercüme hareketleri de bunun bir göstergesi. koine (ortak) dil oluşumu. s. 182)

Çevirilerde çevirinin kim için yapılacağı önem taşıyordu. Ona göre açıklamalar ekleniyor bazı gereksiz sayılan yerler çıkarılıyordu.

Kitapta geçen bazı “efsane”ler. (Yani yazarın şimdiye kadar yanlış bilinenler dediği şeyler)

1. Beytülhikme efsanesi. Aslında Beytülhikme adında tercüme hareketlerinin kendisi merkezinde yapıldığı bir kurum yoktu. Sadece İbnünnedim bahseder buradan. Bahsettiği yerden de anlaşıldığı kadarıyla burası Yunancadan değil Farsça’dan çeviri -de- yapılan, kralın okuması için çevrilen eserlerin bulunduğu bir tür saray kütüphanesi olduğu anlaşılıyor. (Burada temellendirme yaparken lafzî olarak önemsizleştirmeye gidiyor. Mesela “Farabi şu kitabı yazdı ama bu o kadar da önemli bir şey değil” der gibi kendisi önemsizlik yüklüyor. Okuyucuyu bir yerde ikna etse de bazı meselelerin üzerine gitmemiş kendi teorisini desteklemek için. Bunu Goldziher’in eski ortodokslar Helenizm karşıtıydı tezini çürütmek için de yapıyor. Goldziher’i eleştirdiği hataya kendisi de düşüyor. Sadece belirli bir kesimi merkeze almış. Ortodoksluktan ne anlaşılması gerektiğini yazmadığını söylüyordu mesela Goldziher için.)
2. Memun döneminde başladı tercüme hareketleri, sadece “alıcı” olarak rol oynadılar. sonraları “üretim” aşamasına geçildi. Aslında böyle bir şey yok. Mansur döneminde başladı çeviri hareketleri. ve tamamen ihtiyaç duyulan şeyler çevrildi. UYGULAMAda işe yaraması temel öncelikti. (Çevirinin memun döneminde başladığı hakkındaki yanlış kanının temelinde Memun’un propagandaları yatıyor, propagandaların işe yaradığının kanıtı.)
3. Goldziher “eski ortodokslar Helenizm karşıtıydı” tezi tamamen yanlış. tarihsel bağlamı çok dikkate almamış Goldziher. Nitekim eğer İbn Teymiye’nin vs. yaşadığı ortamı dikkate alsaydı onların karşı çıkışlarının sadece çevirilerin Abbasileri “çağrıştırmaları” olduklarının görürdü.
(felsefe karşıtı hiç kimsenin olmaması çok garip “çeviri hareketiyle alınan Yunan biliminin tartışmasız kabulü” s. 92, mesela o dönemin entelektüelleri çeviri hareketini ya destekliyorlardı ya da duyarsızdılar diyor. yani üçüncü bir karşı çıkma hizbi yok. --o dönemde karşı çıkılan çevirinin kendisi değil çevrilen tek tek eserlerden bazılarıydı. sanırım yazarı böyle anlayabiliriz.--)
4. düz tarih anlayışı. çeviriler başlarda kabaydı, kelimesi kelimesineydi, lafzî idi. sonra mana çevirilerine dönüştü. Bu tamamen yanlış. Her çeviri kendi bütünlüğü içinde değerlendirilmeli. Mesela Huneyn çevresinde yapılan çevirilerde dikkat edilen şeyler ile Kindi çevresinde dikkat edilen şeyler tamamen farklı.

Çevirmenler ve çeviriler.

Abbasi halifeleri ve aileleri; mutasım, Ahmed.
Saraylılar: Beni müneccim ailesi…
Devlet memurları (katipler vs.): Bermekiler, Tahiriler, Zeyyat (zeytinyağı tüccarı), el-Cerrah ailesi.
bilginler ve bilim adamları: Buhtişu, Maseveyh, Tayfuri aileleri. çeviri yapanların kendileri.

Batı için faydaları

Yunan bilimlerinin evrenselliği fikrini oluşturdu sonraki Batılılar vs. için.
Majiskülden miniskül yazıya geçildi.
Asıl Batı uyanışına öncülük etti. Hümanizm, rönesans….


1 yorum:

  1. ödevim için yazınızdan alıntılar yaptım helal ediniz insallaH

    YanıtlaSil